Yosemite Ulusal Parkı

Yosemite Ulusal Parkı

Apple OS X Yosemite Wallpaper

Kaliforniya’nın kalbinde, Sierra Nevada dağ bölgesinde bulunan Yosemite Ulusal Parkı tepelerden şiir gibi akan şelaleri, dev Sekoya ağaçları, parlatılmış gibi duran granit zirveleri ve ayna gibi gölleri ile Amerika’nın en ünlü parklarından biridir. İlk 1984 senesinde koruma altına alına park Unesco Dünya Mirasları Listesi’nde bulunmaktadır. Sahip olduğu manzaralar öylesine nefes kesicidir ki Apple, işletim sistemlerinden birinin adını Yosemite koyarak parkın fotoğraflarını duvar kağıdı olarak koymuştur. Milyonlarca sene süren buzullaşma ve buzulların erimesi sonucu oluşan erozyonlar sarp kayalıkların ve kayalıklardan gürül gürül akan şelalelerin oluşturarak dünyada eşine az rastlanır güzellikte bir coğrafya oluşturmuş. İçerisinde dağ aslanlarının, vaşakların, bozayıların, geyiklerin ve sayısız canlının barındığı ve vahşi yaşamı doya doya gözlemleyebileceğiniz Yosemite her sene 4 milyona yakın ziyaretçiyi çekmektedir.

 

Nasıl gidilir?

Sierra Nevada dağlarının çevrelediği Yosemite’ye Los Angeles’dan arabayla yaklaşık 6 saatSan Francisco’dan 4 saat, Las Vegas’dan ise 7 saat süren bir yolculuk sonrasında ulaşabiliyorsunuz. Amerika’da yollar düzenli ve anlaşılır olduğundan Google Maps kullanarak gitmek istediğiniz yere rahatlıkla gidebilirsiniz. 3000 km2 büyüklüğündeki parka vardığınızda merkezi bir noktasına ulaşmak için bir saat süren tek şeritli ve kıvrımlı bir yoldan geçiyorsunuz. Parka giriş ücreti araba başına 30 Dolar. 

”Dağlar beni çağırıyor ve gitmeliyim.” John Muir 

 

Nerede kalınır?

Çoğu zaman dolu olan park senenin her dönemi kampçıların, trekking yapanların ve doğa severlerin akınına uğruyor dolayısıyla erken plan yapmak önemli. Parkın içinde veya dışında konaklayabilirsiniz fakat parkın içinde kaldığınızda içeriye girmek için bir saat süren yolu çekmediğiniz için zaman kaybetmiyorsunuz. Parkın içerisinde birbirinden güzel dağ evleri bulunuyor ve bu evleri günübirlik olarak Airbnb’den kiralayabiliyorsunuz. Bir başka seçenek ise parkın içindeki otel ve pansiyonlar. The Majestic Yosemite Hotel ve Tenaya Lodge Yosemite’nin en iyi otelleri arasında. Kamp yapmak isteyenler internetten rezervasyon yaptırabilir veya rezervasyonsuz -ilk gelen kapar- sisteminin uygulandığı kamp alanlarında kalabilir. Biz ise birkaç aile parkın içinde kenarından nehirlerin aktığı büyük bir kulübe kiraladık ve çok memnun kaldık. 

 

 

Ne yapılır?

Her tarza hitap eden parkta ister kiraladığınız dağ evinde ayaklarınızı uzatıp dinlenin, ister outdoor kıyafetlerinizi giyip eşsiz manzaralara karşı yürüyüşler yapın. Yosemite’de aşağıdan görünen manzaralar da, tepelerden görünen manzaralar da enfes olduğundan dilerseniz şelaleler eşliğinde çimenlerde piknik yapabilirsiniz ya da zorlayıcı parkurlardan birini tercih ederek parkın tadına yüksek tepelerden varabilirsiniz.

 

Tunnel View

Tunnel View parkın en güzel manzaralarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Hafızalara kazınan bu büyülü manzarayı sırasıyla soldan sağa El Capitan taş oluşumu, Half Dome taş oluşumu ve Bridalveil Şelalesi oluşturmaktadır. Yol üzerinde olduğundan ulaşımı kolaydır ama genelde tur otobüslerinin ve arabaların kalabalığı yüzünden yer bulmak kolay olmayabilir.

 

 

 

Glacier Point

Yosemite’nin en iyi manzaralarından birine sahip olan Glacier Noktası’na arabayla kolaylıkla çıkabiliyorsunuz. Yosemite Vadisi’nin kuzey tarafında yer aldığından hem vadiniyi hem de Half Dome’un manzarasının tadını çıkarabiliyorsunuz. Tepeye çıkan yol kış sezonunda çok kar aldığı için kapatılıyor ve bahar aylarında tekrar açılıyor. Eğer denk getirebilirseniz gün doğumları ve gün batımlarında gelmeye çalışın.

 

 

Yosemite Şelalesi

2400 feet ile Kuzey Amerika’nın en yüksek dünyanın en ise en yüksek altıncı şelalesi olması özelliğini taşıyor. En güzel zamanı karların eridiği ve şelalenin gürül gürül aktığı bahar sonu yaz başı dönemidir. İsteyenler şelaleni tepesine tırmanabiliyor.

 

 

Mariposa Grove

Mariposa Grove, Yosemite Ulusal Parkı’nın içinde yer alan ve dev Sekoya ağaçlarına ev sahipliği yapan ünlü bir korudur. 2015 – 2017 seneleri arasında restorasyona girdiğinden kapalı olan koru 2017 sonbaharında ziyaretçilere açılıyor. 500 adet yetişkin Sekoya’nın yaşadığı koruda dev ağaçların arasında kendinizi Avatar filminin bir sahnesinde gibi hissedeceksiniz. 

 

 

Bridalveil Şelalesi

Geldik parkın en ikonik şelalelerinden birine. Tunnel View’dan görünen o efsane şelale tabi ki Bridalveil Şelalesi. Yosemite Vadisi’ne geldiğiniz zaman Bridalveil yolun hemen sağında kalıyor. Arabayla çok yakınına gelip kıs bir yürüyüş yaparak ulaşabiliyorsunuz. Şelaleyi görmeye giderken yanınıza yağmurluğunuzu ve şemsiyenizi almayı unutmayın. Eskiden burada yaşayan Kızılderili kabileleri şelalenin püskürttüğü suyu kim solursa evlenme şansının artacağına inanırlarmış.

 

 

Half Dome

Taş formları ile adından söz ettiren parkın en ünlü taş formu Half Dome’dur. Dileyen 25 km’lik parkurundan tepeye yürüyebiliyor fakat bir şartı var. Yukarıya tırmanmak için öncelikli olarak tepeye monte edilmiş olan kablolara tutunarak 90 derece tırmanmak gerekiyor. Zorluk derecesinin yüksek olduğu tırmanışın günlük 300 kişi ile kısıtlı olduğu Half Dome’a internetten başvurmanız gerekiyor. 

 

 

Taft Point & Sentinel Dome

Glacier Point’te giden yolun üzerinde bulunan Taft Noktası ve Sentinel Kubbesi yan yanadır. Ulaşımı kolaydır ve yükseklik korkusundan kurtulmak isteyenlerin mutlaka yürüyüş yapması gerektiği bir yerdir. (photo by Micheal Thomas)

 

Yürüyüş

Yosemite’nin en ünlü yürüyüş parkurları Half Dome parkuru, Vernal&Nevada Falls parkuru, Mist Trail, Four Mile Trail ve Sentinel Dome olarak sıralayabiliriz. Mevsimlere göre parkurların müsaitlik durumları değiştiğinden yürüyüş yapmadan önce kullanacağınız parkuru detaylıca araştırmanızı tavsiye ederim. Bu arada Half Dome’a tırmanmak için özel bir izin almanız gerekiyor çünkü günde yaklaşık 300 kişinin tırmanmasına izin veriliyor. 

 

 

Çocukla Yosemite Parkı

Kaliforniya’ya taşındığımız ilk günden beri Amerika’yı ve parklarını keşfetmeye özen gösteriyoruz. Yosemite’ye ise 4 yaşındaki kızımız Ela ile gittik. Parkın içerisinde bulunan büyük bir dağ evini birkaç aile kiraladık. Parkın içerisinde olmak bize büyük bir avantaj sağladı ve çocukla olmamıza rağmen büyük bir kısmını görebildik. Çocukla uzun yürüyüş parkurlarına giremesek de Glacier Point, Tunnel View, Yosemite Şelalesi gibi birçok önemli noktayı gezebildik dolayısıyla parkı çocukları olanlar parkı rahatlıkla gezebilirler.

 

Apple OS X Yosemite Wallpaper

 

 

Apple OS X Yosemite Wallpaper

Seyahat Etmek Ruhu Dönüştürür mü?

Seyahat Etmek Ruhu Dönüştürür mü?

Seyahat etmek ruhu dönüştürür mü sorusu cevabını içinde barındıran bir soru değil de nedir? Seyahat ruhu dönüştürmekle kalmaz, kirleri ve tortuları temizler, serin bir şelalenin altında yıkanmış gibi taptaze hissettirir insana kendini. Uzun zamandır ailemle sürekli hareket halinde bir yerden bir yere yolculuk ediyorum. Akrabalarımın bile neden bu kadar gezdiğimi sorguladıkları bir dönem oldu. Gezmek kelimesi bir eli yağda bir eli balda hissini verse de bizim gezilerimiz hiç ayak uzatıp egzotik içecekler içtiğimiz bir formatta olmadı. İçimdeki keşif ve öğrenme aşkı asla buna izin vermedi. Hep daha fazla oku, daha fazla araştır, git gör deneyimle dedi. Şimdi gerçekte neyi keşfetmeye çalıştığımı çok daha iyi anlıyorum. Bu yolculuklar içe doğru yapılan yolculuklardı. İlk başta gideceğim yerleri ben seçerken bir süre sonra gideceğim yerler beni çağırmaya başladı. Tüm süreç kendiliğinden oluşuyor sanki orada yaşamam gereken birşey olduğundan oraya doğru çekiliyordum. Her gittiğim yer bana nerede yanlış yaptığımı doğru yolun neresi olduğunu bulmama yardım ediyordu sanki. Çok değerli kişilerin yardımlarıyla en büyük farkındalıklarımdan birini Bali’de diğerini de Tayland’da yaşadım. Beni alıkoyan şeyin düşüncelerim olduğunu onlarla baş edemezsem onların beni ömrüm boyunca yöneteceğini gördüm. Geçmişten gelen yanlış inançlar, kendimi affedememe, başkalarını affedememe ve tabular vardı. Tüm bu negatif hislerle bir ömür geçirmişim ve varlıklarını fark bile etmemişim. Bu düğümleri teker teker çözmeye koyuldum ama kolay bir süreç değil çünkü halen üzerinde çalışıyorum. Gittiğimiz yerlerin enerjilerinin yaşam kalitemizin üzerinde çok fazla etkisi olduğunu düşünüyorum. Eğer yaşadığınız yerde çok fazla umutsuz ve bitkin insan varsa bu enerji girdabının içine girmemeniz imkansız. Ben doğadan uzakta kalabalığın içinde yaşadığım dönem içerisinde negatiflikten başka hiç birşey üretemediğimi fark ettiğim için gitmek bana hep iyi geldi. Bir ev içerisinde bile bir yakınınızın hayata bakış açısı öfke ve negatiflik içeriyorsa onun yanında durmak zor gelir. Doğaya kaçmak, kendimi doğanın akışına bırakmak yaralarımı sarmama hep yardımcı oldu. Doğanın içine girdiğinizde orada hep bir huzur vardır çünkü hiç bir çiçek ”ben diğerinden daha güzel kokacağım” diye hırs yapmaz, ya da bir kuş diğer bir kuştan daha güzel ötmek için yarışa girmez. Bir ceylan başka bir canlı tarafından saldırıya uğrasa da tehlike geçtiğinde olayı unutup otlanmaya, hayatını yaşamaya devam eder. Dağdan akan su akacağı yolu kontrol etmeye çalışmaz kendini yer çekimine bırakır. Bize gelince biz sürekli herşeyi kontrol etmeye ve daha iyisine sahip olmaya çalışıyoruz. Geleceğin daha iyi olacağına ve daha mutlu olacağımıza dair saplantılı bir inancımız var. Gelecek hep mutluluk vaad ederken şimdiyi yaşamak büyük bir işkenceye dönüşüyor. Atladığımız bir şey var. Gelecek hep mutluluk getiriyorsa, gelecek de birgün şimdi olmayacak mı?  Yani o büyük bir heyecanla beklediğiniz şey her ne ise şimdiye dönüştüğünde bir anda değerini yitirmeyecek mi? Gelecek tabi ki güzellikler getirsin ama şimdiyi yaşama sanatını bilmediğimiz için bir ömrü gelecekten gelecek mutluluğu beklemekle geçiriyoruz. Hep bir bekleme hali içerisinde yılları deviriyoruz.  ”Bunu yaparsam çok mutlu olacağım.”, ”Bunları satın alırsam çok mutlu olurum.”, ”Bunlara sahip oldum mu tamam çok mutlu olurum.” Şu anında mutluluğu bulamayanların gelecekte mutluluk bulma ihtimali maalesef yok! 

 

Provence, Fransa

 

Bir şeye sahip olma fikri ile ona sahip olunan zaman aralığı insana büyük bir keyif veriyor ta ki o çok arzu edilen şeye ulaşılana kadar. Çok mutlu olacağımızı sanarken aslında oldukça ortalama bir mutluluk yaşıyoruz. Arzulanan şeye sahip olduktan sonraki ilk zamanlar bir miktar mutluluk yaşanıyor ama dikkat ederseniz hayal ettiğiniz boyutta bir mutluluk gerçekleşmiyor. Daha sonra o çok istenilen çaba sarfedilen, günlerce uykusuz bırakan şey bir anda normale dönüşüyor. Dolayısıyla sahip olma hissi kısa vadeli mutluluk sağlarken, uzun vadede içinden çıkılması zor derin bir boşluğa mahkum ediyor.

 

Bagan, Myanmar

 

Peki mutluluk nerede ve onu nerede aramalıyız? Bence bu soru başlı başına yanlış bir soru çünkü 7/24 mutlu olunamayacağını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Araya kimi zaman üzüntü, öfke, düş kırıklıkları, hüzün kimi zaman huzur, dinginlik, heyecan, tatmin gibi farklı hisler giriyor. Salt mutluluk diye birşey yok sadece şimdiki zamanı kucaklama ve o anda var olan hissi yaşamamız gerekiyor. Kabullenerek ”Bu neden benim başıma geldi?” demeden bir duruma hiç üzüldünüz mü ya da acıya kucak açarak içinizden gelerek hüngür hüngür ağladınız mı bilmiyorum ama muazzam bir huzur barındıyor içinde. Sanmayın ki birisi daha başarılı diye, daha zengin diye ya da sizden daha bir şey diye sizin yaşadığınız çıkmazı yaşamıyor. Hele hele insanların instragramlarına bakıp harika bir hayat yaşadığını düşünüp iç geçiriyorsanız ve kendi yaşamınızla karşılaştırıyorsanız bu sizi çıkmaza sürükler. Öncelikle sosyal medyada insanların ben dahil hep güzel anlarını ve sadece güzel fotoğraflarını paylaştığını unutmayın. Kimse kötü bir anını koymadığı gibi tüm fotoğraflar güzel makinelerle çekiliyor. Ayrıca herkesin yaşam hikayesinin ve yolculuğunun farklı olduğunu unutmamak lazım. Hepimizin hayat hikayesi, yaşadıkları ve yaşayacakları farklı. Sizi özel kılan da bu değil mi zaten?

 

Reynisfjara, İzlanda

 

 

Seyahatler insanları eleştirmeyi ve önyargılı olmayı bırakmamı sağladı ama bende üzerinde çok uğraş verdim, veriyorum. Her kimi eleştiriyorsam artık biliyorum ki eleştirdiğim kişi karşımdaki değil, bizzat kendi kendimi eleştiriyorum!  Kendimizle bu kadar uğraşmayı bıraktığımız gün tüm hayallerimizin gerçekleşeceğini farkında olanlar hayallerini dolu dolu yaşıyor ve yaşamaya devam edecek. Kendinizi sevin ve kendinize şefkat gösterin. Şöyle geriye dönüp başarılarınızı ve ne durumlara göğüs gerdiğinize bir bakın. Kendinizi bugünlere gelebildiğiniz ve bunca acıya katlanabildiğiniz için kutlayın ve bedeninizin gevşemesine izin verin.

 

” Düşüncelerinde aramayı bıraktığında, cevabı sessizliğinde bulacaksın.” Gangaji

 

”Belirsizlik içerisinde konforu yaşayabilenler, hayatlarına sonsuz olasılık ihtimalini açarlar.” Eckhart Tolle

 

”Herşey olduğu gibidir. Geceleri yıldızlara baktığımızda doğru yıldız, yanlış yıldız diye karşılaştırma yapmayız ya da güzel veya kötü dizilmiş takımyıldızlar diye ayırmayız.” Alan Watts

 

”Kendinle ilgili ne düşündüğünü merak ediyorsan başkaları hakkında ne düşündüğünü kendine sor ve cevabı bul.” Jane Roberts/Seth

 

Gobi Çölü, Moğolistan

 

 

 

30’dan Sonra Göç Etmek

30’dan Sonra Göç Etmek

El Matador Beach, Malibu

 

Türkiye’den Amerika’ya göç edeli bugün tam 1 sene oldu. Bir sene önce bu yazıyı yazdığım saatlerde havada bilinmezlikler içerisinde İstanbul’dan Los Angeles’a doğru uçuyormuşum. Normal bir taşınma süreci tüm eşyaları kutulara doldurup kamyonlara yükleyerek gerçekleşirken bizimki 14 saat boyunca 10 bin mil uçacak bir uçak kaç adet bavula izin veriyorsa o kadar bavul ile gerçekleşti. O kadar az eşya alabildik ki yanımıza bavulları açtığımızda içlerinden bir avuç eşya çıkmıştı. Normalde kaç kere taşınma süreci ile ilgili yazı yazıp sildim bilemiyorum. İçimdekileri paylaşmaktan çekindiğimden ve kendime saklamak istediğimden bu yazıyı yazmaya hazır hissetmem için koskoca bir senenin geçmesi gerekiyormuş.

 

Santa Monica

 

Herkesin en merak ettiği sorunun neden taşındığımız ile ilgili olduğunu biliyorum. Taşınmamızın sebebi darbe veya patlamaların gerçekleşmesi değildi çünkü Türkiye’de henüz bu zorlu süreç başlamamıştı. Her şey şubat tatili için olası rota arayışına girdiğimizde başladı. Ben Namibya’ya gitmek istiyordum fakat Talha’nın Amerika’da fuarı olduğu için oradan Afrika’ya uçacak kadar çılgın olmadığını net bir şekilde belirtmesiyle bu fikrimden vazgeçmiştim. O zaman istemesem de mecbur Amerika’ya gidecektik zaten ne yapsak tüm yollar Amerika’ya çıkıyordu. San Francisco, Las Vegas, Arizona üçlüsünden oluşan bir program yaptık ama amaç sadece seyahat edip evimize geri dönmekti. Hayatın verdiği mesajlara açık biri olarak burada bizi bekleyen bir şeylerin olduğunu hissetmiştim ve seyahatin sonlarına doğru Amerika’ya taşınma ihtimalini eşimle paylaştım. Tabi bu fikrime eşim ilk başta çok güldü çünkü imkansızdı ayrıca burada yaşayan arkadaşlarımızla buluştuğumuzda ”İnsan ülkesini bırakıp nasıl buralarda yaşar?” dediğimi hatırlattı. İstanbul’a döndükten birkaç gün sonra eşime işten birinin Amerika’ya taşınması gerektiği ve gitmek isteyip istemediği sorulduğundaki şaşkınlığı tahmin edebiliyorsunuzdur. Hayatta her zaman konfor çemberinden çıkılmadıkça bir şeylerin değişmeyeceğini düşünmüşümdür. Her gün aynı şeyleri yapıp hayattan değişik sonuçlar beklemek tam bir çılgınlıktı. Bazen sil baştan yapmak, kendini zorlamak, korksan da cesaretini toplayıp yola çıkmak hiç tahmin edemeyeceğiniz kapıları açabiliyordu. Şubat ayında seyahate gittiğim Amerika’ya Mayıs ayında taşınacağımı söyleselerdi kahkahalarla güler hayatta inanmazdım.

Taşınmaya karar verdiğimiz sıralarda keyfime diyecek yoktu fakat elveda vakti yaklaştığında sebepsiz ağlamalar, iç burulmaları, biz ne yapıyoruzlar baş göstermeye başladı. Tüm sevdiklerimden, geçmişimden, arkadaşlarımdan, kendimden kopma süreci gerçekten çok zordu. Giderken koşturmaktan çok bir şey düşünemiyorsunuz ama uçağa binince kalbinizdeki o burulma hissi tekrar geri geliyor. Amerika’daki ilk günümüzü çok net hatırlıyorum. Koskoca okyanusu geçmiş, THY’nın en uzun uçuşlarından birini yaptığı Los Angeles şehrine inmiştik. Bavulları kiraladığımız arabaya yükleyip, önceden yatak ve koltuk sipariş verdiğimiz evimize karanlıkta varmıştık. Ev ile hiçbir geçmişimiz yok, komşuları tanımıyorum, hele havasını suyunu hiç bilmiyorum ve bundan böyle burada yaşayacaktım öyle mi?

Venice Beach

 

O gece ”Biz ne yaptık?”, ”Çıldırmış olmalıyız sıfırdan nasıl bir hayat kuracağız?” düşünceleri peşimi bırakmasa da yorgunluktan ve jetlagden derin bir uykuya dalmışım. Amerika’ya seyahat etmek başkaydı, Amerika’da yaşamak ise bambaşkaydı. Daha önce hayatımızın farklı dönemlerinde Amerika’da yaşadığımızdan, bu kültürü bildiğimizden ve diline hakim olduğumuzdan alışma süreci rahat geçti. Şu anda yıllardır burada yaşıyor gibi hissediyorum ve iyi ki diyorum. Ama eğri oturup doğru konuşalım 30 ‘dan sonra göç etmek o kadar da kolay olmuyor. Bir avmde gezerken ortaokul arkadaşınıza rastlamanız, sevdiklerinizi istediğiniz zaman görme lüksünüz asla olmuyor. Sevdiklerinizi aramak için ise sürekli saat hesaplamanız gerekiyor. Nitekim ben yatarken herkes uyanıyor, ben uyanırken herkes yatmaya hazırlanıyor. Tüm krallığınızı ve kurduğunuz düzeni geride bıraktığınızdan göç ettiğinizde yeni doğmuş bir bebek gibi sıfırdan başlıyorsunuz hayata. 

Malibu

 

Kızım Ela’ya gelince; Amerika’ya taşınacağımızdan habersiz 1 yaşından itibaren kendisi ile sadece İngilizce konuştum. Tasvip etmeyen desteklemeyen de oldu, doğru yaptığımı pes etmemem gerektiğini düşünen de oldu. Sayısız kaynak okuyup bilimsel makaleleri araştırdığımda ikinci bir dili öğretmenin sayısız yararı olduğunu öğrendim ve hemen bir karar aldım. Bir ebeveyn bir dil diye yola çıkarak Türkçe konuşmayı bırakıp kızımla 3 seneye yakın sadece İngilizce konuştum. Sonuçlar inanılmazdı. Hem Türkçe’yi hem de İngilizce’yi aynı anda konuşmaya başladı. Amerika’ya taşındığımızda ise dilden dolayı geçiş süreci çok kolay oldu. Şimdi ise İngilizce konuşmayı bıraktım ve sadece (arada kaçsa da) Türkçe konuşuyorum ve Türkçe kitaplar okuyorum.

 

Los Angeles

Los Angeles, Griffith Observatory

 

Şu anda kendimce büyük gördüğüm zorlukları atlattığımdan sanki tüm dünyayı fethedebilirmişim gibi hissediyorum. Hayatta her şeyin mümkün olduğuna inanıyorum. Geçmişi geçmişte bırakıp yarını düşünmeden hayatımı dolu dolu yaşamaya özen gösteriyorum. İstemediğim şeylere odaklanmak yerine ne istediğime odaklanmayı öğrendim. Cesaretli olmanın korkmamak anlamına gelmediğini, korkudan kurtulana kadar korkunun üzerine gitmek gerektiğini de artık çok iyi biliyorum. Biz istesek de istemesek de hayatta herşey her an değişiyor ve değişmeye devam edecek. Sonsuza kadar bu dünyada yaşayacakmışız gibi bir şeylere ve birilerine tutunmayı bırakmayı öğrenmek gerekiyor. Her sabah yepyeni bir güne uyandığımda kendime şöyle diyorum; Hayatı iyisiyle kötüsüyle kabullenip kendini akışa bırakırsan yolculuğun tadını çıkarırsın ama kontrol etmeye çalışırsan akıntıya karşı kürek çekmiş olursun. Boşa kürek çekmeyi bırak ve anı yaşa.

 

 

 

 

 

Peru Amazonları

Peru Amazonları

Amazon, Peru

Amazonlar

Güney Amerika’nın büyük bir bölümünü kaplayan Amazonlar, And Dağları’ndan başlayarak sırasıyla Ekvator, Kolombiya, Brezilya, Bolivya ve Peru’yu kapsar. Amazonlar dünyada metre kare başına düşen canlı sayısı çeşitliliği açısından en üst sıralardadır. Amazon ormanlarının %60’ı Brezilya sınırları içerisinde kalırken ikinci sırayı %13 ile Peru alır. Peru kuş çeşitliliği açısından dünyadaki en zengin ülke ünvanını alırken aynı zamanda dünyanın en çok memeli türü barındıran 3. ülkesidir. Peru Amazonlarında memelilerin ve kuşların yanı sıra çeşitli kelebek ve orkide türleri bulunmaktadır. Amazonlar Peru’nun büyük bir kısmını oluştursa da ülkenin en az nüfuslandırılmış bölgeleridir. Amazonlarda iki farklı hava durumu görülmektedir, ilki Aralık – Mayıs arası süren yüksek suların olduğu yağışlı dönem diğeri de Haziran – Ekim arası süren alçak suların olduğu kuru sezon. İki dönem arasında yağmurun yağış oranında yanlızca %10 gibi bir değişim oluyormuş mağlum yağmur ormanları olduğu için yağmur çok sık yağıyor. Her daim nemli ve sıcak olan Amazonlarda yüksekten alçağa inildikçe ısı yoğunlaşıp nem artıyor dolayısıyla canlı çeşitleri de farklılık göstermeye başlıyor. Peru’da Amazonlara giriş yapabileceğiniz bir kaç yer var ve bunları da Manu, Iquitos ve Tambopata olarak sıralayabiliriz. Amazonun bu üç bölgesini aynı zamanda ziyaret etmek mümkün olmadığından aralarından bir tanesini seçmeniz gerekir.

Amazon, Peru

Manu Ulusal Parkı

Aralarında en el değmemiş olan Manu Ulusal Parkı 20,000 binin üzerinde tür bitki, 1000 çeşit kuş, 222 memeli ve 1300’ün üzerinde kelebek çeşidi ile Unesco Dünya Mirasları Listesi’ndedir. Ayrıca Anaconda, Peru Jaguarı, Dev su samuru, 14 farklı çeşit maymun, Capybara ve sayısız çeşitlilikte canlı türü barındırmaktadır. Bizim tercih ettiğimiz Manu Ulusal Parkı’na, Cusco’dan araba ile gelmesi bile başlı başına maceraydı. Manu’ya ulaşabilmek için uçurumun kenarında daracık toprak yollardan ve yer yer üzerinize akan şelalelerin altından geçmeniz gerekiyor.  Cusco’dan Manu’ya ulaşmak toplamda kara yoluyla 7 saat sürüyor fakat ilk gece yolun yarısında bulunan sis ormanlarındaki ekolojik otelde konaklıyorsunuz ertesi gün aşağıda kalan yağmur ormanlarına giriş yapıyorsunuz. Sis ormanları yağmur ormanları ile iç içedir ve senenin her günü bulutlarla kaplı olduğu için sis ormanı denir. Sis ormanlarında hava nemli ama serindir. Yağmur ormanlarının olduğu yerlerde deniz seviyesinden 500 m yükseklikte sis ormanı özellikleri görülür. Bu bölgedeye özgü Peru’nun simgesi olan kırmızı ‘’Cock of the Rock’’ (And kaya horozu) kuşu görülüyor. Ekolojik otelimizin etrafında yürüyüşler yapıp elimizde dürbünlerle Cock of the Rock kuşunu, çeşitli primatları, rengarenk kelebekleri ve diğer kuş çeşitlerini görme fırsatımız oldu daha sonra ertesi gün yola devam ederek deniz seviyesine inilip Madre de Dios Nehri’nin kenarındaki Erika Lodge’a tekne ile geçtik. Otel zaten yağmur ormanının içerisinde olduğundan inanılmaz güzellikte böcek, kuş, sürüngen ve bitki türüne rastladık. Sürekli ormanda lastik botlarımızı giyip uzun yürüyüşler yaptık. En heyecan verici olanı tüm böceklerin çıktığı saat akşam saatlerinde elimizde fenerlerle ormanı gezmek oldu. İlk başta oldukça ürkütücü gelse de gördüğümüz tarantulalar, yılanlar ve ormanın büyülü sesi korkumuzu geride bıraktırdı. Ormanın ortasına geldiğimizde bir süre ışıkları kapatıp ormanın sesini dinledik, sanırım tüm seyahat boyunca en etkilendiğim dakikalar burada geçirdiğimiz o kısacık 5 dakika oldu. Her daim bizimle birlikte olan rehberimizin tüyler ürpertici konuşmasını dinlemek, devasa yağmur ormanının ortasında onlarca yırtıcı, zehirli böceklerin olduğu bir ortamda kendimizi savunmasız hissetmek çok etkileyiciydi. Seyahatimiz boyunca bizimle yolculuk yapan Perulu aşçımız Dora ise harika yemekleri ile bizi bir güzel doyurdu. Cusco’dan Manu’ya gelmeye karar verirseniz bu turu mutlaka 4 gün 3 gece olarak ayarlayın.

Amazon, Peru

Manu’nun tek dezavantajı tesis kurulmasına izin verilmediği için var olan tesisler oldukça eski ve bakımsız. Tuvaletler ile duşları dışarda, sıcak su olmama ihtimali yüksek, telefon çekmiyor ve tabi ki elektrik yok. Böcek çeşitliliği çok olduğu için biraz huylanmadık değil ama çantalarımızı kapalı tuttuk, sinekliğimizi sıkı sıkı kapattık. Çok fazla sivri sinek olur diye tahmin ederken pek azıyla karşılaştık. (Nisan ayında geldik.) Biz herhangi bir aşı yaptırmadık. Rehberimizin dediğine göre sarıhumma ve sıtma görülmüyor dolayısıyla yanınıza böcek kovucu sprey almanız yeterli olacaktır.

 

Amazon, Peru

Iquitos Amazon Ormanları

Dünyanın kara ile ulaşım sağlanamayan en büyük şehri olan Iquitos Amazon Ormanları’na ya nehir yoluyla ya da havadan ulaşım sağlanabiliyor. Peru Amazon bölgesinin 500 bin kişi ile en yüksek nüfusa sahip olan şehri Iquitos tam bir orman şehridir. Sokaklar 20.yy’da yaşanan kauçuk patlamasının yaşandığı dönemin zenginlerinden kalan rengarenk malikanelerle süslüdür. Genelde turistler Iquitos’a Amazon bölgesine geçmek için gelse de bu bölgede çok lüks oteller bulunmaktadır. Iquitos’un en büyük avantajı Amazon Nehri’nin gerçek bir kolunda yolculuk yapmak olacaktır. Eğer Amazon Nehri’nde yolculuk yapmak listenizde işaretlenmeyi bekliyorsa buraya mutlaka gelmelisiniz. Amazon nehrinde pembe nehir yunusları gibi nesli tükenmeye yüz tutmuş ender canlılara rastlayabilirsiniz. Burada piranha avlayabilir, Amazon yerli kabilelerinin yerleşim yerlerini ziyaret edebilirsiniz. Amazonlarda bir çok yerli kabile olsa da gerçekten el değmemiş olanlarını görmek modern dünyayla bağlantıyı reddettikleri için imkansız. Amazon ormanlarının içinde olması ve şamanların burada çok olmasından dolayı Iquitos, Peru’da en iyi Ayahuasca seramonisi yapabileceğiniz yerlerden biridir. Iquitos’un artıları olduğu gibi bazı eksileri de bulunmakta. Buraya ulaşım Lima’dan uçakla yapıldığı için fiyatları Cusco’ya yakın olan Manu ve Tambopata’ya göre daha pahalıdır. Ayrıca ormanlar şehre çok yakın olduğu için canlıları görmek isteyenler şehir dışına çıkıp ormanın derinliklerine girmesi gerektiğinden burada daha uzun konaklamalıdır.

Amazon, Peru

Tambopata Amazon Ormanları

Tambopata, Bolivya sınırına yakın Madre de Dios bölgesinde bulunan yağmur ormanlarıdır. Tambopata’ya giriş Puerto Maldonado’dan yapıldığından Cusco veya Lima’dan kısa uçuşlarla buraya ulaşmak mümkün. Tambopata Manu’ya yakınlığından dolayı Manu’nun sahip olduğu biyoçeşitliliğe sahiptir ve sayısız canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Puerto Maldonado şehri, Iquitos’a oranla daha az nüfusa sahip bir şehir olduğundan doğal yaşam daha bakirdir. Bu bölgede kaliteli konaklama seçenekleri olması Tambopata’yı daha tercih edilebilir kılar. Ulaşım, konaklama, doğal yaşamı gözlemleme ve Peru Amazonlarını deneyimle anlamında bakıldığından aralarında Tambopata en avantajlı gibi görünse de Puerto Maldonado’ya uçakla gelindiğinden Manu’ya göre daha masraflı olacaktır. 

 

Amazon, Peru

 

Kısa Kısa

  • Hava çok sıcak ve nemli fakat mümkün olduğunca uzun kollu üstler ve uzun paçalı pantolonlar getirin ki böceklerden ve sivri sineklerden korunun. Ayrıca böcek kovucu sprey getirmeyi unutmayın.
  • İçerisinde her türlü bakteriyi barındırdıran nehir suyu ve dağlardan akan su içilmiyor, yanınızda kapalı su bulundurmakta fayda var.
  • Ekvatora yakınlığından dolayı tropik güneş çok yakıcı olabiliyor dolayısıyla yanınıza yüksek faktörlü güneş koruma, şapka ve gözlük almayı unutmayın.
  • Küçük köylerde su ve markette harcamak için yanınızda bozuk Peru Sol’u bulundurun.

 

 Amazon, Peru

 

Cusco, Peru rehberini okumak için tıklayın!

Machu Picchu rehberini okumak için tıklayın!

 

 

Cusco, Peru

Cusco, Peru

Cusco, Peru

Cusco, Peru

Cusco Güney Amerika’nın en çok ziyaret edilen ülkelerinden biri olan Peru ve Inka Uygarlığı’nın dünyaya armağan ettiği görkemli antik Machu Picchu şehri tüm dünyadan gezginlerin hayallerini süslemektedir. And Dağlarında deniz seviyesinden 3400 m yükseklikte bulunan Cusco 1983 senesinde Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmiştir. Benim de çok uzun zamandır gelmek isteyip mesafeden dolayı hep ertelemek zorunda kaldığım bir rotaydı ta ki California’ya taşınana kadar. Los Angeles’dan Lima’ya direk 7 saat süren bir uçuşla geldiğimiz Peru’ya zaman kaybetmeden tekrar kısa bir uçuşla Cusco şehrine geçtik. Uçaktan gözümü kırpmadan izlediğim görkemli dağların arasından usulca geçen bulutların güzelliği kalbimin hızlı atmasına sebep olmuşken buna bir de bizi karşılayan düşük oksijen oranı da eklendi. Cusco 3400 m gibi bir yüksekliğe kurulmuş olan ve günümüzde 500 bin nüfusa sahip Inka Uygarlığı’nın başkentidir. Oksijen azlığından dolayı bitkilerin yetişmediği, nefes almanın bu kadar zor olduğu bir bölgeye neden şehir kurmak istemiş olabilirler diye düşünürken daha sonra cevabımı net bir şekilde alıyorum.

Tarih

İnka’lılar Güneş’i baba,  Ay’ı da anne olarak nitelendirip kendilerinin göklerden geldiklerine inanırlarmış dolayısıyla ne kadar yüksekte olurlarsa taptıkları Güneş Tanrısına (İnti) o kadar yakın olurlarmış. İnka Mitolojisine göre ilk İnkalı kurucu Manco Capac ve Mama Ocllo Titicaca Gölü’nden çıkıp dağları tepeleri aşarak kendilerine yaşayacak uygun bir yer aramışlar. Manco Capac’ın altın asasının toprağa ilk battığı yere ise Cusco (Quechua dilinde göbek, merkez demek) şehrini kurmuşlar. Manco Capac yerlilere savaşmayı ve ev inşaa etmeyi öğretirken Mama Ocllo ise kadınlara dokumayı, tarla ekmeyi ve yemek yapmayı öğretmiş. Zaman geçtikçe çok iyi savaşmaya başlamışlar ve etraflarındaki toplulukları kendilerine bağlayarak Büyük İnka İmparatorluğu’nu (15.yy-16.yy) kurmuşlar. Herşey yolunda ilerlerken 1527 senesinde İspanyollar çıkagelir ve İnkaları felakete sürükler. Beraberinde getirdikleri hastalıklara bağışıklığı olmayan yerlilerin bir çoğu hayatını kaybeder. Inka İmparatorluğu’nu fethetmesi İspanya kraliçesi tarafından onaylanan komutan Pizarro o dönemde imparator olan Atahualpa’yı tutsak ederek imparatorluğu bölerek parçalamıştır.

13. yy’dan 16. yy’a kadar yani İspanyolların gelişine kadar İnka halkına başkentlik yapmış olan Cusco’da, modern dünyadan uzakta kurdukları uygarlıklarından geriye kalan nefes kesici güzellikteki şehirlerini ve tarım yaptıkları ünlü terasları ziyaret edebileceksiniz.  Peru’da karşılaşacağınız kültür yanlızca İnka Uygarlığının değil aynı zamanda ‘’And Medeniyetinin’’ ,  ‘’Amazon Yerlilerinin’’ ve son olarakta ‘’İspanyol Kültürü’nün’’ zamanla bir potada erimesinden meydana geldiğini gözlemleyeceksiniz. Güney Amerika’nın ve tabi ki Peru’nun en çok ziyaret edilen tarihi şehrin bu kadar ünlü olmasının diğer önemli sebebi ise Machu Picchu’ya geçişi sağlaması. Machu Picchu yazısı için burayı tıklayın.

Günümüzde Cusco, tek arabanın zor geçtiği daracık arnavut kaldırımlı sokakları ve 16. yy ‘dan kalma kolonyal İspanyol mimarisi ile küçük çaplı bir heyecan dalgası yaratmaktadır. Sokakta saçları iki yandan örgülü kafasında fötr şapkası ve geleneksel İnka kıyafetleri ile dolaşan kadınları görmek çok olağan. Ben ilk başta sadece turistik bölgelerde böyle giyindiklerini düşünürken en kıyıda köşede kalmış Peru köylerinde bile kadınların aynı tarz giyindiklerine şahit oldum. Cusco’nun genel enerjisinden ve tarzından etkilenmeyecek insan sayısının az olduğunu düşünüyorum. Ülke genel olarak fakir ve çok gelişmemiş dolayısıyla Cusco’da yapıların çok büyük bir kısmının ya boyasız tuğla ile inşaa edildiğini ya da kerpiçten yapıldığını göreceksiniz.


Cusco, Peru

 

İklim

And Dağlarında değişen yükseklikten dolayı çok farklı mikro iklimler bulunsa da Cusco sene boyu ziyaret edilebilecek sabit bir hava durumuna sahiptir. Senenin her ayı ziyarete elverişli olsa da yüksek sezonu ünlü İnti Raymi’nin yapıldığı (Güneş Festivali) Haziran-Ağustos olarak geçiyor. Cusco’da iki mevsim bulunuyor biri yağmurlu yaz dönemi diğeri de kuru kış dönemi. Ekim ayında başlayan yağışlı yaz dönemi Mayıs ayına kadar sürdükten sonra yerini Eylül ayına kadar kuru serin kışlara bırakıyor. Senenin en sıcak ayı Ocak ayında ısı 11 C’lere çıkarken en soğuk ayı olan Temmuz’da 7 C’ye düşüyor. Diyelim ki Cusco’dan Urubamba’ya geçiyorsunuz ısı dramatik olarak artacaktır hele Amazonlara gitmeyi planlıyorsanız iklim bir anda yoğun nemli ve sıcak bir hale dönüşecektir. Isı yüksekliğe göre sürekli olarak değiştiğinden yanınıza mutlaka hem soğuk için hem de sıcak iklim için çeşitli kıyafetler getirin. Cusco aynı zamanda 3400 m yüksekliğinden ve ekvatora yakınlığından dolayı yüksek ultraviolet ışınlarına maruz kalmaktadır. Yağmurlu ve bulutlu bir gün bile olsa güneş koruyucu kullanmakta fayda var.

Cusco, Peru 

Yüksek İrtifa Hastalığı

Cusco’nun deniz seviyesinden 3400 m yükseklikte olduğundan bahsetmiştim. Yükseklere çıkıldıkça atmosferin basıncı azaldığından oksijen oranı da azalır. Vücudun aynı miktardaki oksijeni sağlayabilmesi için çok daha sık nefes alması gerekir. Dolayısıyla hareket bile etmiyorken kalbin hızla çarpması, iki adım atınca hemen nefes nefes kalmak, baş ağrısı, uykuya zor dalma, nefes alamıyormuş hissi, baş dönmesi gibi semptomlar ortaya çıkabiliyor. Yüksekliğe ne kadar hızla çıkılırsa semptomlar o kadar şiddetli olabiliyor. Ben etkilenmem diye düşünürken uçaktan iner inmez nefes alamama hissini ve yukarı bahsettiğim tüm semptomları yaşadım fakat günler geçtikçe etkisi azaldı. Her bünyede farklı etki yarattığından kimisi az etkilenirken kimisi çok etkilenebiliyor. Coca çayı tüketmek ve coca yaprağını çiğnemek, bol sıvı almak, Oxygen Plus veya Chloroxygen gibi ürünleri kullanmanız rahatsızlığınızı kısmen azaltabilir. Bununla ilgili ilginç bir hikaye anlatmak istiyorum. Seyahatlerin haricinde sağlıklı beslenmeye özen gösterip haftanın 4 günü koşarım dolayısıyla kilomu ve kendimi çok iyi bilirim. Peru seyahatinde yemek konusunda kendime hiç bir kısıtlama getirmeyip üzerine bir de tatlı menülerini istedim. 8 gün boyunca normalin üzerinde yedim. Eve gelip tartıya çıkınca hatırı sayılır bir kilo verdiğimi gördüm. Bu sefer Talha tartıya çıktığında benden 4 kat daha fazla zayıflamıştı. Tabi ki bunun bilimsel bir açıklaması varmış. Kalp hücrelere ekstra oksijen yetiştirmeye çabalarken vücuttaki yağdan bol bol yakmış. Kilo vermek isteyenlere duyurulur.

Cusco, Peru

 

Cusco’da Ne Yapılır?

Peru sınırları içerisinde hem görkemli And Dağları’na, hem Amazonlara, hem de eşsiz çöllere ev sahipliği yapmaktadır. Liste kabarık olduğundan karar vermek oldukça zordur. Peru’daki Nazca Çölü’ndeki Nazca çizgileri,  İca Çölündeki Huacachina, dünyanın 7 harikasından biri olarak sayılan Machu Picchu, Unesco Dünya Kültür ve Mirasları Listesindeki Cusco şehri, Amazon yağmur ormanları..

Peki Cusco’ya kaç gün ayırmak gerekir ve burada neler yapabiliriz? Cusco’ya gelenlerin bazıları sadece Machu Picchu’ya gitmek için geliyor ama çok şey kaybediyor. Kutsal Vadi, Ollantaytambo, Pisac, Urubamba kesinlikle görülmeye değer. Tüm bunlara ek olarak İnka Trail yapmak isteyenlerin ve Ayahuasca seramonisini denemek isteyenlerin ekstradan birkaç güne ihtiyacı olacak. Biz Cusco’ya 4 gün ayırdık çok fazla yer gördük ama Inka Trail veya herhangi bir trekking yapamadık. Dolayısıyla ne yapmak istediğinize iyi karar vermenizi öneririm.

Cusco, Peru

 

Plaza de Armas

İnkalar zamanında tüm şehrin kalbi olan Plaza de Armas’ın ismi Huacaypataymış. Görünüşe göre 13.yy’dan bu yana pek bir şey değişmemiş çünkü bu geniş meydan hala yerli veya turist herkesin buluşma noktası. Kolonyal İspanyol mimarisini vurgulayan kemerler ve tahta cumbalı binalar sizi zaman yolculuğuna çıkarıyor. Meydan gündüz farklı gece farklı bir atmosfer sunduğundan hem gündüz hem de gece her yer ışıl ışılken görmelisiniz. Meydanda gözünüze iki farklı bayrak çarpacaktır. Biri kırmızı, beyaz Peru bayrağı diğeri ise gay pride bayrağını andıran gökkuşağı renkli Tahuantinsuyo bayrağı yani İnka İmparatorluğu’nun bayrağı. Meydanda 100 senede bitirilen Cusco Katedrali ve içerisindeki zenci İsa figürü görülmeye değer.

 Cusco, Peru

Sacsayhuaman

Arabayla meydandan 10 dakika süren Sacsayhuaman ise zamanında Cusco şehrini koruyan İnka Uygarlığının önemli bir kalesidir. Pachacuti zamanında dev kayaların üst üste yerleştirilmesi ile inşaa edilen Sacsayhuaman, İnkaların taş konusundaki ustalığının kanıtıdır. (Pachacuti’nin Machu Picchu’yu yaptırdığı biliniyor.) İçerisinde aynı zamanda Güneş Tanrısı İnti için yapılmış bir tapınak bulunmaktadır. Tamamı taş kalıntılarından ve harabeden oluştuğu için kapıda bir rehberle anlaşıp birlikte gezerseniz kalenin tarihi ve İnkalar kafanızda daha güzel oturur.
Cusco, Peru

San Blas Bölgesi

San Blas bölgesi dik ve dar sokakları, arnavut kaldırımlarıyla Cusco’nun en zanaatkar, en hipster bölgesidir. Mavi kolonyal kapıları, ilginç restoranları, meydandaki ünlü San Blas Katedrali size zamanda yolculuk yaptıracak. Burada el işi ürünler satan pek çok esnaf ve değişik dükkanlar olduğundan muhtemelen ortamın bohemliği sizi etkisi altına alacak. The Coca Shop’ta Koka yaprağı, çayı ve koka yaprağından yapılmış değişik tatlılar bulabilirsiniz. Koka çayı veya yaprağı almak isteyenleri uyaralım çünkü birçok ülkede yasa dışı sayılıyor.


Cusco, Peru

Qurikancha/Coricancha

Keçuva dilinde ‘’altın avlu’’ anlamına gelen Qurikancha İnka zamanında neredeyse tamamen altınla kaplıymış. Tapınağın duvarları altın yapraklarla kaplıymış altından çeşitli hazineler bulunuyormuş. İspanyolların gelişiyle hazinenin tamamına el konulmuş. Tapınakta çok çeşitli ayinler düzenlenmiş, mumyalanmış kralların bedenlerinin güneş ışığında sergilenip yiyecek ve içecek sunulmuş. Qurikancha, Plaza de Armas meydanından yürüyerek 10 dakika sürüyor.

Cusco, Peru

Cusco dışında ne yapılır?

Cusco, İspanyol istilasına kadar koskoca 300 yıl boyunca İnka Uygarlığı’na başkentlik yaptığından, Machu Picchu başta olmak üzere Cusco’ya yakın görülecek çok fazla yapı, eser ve kalıntı bulunuyor. Tüm bunlara bir de Peru’nun nefes kesen doğası, Windows 98 duvar kağıdı tadında manzaralarda eklenince yürüyüş ve trek yapılacak onlarca rota ortaya çıkıyor.  

Cusco, Peru

Machu Picchu ve Inca Trail

Dünyanın 7 harikasından biri olarak seçilen Machu Picchu, doğal olarak herkeste Peru’yu görmeye derin bir isteğin oluşmasına sebep oluyor. Şimdiye kadar gördüğüm diğer harikalarla kıyaslayınca Machu Picchu’yu iç rahatlığıyla ilk sıraya koyuyorum. Machu Picchu’ya gitmek için İnkaların izini sürerek tarihi yoldan yürüyerek dört günde varabilirsiniz veya Cusco ya da Ollantaytambo’dan trenle buraya ulaşabilirsiniz. Inka Trail turistler tarafından yoğun ilgi gördüğü için kalabalıkları engellemek amaçlı günlük 500 kişiye izin veriliyor. Tabi rehberleri ve hamalları çıkarınca geriye 200 kişi kalıyor. Eğer Inca Trail’i yapmak istiyorsanız en az 4 ay öncesinden rezervasyon yapmanız gerekiyor. Fiyatların yüksek olduğunu belirtmekte fayda var. Detaylı Machu Picchu yazısı için tıklayın!

Cusco, Peru

 

Peru Amazonları 

Güney Amerika’nın büyük bir bölümünü kaplayan Amazonlar Batı And Dağlarından başlayarak sırasıyla Ekvator, Kolombiya, Brezilya, Bolivya ve Peru’yu kapsar. Amazonlar dünyada metre kare başına düşen canlı sayısı çeşitliliği açısından en üst sıralardadır. Amazon ormanlarının %60’ı Brezilya sınırları içerisinde kalırken ikinci sırayı %13 ile Peru alır. Peru kuş çeşitliliği açısından dünyadaki en zengin ülke ünvanını alırken aynı zamanda dünyanın en çok memeli türü barındıran 3. ülkesidir. Amazonlara giriş üç noktadan yapılmakta; Manu Ulusal Parkı, Iquitos ve Tambopata. Manu Ulusal Parkı aralarında en el değmemiş ormanlara sahipken, Iquitos Amazon nehrinde macera yaşamayı vaad eder. Puerto Maldonado’dan giriş yapılan Tambopata Parkı ise en popüler rotalardan biridir. Amazonlara gelmek isteyenler en az 3 gününü buraya ayırmalı. Peru Amazonları yazısı için tıklayın!

Cusco, Peru

Kutsal Vadi

Cusco’ya yakın bir konumda bulunan Pisac ile Ollantaytambo arasında kalan bölgeye Kutsal Vadi yani Urubamba Vadisi deniyor. Bir çok nehrin aktığı verimli topraklar İnkaların burada mısır başta olmak üzere yüksek kalitede ürünler yetiştirmesini sağlamıştır. Dolayısıyla bu bölgede gezilecek ve yapılacak çok şey bulunuyor. Eski bir İnka dağ hisarı olan Pisac, Moray terasları, Pachacuti’nin kurduğu şehir ve güneş tapınağının bulunduğu Ollantaytambo mutlaka görülmeli.  Ayrıca Pisac’ta bulunan yerli pazarı oldukça ünlü. Her gün kurulan fakat en büyüğünün Pazar günü kurulduğu Pisac Pazarı’nda ucuz fiyatlara bol çeşitli hediyelikler satın alabilirsiniz. Aynı zamanda varlığını dahi bilmediğiniz meyve ve sebzelerin satıldığı pazarın tam fotoğraflık olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Biz tüm bu Kutsal Vadi’yi turlarla gezdik ve çok memnun kaldık. Yarım günlük bir turla Moray’ı ve Salineras de Maras’ı ATV kullanarak gezdik ki o nefes kesici manzarada yüzüme vuran rüzgar eşliğinde ücra köşelerde bulunan köylerin arasından geçmek eşsiz bir deneyimdi. Bir diğer gün ise turla Pisac ve Ollantaytambo’yu gezdik. 


Rainbow Mountain

Rainbow Mountain olarak bilinen Vinicunca Dağı’na ulaşmak için sabah 3’te kalkıp 3 saat arabayla yol gidiliyor daha sonra 4300 – 5000 m arasında az oksijenli bir ortamda 3 saat tırmanıyorsunuz. Tırmanış süresince etrafta salınan lamalar ve alpacaları gözlemleyip dağda yaşayan yerel halkın evlerinin yanından geçiyorsunuz. Oksijen az olsa da karşılaşılan manzaralar ve tabi ki gökkuşağı gibi duran dağ manzarası harika. 6 saat tırmanış ve iniş , araçla yolculuk ise bir 6 saat daha sürüyor. Cusco’ya gelir gelmez yapılmaması gereken ama zamanı olanların mutlaka yapması gereken aktivitelerden biri. 

Salkantay Trek 

Salkantay Trek Inka Trail gibi 4-5 gün süren ve Machu Picchu’da biten bir rota. National Geogragraphic dünyadaki en iyi 25 trekking rotasından biri olarak seçmiş. Zorluk derecesi yüksek olan rota zamanı olan ve macera sevenler için biçilmiş kaftan. Zamanınız azsa günlük turlarla Humantay Gölü’nü görüp, Salkantay Zirvesine çıkmak için sabah 3’te kalkıp Vilcabamba Dağı’na tırmanabilirsiniz.


Cusco, Peru

 

Oteller

Hotel Monasterio, Belmond

Cusco’nun en pahalı oteli olan Monasterio 15. Yy’dan kalma bir manastırdır. Cusco Meydanı’na yürüyüş mesafesinde olan otelin odalarında yüksek irtifas hastalığını engellemesi için oksijen veriliyor.

JW Marriot

Plaza de Armas’ın hemen yanında bulunan JW Marriot’ta 16. yy’dan kalma bir manastır ve Cusco’nun en konforlu otellerinden biri. Monasterio gibi, JW Marriot Oteli’nin de odalara oksijen veriliyor.

Novotel

Bizim Cusco seyahatimiz boyunca kaldığımız Novotel Cusco kemerli şık avlusu, kahvaltısı ve temizliğiyle oldukça güzeldi. Odalarda oksijen verme hizmetleri bulunmamakta.

Natura Vive

Cusco’da Kutsal Vadi’de bulunan dağın tepesine asılı camdan lüks kapsüllerde kalmak isterseniz Natura Vive Skylodge tam size göre. Bol macera ve deneyim sunan bu kapsüllerde kalmak 500 dolar gibi bir fiyattan başlıyor.

 

Cusco, Peru

Nerede Yenir?

Cusco’da birçok restoranı ve cafeyi denemeye fırsatımız olduğundan sizi şehrin en güzel mekanlarıyla baş başa bırakıyorum. Yediğimiz en iyi yemekler tartışmasız Cicciolina’daydı. Kırmızı duvarları ve orjinal dekorasyonuyla ne zaman gitsek oldukça kalabalıktı. Burada Ceviche, Lomo saltado, Alpaca eti ve Cuy eti gibi geleneksel yiyecekleri bulabileceğiniz gibi İspanyol tarzı lezzetli tapaslarda yiyebilirsiniz. La Bodega 138 Peru yemekleri denemek istemeyip odun ateşinde lezzetli bir pizza yemek isteyenler için doğru bir seçenek olacaktır. Burada aynı zamanda organik ve taze salata seçenekleri bulabilirsiniz. Jack’s Cafe diğer bir favorim. Eğer bir cafenin önünde kuyrukta bekleyen genç turistlerin olduğunu görürseniz doğru yere gelmişsiniz demektir. Yemeklerin tamamı oldukça lezzetli. Bizim favorimiz Çizburger ve sandviç çeşitleri oldu. Oturmak için sıra beklemek istemezseniz siparişlerinizi ‘’to go’’ hazırlayıp verebiliyorlar. Bir diğer önerim ise Peru yemekleri sunan şık bir restoran olan A Mi Manera olacak. Kinoa çorbası, Ceviche, Lomo Saltado gibi yerel yemekleri burada tadabilirsiniz. Koka çayı içmek isteyenler için The Coco Shop’ta çay ve tatlı molası verebilir. Bu arada Plaza de Armas Meydanında çok güzel çeşitlerde unlu mamüller satan büyük bir Starbucks bulunmakta.

Machu Picchu, Peru yazısı için tıklayın!

Peru Amazonları yazısını okumak için tıklayın!

 

Paris’in Renkli Caddesi – Rue Cremieux

Paris’in Renkli Caddesi – Rue Cremieux

Paris’in çiçeklerle bezeli rengarenk sokağı Rue Cremieux, Londra’nın Portobello Caddesi ve Nothing Hill’e benzerliğiyle anılmaktadır. Çok uzun bir cadde olmasa da oldukça renkli ve harika fotoğraflar çıkarabileceğiniz bir yer. Şehrin ortasında sakinliğiyle ön plana çıkan cadde, Haussmann tarzı inşaa edilmiş ve pastelin tonlarına boyanmış binalarıyla kalpleri kazanmayı başarıyor. Paris’e gelindiğinde bu harika caddeyi keşfetmeden dönmemek gerekiyor.

 

Rue Crémieux 5

 

1865 senesinde cadde ilk kurulduğunda Millaud ismini almışken daha sonra dönemin adalet bakanını olan Adolphe Cremieux’nun ismini almıştır. Caddenin sakinleri bu caddeyi korumak için özel bir çaba gösterdiği biliniyor. Evlerin boyalarının güzelliği ve girişleri süsleyen çiçeklerden bunu anlamak oldukça kolay. 1910 senesinde Siene Nehri taştığında bu cadde tamamen sular altında kalmış. 8 numaralı bina su baskını sırasında, suyun geldiği noktayı levha ile işaretlemiş.

 

rue cremieux

 

Bu caddeyi ararken biraz uğraştığımı itiraf etmeliyim. Ne sorduğum resepsiyon görevlisi biliyordu ne de taksici. Google Maps’e yazmayı denediğimde hemen Rue Cremieux caddesini buldu fakat yanlış caddeyi bulmuş. Paris’te kaldığım son gün erkenden uyanıp buraya gelmeye karar vermiştim ve oldukça kısıtlı bir zamanım vardı çünkü havalimanında olmam gerekiyordu. Zamanım azaldığı için ya pes edecektim ya da şansımı zorlayacaktım. İnternette birkaç araştırma yaptıktan sonra caddenin Rue de Bercy ile Rue de Lyon arasında olduğunu öğrendim. Ayrıca navigasyona Hotel Mignon yazınca caddeyi elimle koymuş gibi buldum. Buraya metro ile gelmek isterseniz M5 hattına binip Quai de la Rapée istasyonunda inmeniz gerekiyor.

 

Rue Cremieux 4

 

Rue Crémieux 2