Cartagena, Kolombiya

Cartagena, Kolombiya

Fotoğraflar – Talha Çilek

Seyahat edeceğiniz yeri seçmeden önce ilk neye dikkat edersiniz veya sizi ne harekete geçirir? Sizi bilmem ama beni tarihin, renklerin, kültürün ve yemeklerin eşit oranda heyecan verici olması hemen harekete geçirir. Cartegana’ya gitmeden önce Güney Amerika’yı öğrenmeye ve keşfetmeye karşı büyük bir merakım vardı zaten ama Kolombiya’nın Karayip Denizi’ne bakan bu renkli şehrin fotoğraflarını gördüğümde dilimin tutulduğunu ve Cartagena hakkında her türlü yazının içinde günlerce, saatlerce kaybolduğumu itiraf edebilirim. Renkleri, canlılığı, kültürü beni öylesine cezbetmişti ki, bir süre sabahları Kolombiya’da uyanmış gibi güne başladım. Henüz fiziken gitmeden, ruhen gidip orayı yaşamak diye bir şey varsa benim yaşadığım tam olarak böyle bir şeydi.

Cartagena’nın Unesco Dünya Mirasları Listesi’nde bulunan Old Town-Eski Şehri, Koloniyal rengarenk binaları, tropik iklimi, pembenin tonlarında begonvillerin süslediği sokakları ve 13 km uzunluğunda etrafı çevrili tarihi duvarları ile hayallerin çok ötesinde bir profil çiziyor.

Özgürler Şehri Cartagena

Koloniyel dönemde Cartegana de Indias olarak bilinen Cartagena’ya İspanyollar ilk geldiğinde, bu bölgede Calamari denilen etnik yerliler yaşıyormuş. Calamari’ler geri saldırsalar da gelişmiş silahlara sahip olan İspanyollar tarafından yenilgiye uğramışlar. Bu bölgeye yerleşen İspanyol İstilacıların çoğu İspanya’nın Cartagena bölgesinden geldikleri için buraya bu ismi uygun gördükleri söyleniyor. Daha sonra Cartagena değerli konumu itibariyle zengin bir liman şehri haline gelmiş. Peru gümüşünün İspanya’ya taşınması ve köle ticaretini sağlamak amaçlı 1533 yılında kurulan bu zengin liman şehri Karayip Denizi’nde dolaşan korsanların ilgi alanına girince şehrin etrafına dev duvarlar (Las murallas) inşaa etmişler. Şehrin zengin ve prestijli olması eğitimli insanları, ressamları, zanaatkarları kendine çekmiş. Zamanla eğitimli ve aydın kesim yönetime geçerek İspanyollardan bağımsızlığını kazanmayı başaran ilk Kolombiya şehirlerinden biri olmuş. 1984 yılında Unesco şehri koruması altına alana kadar Cartagena, bir süre ihmal edilip unutulmuş fakat geçirdiği renovasyon sonucunda şu anda Karayiplerin en ilgi çeken noktalarından biri haline gelmiş.

Cartagena olarak yazılır ”Kartahena” olarak okunur

Cartagena şehrinin tamamı renkli ve koloniyel tarza sahip değil tabi ki. Old Town kendi içinde El Centro, San Diego ve Getsamani olarak 3 ayrı bölgeye ayrılıyor. Kalelerin içinde kalan ve fotoğraflarda gördüğünüz renkli daracık sokaklar, kiliseler ve plazaların olduğu bölge El Cento ve San Diego’da kalıyor. Bir de tam bu tarihi binaların karşısında Miami’yi andıran Bocagrande ismi verilen dev gökdelenlerin dizili olduğu bir semt var. Old Town tarih ve sanatla dolup taşarken karşı tarafında bulunan Bocagrande tam zıt bir portre oluşturuyor. Getsamani ise Old Town’a yürüme mesafesinde bulunan bir zamanlar ismi suçluları ile anılırken şimdi renove edilen butik otelleri ve hip tarzıyla ön plana çıkan yeni bir semt.

Neden Gitmeli?

İlgi alanınız ne olursa olsun tarihi dokusu, plajları, tropik meyveleri, yemekleri, güler yüzlü insanları, begonvillerin süslediği balkonları, dünyaca ünlü kahveleri, rengarenk evleri, değerli el işlerinin satıldığı sevimli dükkanları ile Cartagena’ya aşık olmamak elde değil. İster romantik bir kaçamak planlayın, ister küçük çocukların dahil olduğu ailecek bir seyahat, ister deniz tatili, ister gurme bir tatil, herkesin mutlu olacağı garanti.

Nerede Kalmalı?

Cartagena gibi tarihi bir şehre geldiğinizde, koloniyel tarzda bir otelde kalırsanız nokta atışı yapmış olursunuz. Eskiden konak olarak kullanılmış olan yuvarlak kemer sütunları, tropik bitkilerin ve havuzların süslediği avluları ile ‘’Casalar’’ mutlaka önceliğiniz olmalı. Oteller az odaya sahip olduğu için otel rezervasyonunu önceden yapmanızı öneririm.

Hotel Quadrifolio

 

En iyi butik oteller;

 

La Cevicheria

 

Nerede Yemeli?

Yemek yemeye ve farklı lezzetler denemeye düşkünseniz Cartagena size karşı oldukça cömert davranacaktır. Deniz mahsullerinin ve Ceviche’lerin bol olduğu bu şehirde doğru adreslere sahip olduğunuz sürece yemekler sizi çok memnun edecektir. Mutfağının Peru ve Karayip esintileri taşıdığı Cartagena’da, Hindistan cevizi sütüyle pişirilmiş tatlı pilav ve kızarmış muz (patacon) eşliğinde balık çeşitleri, kahvaltıda arepa con huevo (yumurtalı ekmek) , empanada (kızartılmış etli, peynirli hamur), Cevicheler karşılaşacağınız en yaygın yemek türlerindendir. Benim favorim ise yemeklerden önce gelen kızarmış muz cipsi, dikkat edin alışkanlık yapabilir.

La Cevicheria – Şehrin en iyi restoranı ve en iyi Ceviche yiyebileceğiniz mekan. Birden çok kez gitmek garanti.

La Mulata – Lezzetli ve doyurucu bir öğlen yemeği için gidilecek en iyi hip mekan.

Bohemia- Şık bir avluya sahip akşam yemeği için oldukça uygun.

Maria – Güzel dekorasyonu ve yaratıcı yemekleri ile Amerikalıların gözdesi. Istakoz ravioli favorimiz.

El Kilo – Karayip Denizi’nden çıkan en taze deniz ürünlerini en güzel sunumla yiyebileceğiniz bir restoran.

Cuzco Cocina Peruana – Canlı latin müziği eşliğinde kaliteli bir akşam yemeği için tercih edilebilir.

Kahve – Kolombiya denilince akla hemen kahve geldiğine göre Cartagena’da güzel bir kahve içmeden dönmemek gerek. En iyi kahve içebileceğiniz adresler Epoca Cafe, Juan Valdez Cafe, San Alberto.

 

Ne zaman gelmeli?

Sahip olduğu nemli tropik iklimden dolayı senenin her dönemi sıcak olsa da, mayıs ayı itibariyle yağmurlu sezon başlıyor ve aralık ayına kadar devam ediyor. Aralık-Mart ayları en uygun zamanları olsa da, biz tam yağmurlu sezonun başladığı Mayıs ayında gittik ve hava durumu yağmur göstermesine rağmen sadece 1 kez yağmur yağdı. Kuru sezona denk getiremezseniz de üzülmeyin çünkü yağmur ve bulutlar seyahatinizi etkilemeyecektir. Bu arada hava, nemli kelimesinin hakkını verecek derecede nemli oluyor hatta bazen nefesiniz kesilebiliyor. Mümkün olduğunca ince ve rahatsız etmeyecek kıyafetler getirmekte fayda var.

 

Playa Blanca

 

 Mutlaka Yapın

 *Cartagena sokaklarında gezerken haritaya bir kenara bırakın ve kaybolun.

*Bir gün batımını Cafe del Mar’da, diğer gün batımını da Mavich Hotel’in roofunda karşılayın.

*Las Palenqueras’larla (kafalarında meyve sepeti taşıyan kadınlar) mutlaka fotoğraf çektirin.

*Playa Blanca, Islas de Rosario veya Isla Baru’ya günlük olarak düzenlenen turlara mutlaka katılın. Biz 2 günümüzü farklı plajlarda geçirdik. Arabayla 1 saat uzaklıkta bulunan Playa Blanca’yı çok sevdik. Tur firmaları ile görüşerek adalar hakkında bilgi alabilirsiniz.

*Sokakta satılan taze hindistan cevizi sularından mutlaka için.

*Sokak yemeklerinin olduğu, şirin cafelerin ve sokak satıcılarının en çok bulunduğu  Plaza de Bolivar ve Plaza Santa Domingo’da zaman geçirin.

*Altın Müzesi, Palace of Inqusition (Engizisyon Müzesi), Arte Moderno,  ve Kakao Müzesi gibi yerler gezilebilir.

*Katedral, San Felipe de Borgas Kalesi, San Pedro Claver Kilisesi şehrin en önemli yapıları dolayısıyla mutlaka listenize ekleyin.

San Pedro Plaza

 

Mutlaka Satın Alın

Wayu kabilelerinin elde ördüğü rengarenk çantalar, şapkalar, hasır örgü açık renkli çantalar, rengarenk küpeler, Kolombiya kahvesi mutlaka almanız gerekenler arasında. Elde yapılan objelerin çok değerli olduğuna inandığım için buradan beğendiklerinizi almanızı tavsiye ederim çünkü bir daha böyle güzeline kolay rastlayamazsınız. Bu hediyelikleri Las Bovedas’ta veya plazaların olduğu yerlerden alabilirsiniz. Kolombiya’nın rengarenk kıyafetler tasarlayan ünlü modacısı olan Silvia Tcherassi’nin dükkanına ve el yapımı çok farklı küpeler tasarlayan Mercedes Salazar’ın mağazasına mutlaka uğramanızı tavsiye ederim. St. Dom isimli modacıların rengarenk kıyafetlerini satan mağazaya da göz atabilirsiniz. Benim çizgisini çok beğendiğim ünlü modacı Johanna Ortiz’in kıyafetlerini St. Dom’da bulabilirsiniz.

 

 

Gelmeden önce mutlaka..

*İspanyolca birkaç cümle mutlaka öğrenin çünkü az miktarda bile İngilizce konuşan birini bulmak zor olabiliyor.

*Gabriel Garcia Marquez’in Cartagena’da geçen kitabı ‘’Kolera Günlerinde Aşk’’ kitabını okuyun.

*Boş bir bavulu yanınızda bulundurun.

*Eğer Narcos hayranysanız Medellin’e gidip Escobar turu mutlaka yapın.

*Pazarlık yapmak hayatın bir parçası dolayısıyla her yerde pazarlık yapmaya hazırlıklı olun.

*Yanınızda her zaman bozuk para bulundurun.

*En renkli kıyafetlerinizi yanınıza almayı ihmal etmeyin.

 

Isla Rosario

Coachella Festivali

Coachella Festivali

Şu sıralar tüm dünyanın konuş-tuğu ve nisan ayında iki hafta sonu üst üste düzenlenen Coachella Müzik ve Sanat Festivali, bu sene de milyonları kendine çekmeyi başardı. Kalabalıklardan çok hoşlanmasam da Amerika’nın en popüler festivali evime arabayla iki saat uzaklıkta düzenlenince gitmeden edemedim. Elektronik müzik başta olmak üzere rock, hip-hop ve bağımsız müzik türlerinin bulunduğu festivalde ünlü sanatçılar konser veriyor. 2017’de Lady Gaga’nın konser verdiği festivalde bu sene Beyonce, Eminem ve The Weeknd gibi ünlü sanatçıların konseri vardı.

Yazının devamını aşağıdan okuyabilirsiniz…

Vosvos ile Kaliforniya Macerası

Vosvos ile Kaliforniya Macerası

Kaliforniya’da yapılacak en keyifli şeylerden biri, 4 kişinin konaklayabildiği bir Westfalia Volkwagen kiralayıp güzel bir ”road trip” yani araba yolculuğu yapmak olacaktır. Geçtiğimiz günlerde deneyimlediğimiz bu unutulmaz macerayı Hürriyet Seyahat okuyucularıyla paylaştık. 

 

 

 

Route 66 & Beymen Club Röportaj

Route 66 & Beymen Club Röportaj

Route 66 – Kaliforniya

Geçtiğimiz günlerde Amerika’nın ünlü ve tarihi yolu Route 66’da mini bir road trip yaptık. Amerika seyahatinin olmazsa olmazlarından olan Route 66 yolu 1920’li yıllarında Amerika kıtasının tam kalbinden geçecek şekilde inşaa edilmiş. Route 66, Chicago’dan başlayarak Los Angeles şehrindeki Santa Monica’ya kadar gidiyordu. Arizona, New Mexico, Texas ve Kaliforniya’nın dahil olduğu 8 eyaletten ve 3 zaman diliminden geçiyor. Günümüzde ise %85’lik bir kısmı halen kullanılmakta.

Bagdad Cafe – Route 66

 

Bu yolculuğu bu kadar popüler yapan en önemli sebeplerden biri yolu geçerken kendinizi eski bir Amerikan filminin içine girmiş gibi hissetmeniz. Göz alabildiğine bomboş yolları, 40’lı yıllardan kalma benzinlikleri, klasik bir hamburger menüsü sipariş verebileceğiniz kırmızı deri koltuklu cafeleri ile bence olmazsa olmaz bir macera. Route 66’nın tamamını gezmeniz imkansız çünkü toplamda neredeyse 4000 km! Ben Route 66’yı genellikle ulusal parklarla birleştirerek bir rota çıkardım. Mesela Las Vegas’tan araba kiralayıp Arizona’ya geçip Grand Canyon Ulusal Parkı’nı ziyaret ettim, ya da Santa Monica’dan başlayan yolu takip ederek Mojave Çölü’ne ve Mojave Ulusal Parkı’nı ziyaret ettim ama zamanınız varsa bir karavan kiralayarak 1 hafta veya 10 güne yayabilirsiniz. 

 

Bitmek bilmeyen Route 66 yolları

 

Bu yolun bir diğer özelliği ise 1930’lu yıllarda başlayan ‘’Büyük Buhran’’ olarak bilinen büyük ekonomik kriz ve ”Dust Bowl” olarak bilinen dev kum fırtınalarının tarımı ve yaşamı kötü yönde etkilemesi, tüm Amerikan halkını Doğu yakasından Batı yakasına Route 66’yı kullanarak göç etmesine sebep olmuş. Göç edenler bu yolu umut yolu ve daha iyi yaşam şartlarına giden yol olarak görmüş ve refahın simgesi olarak efsaneleşmiş. 

 

Route 66

Roy’s Motel Cafe

 

Kaliforniya Route 66’da ön plana çıkanlar

  • Santa Monica Pier
  • Bagdad Cafe
  • Elmer’s Bottle Tree Ranch
  • Wigwam Motel
  • Roy’s Cafe and Gasoline
  • Aztec Hotel
  • Cucamonga Service Station

 

Route 66 – Kaliforniya

 

Kaliforniya Route 66

 

Desert Market, Daggett

 

Tüm fotoğraflar Munopia tarafından çekilmiştir.
Tüm fotoğraflardaki kıyafetler Beymen Club 2018 İlkbahar/Yaz sezonuna aittir.

Beymen Club ile Route 66 üzerine yaptığımız röportajdan;

 

 

Joshua Tree Parkı’nda Haftasonu

Joshua Tree Parkı’nda Haftasonu

Kaliforniya’da yaşıyorsanız ve hafta sonu güneşli ve sıcak bir yerlere kaçmak isterseniz Joshua Tree Ulusal Parkı gidebileceğiniz en güzel yerlerden biridir. Bende arkadaşlarımla birlikte güzel bir program yapıp yola koyuldum. Los Angeles’dan yaklaşık 2 saat uzaklıkta bulunan Joshua Tree’de görülecek çok güzel yerler var. Joshua Parkı’nı görmenin yanı sıra buraya gelmek istememizin diğer sebebi Airbnb’den kiraladığımız Joshua Tree House’da kalmaktı. Kiraladığımız kompleksin çölün içinde olması, harika dekorasyonu, bahçesi, hamağı, çöl akşamlarında yakacak vintage bir sobanın olması çok hoşumuza gitmişti.

 

Joshua Tree

Palm Springs

 

Joshua’ya giderken gözünüze rüzgar türbinleri çarptığı an Palm Springs’e gelmişsiniz demektir. Ünlü Coachella Festivali’nin de yapıldığı yer olan Palm Springs’de The Parker Palm Springs ve Korakia Pensione gibi çok güzel oteller bulunuyor.  Oteller güzel olsa da Airbnb’den filmlerin çekildiği, moda çekimlerinin yapıldığı çok yaratıcı konaklama seçenekleri ile karşılaşabilirsiniz. (Eğer Airbnb’den ev kiraladıysanız Palm Springs’de iken alışveriş yapmanızı öneririm çünkü Joshua Tree tarafında market bulmak zorlaşıyor.) 

 

Joshua Tree

Joshua Tree House

 

Arkadaşlarım Gülin ve Mün ile çıktığımız bu maceralı yolculukta her şeyi önceden planladık. Joshua Tree National Park büyük bir alanı kapladığı için iyice gezmek ve fotoğraflamak için iki günümüzü ayırdık. Yolda giderken mola verip biraz Palm Springs’i gezdik. Daha sonra ilk günümüzde Joshua Tree’deki Cholla Kaktüslerinin olduğu yerde fotoğraf çekip burada bir kahve molası verdik. Önceki gelişimde Cholla Kaktüsü ayağıma batmış ve çıkarması çok zor olmuştu. Bu sefer çok dikkatli olmaya çalıştıysam da yine kaktüslerin çok kötü gazabına uğradım. 

 

Joshua Tree House

 

Joshua Tree Parkı’nda saatlerce gezip araba kullandıktan sonra, kalacağımız evin parkın hemen yakınında olduğunu düşünürken Google Maps 1 saat gösterince topluca küçük bir çığlık attık. Daha markete bile uğramamıştık ve bildiğimiz o dev marketlerin hiç biri burada yoktu. Palm Springs’de bir market bulduk ve hava karardığında kumlu yollardan geçerek bulduğumuz evimize tek kelimeyle bayıldık. Çölde akşam hava serin olduğundan hemen sobaları yakıp, marketten aldığımız yiyecekleri hazırlayarak akşamın keyfini çıkarmaya koyulduk. 

 

Kaldığımız odanın bahçesi

 

Palm Springs’de favorilerim olan Purple Palm Restaurant ve Workshop, Joshua Ulusal Parkı’na yakın olan Pappy and Harriet’s ve Joshua Tree Coffee Company isimlerini bir kenara not etmekte fayda var. Eğer zamanınız varsa Amerika’daki en iyi seçenekli outlet olan Cabazon Outlet’e uğrayabilirsiniz.

 

 

Joshua Tree House

 

 

Kaktüsler 🙂

 

Dünyanın en çok can yakan Cholla Kaktüsleri ve ben 🙂

 

 

Tüm fotoğraflar Munopia tarafından çekilmiştir.SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSaveSaveSaveSaveSave

SaveSave

SaveSave

Kalbim Marakeş’te Kaldı

Kalbim Marakeş’te Kaldı

Marakeş’e ilk geldiğim günü dün gibi hatırlıyorum. Sene 2010, yine Kazablanka’ya uçup oradan 3 saatlik araba yolculuğu ile kızıl şehir Marakeş’e varmıştık. Afrika’nın kuzey-batısında bulunan Arap ve Berberi kültürlerinin mükemmel bir karışımı olan Fas hakkında o zamanlar bilgim pek azdı. Cema el-Fna meydanına ayak bastığımdaki şaşkınlığımı gizlemek için çok uğraştığımı hatırlıyorum. Bir yanda kendinden geçercesine dans eden yılan oynatıcıları, bir yanda elime kına yakmak isteyen rengarenk peçeli kadınlar, bir yanda meydanın kalabalığı, başımı döndürmeye yetmişti. Elimizde bavullar kalelerin kuşattığı Medina’daki otelimizi ararken öylesine dar ve ıssız sokaklardan geçmiştik ki dayamayıp eşim Talha’ya, “Doğru yere gittiğimize emin misin? “ diye soruverdim. O da karşılık olarak kafasıyla, gittiğimiz yolun doğru olduğunu tasdikleyen bir işaret yaptı. Bitmek bilmeyen bir labirenti andıran sokakları geçerken bu sefer dayanamayıp “Bence yanlış geldik, böyle bir yerde otel olacağını sanmıyorum.” sözleri ağzımdan dökülüverdi. Az önce gördüklerimin etkisi altında olan, yol yorgunu bünyem sinirlenmeye çok yatkındı. Sonunda toprak rengi eski bir sokağın üzerinde bulunan ve üzerinde A4 kağıdı kadar bir tabelası olan basit bir kapının önünde durduk. Bu kadarı yeterdi, burası bir otel olamayacak kadar ıssızdı diye düşünürken kapı gıcırtıyla açılıverdi. Kapının ardında yüksek tavanlı, içi yeşil yapraklı bitkilerle süslü mermer bir avlu tüm ihtişamıyla bizi karşılıyordu. İçerideki renkli mozaik havuzun ortasından akan su sesine, yasemin kokusu eşlik ediyordu. İşte ilk defa o an Marakeş’le aramızda derin bir bağ oluştuğunu hissettim.

 

Taze nane çayı ikram edilirken

 

Bu seyahatimin ardından 2 kere daha hayran olduğum bu ülkeye ve şehre geldim. Son gidişimde artık gezilecek ve görülecek her yeri gördüğüme göre istediğim yerde, istediğim kadar kalabilir, dilediğim kadar fotoğraf çekebilirdim. Peki hiç hesapta yokken ve ben dünyanın bir diğer ucu olan Kaliforniya’ya taşınmışken nasıl olmuştu da yolum tekrar buraya düşmüştü?

 

La Mamounia

 

Her zaman söylerim, ilk başta gideceğim yerleri ben seçerken, bir süre sonra ülkeler ve şehirler beni seçmeye, daha doğrusu çağırmaya başladı. Elime bir dergi geçse Marakeş fotoğrafı çıkıyor, satın aldığım bir ürünün altında “Made in Marrakech” yazıyor, yakın bir dostum Marakeş’e yapacağı seyahati anlatıveriyordu. Evrene kulak veren biri olan ben, üst üste Fas’tan gelen mesajlara daha fazla dayanamadım. Evren yine her zaman hareketi alkışladığından, Marakeş’e gitmenin yollarını araştırırken buldum kendimi. Her şey çorap söküğü gibi geldi. Evet, Marakeş beni gerçekten çağırıyordu çünkü tüm denemelerim başarıyla sonuçlandı. Bilet ve uzun zamandır takip edip iç geçirdiğim otele rezervasyonumuz yapılmıştı. Kalbim, kanı damarlarıma öylesine hızlı pompalıyordu ki kendimi sakinleştirmek için her yolu deniyordum ama kalbimin tek istediği coşkuyla atmaktı. Kaliforniya’daki evimizde bu şekilde evde başı kesik tavuk gibi bir süre dolaştım ve yorulunca bir köşeye yığılıverdim. Eğer şaşırdıysanız, bende seyahat etme fikrinin yarattığı etki tam olarak bu.. Duyduğum bu heyecanın beni bir serüvenden diğerine taşındığından şüpheleniyorum. Daha fiziksel olarak gitmemişken, ruhum önden gidip kokuları ve sesleri bana taşıyordu sanki. Yoksa bir yere henüz gitmemişken nasıl duyarsın kalabalığın sesini, nasıl alırsın taze açmış yaseminlerin kokusunu?

 

Marakeş Pazarları

 

Sene 2017, aylardan Aralık ama daha çok sonu gibi.. Marakeş gündüz kemikleri ısıtırken, güneş battığı an kara kışa teslim oluyordu. Yakın arkadaşım ve kardeşim diyebileceğim Zeyneb ile inanılmaz bir serüvenin içinde buluyoruz kendimizi. Oturup plan program yapmıyoruz ve akışa bırakmaya karar veriyoruz. O da daha önce bu ülkeye geldiğinden, Fas kültürünü tanıyor ve sık seyahat ettiğinden tencere kapak misali, tığ işi gibi her şey yolunda ilerliyordu.

 

El Fenn’deki Odamız

 

 

Medina’nın yani kalelerin içinde yer alan otelimiz El Fenn’e giriş yapıyoruz. Çok güzel ve bohem bir yer olduğunu biliyorum ama gerçeğini görmek ikimizde de büyük bir heyecan dalgası yaratıyor. Yine aynı hikaye; dar sokaklar, A4 kağıdı kadar bir tabela ve otelin içi harikalar diyarı.. Yüksekten döküldüğü için buharları etrafa yayılan mis kokulu taze nane çayları elimize kibarca tutuşturuluyor. Güneşin batışıyla üşümeye başlayan vücudum, sıcacık nane çayı ve gürül gürül yanan şömineden yayılan tatlı sıcaklıkla kendine geliyor. Şöminenin etrafında kedi gibi uyuyan kaplumbağalar ilgimi çekiyor. Onları besledikten sonra turkuaz duvarları ve yüksek ahşap tavanları olan odamıza giriyoruz. Gözüme masada bulunan rengarenk güller takılıyor. Hemen kokluyorum ve ardından kendime küçük bir cimdik atarak rüyada olup olmadığımı kontrol ediyorum.

 

Hande ve Zeyneb

 

Hayır hepsi gerçek, en çılgın hayallerimin ortasına düştüğümü farkediyorum ve bunu Zeyneb’e sık sık tekrarlıyorum. Bavullarımızdan rengarenk kıyafetlerimizi çıkarıp dolaplara yerleştiriyoruz, en favorilerimizi ertesi güne giymek üzere ayırıyoruz. Kıpkırmızı duvarları olan ve üzerinde sayısız siyah beyaz fotoğrafın bulunduğu otelin restoranına gidiyoruz. Menülerde genelde iki çeşit yemek var, ya Tajin ya da Kuskus. İkisi de bir Türk’ün ağzına layık lezzetler, hangisini sipariş versen lezzetli. Ben vejeteryan kuskus sipariş veriyorum. İnce, sade haşlanmış bulgurun üzerine yine haşlanmış sebzeler var. Üzerine domatesli sosu döktüğün zaman eşsiz bir Fas yemeğine dönüşüyor.

 

Terasta kahvaltı

 

Ertesi gün tam saatler 6:30’u gösterirken yüksek tavanlı geniş odamızda gözlerimi açıyorum açmasına ama Türkiye saatiyle aslında 9:30 suları. Nemsiz çöl iklimi bana iyi geldiğinden prensesler gibi uyuduğumu fark ediyorum. Pencereyi kapatan ahşap güneşlikleri açar açmaz pırıl pırıl parlayan bir güneş beni selamlıyor. Teras katına çıkıyoruz, henüz güneş çöl iklimine sahip şehri ısıtmaya başlamamış içimiz titriyor ama güneşin az da olsa ısıttığı, rengarenk yastıklarla süslü bir masaya oturuyoruz. Benim elimde fotoğraf makinesi, anı kaçırmamak için özel bir çaba gösteriyorum. Kuşlar o kadar güzel ötüyor ki, hepsini koca bir kafese doldurup Galata Kulesi’nden aşağı, İstanbul’un masmavi göklerine salmak istiyorum. Sokaklar ve otel portakal bahçeleriyle sarılı olduğundan kahvaltıda da taze sıkılmış, şeker gibi portakal suları ikram ediliyor.

 

Cema el-fnaa Meydanı

 

Karnımız ve gözümüz Fransız usülü kahvaltı ile doyar doymaz kendimizi Marakeş’in eski sokaklarında buluyoruz. Yorulmak bilmeden, şehrin canını çıkartırcasına yürüyoruz, yürüyoruz ve yürüyoruz. Gün sonunda sayısız fotoğraf çekmiş ve ellerimizde satın aldığımız halılarla koşar adımlarla otele giderken uzun zamandır atmadığım türden bir kahkaha atıyorum. O kadar gülüyorum ki diyaframım hiç dolmadığı kadar hava ile doluyor ve sanki içeride biriktirdiklerimden o anda tamamen arınıyorum. Dur durak bilmeden kısıtlı zamanımız var diye canım Zeynebi öyle koşturmuşum, öyle yormuşum ki bir sonraki programa yetişmek için kapasitesinin sınırlarını zorladığını fark ediyorum. İkimizde iyice gülüştükten sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Biraz geç kalsa da süremizin sonuna doğru bana “hadi” demeyi yasaklıyor, bir de “lütfen teşekkür etme artık.” diyor.

 

El Fenn

 

Neden sürekli teşekkür ettiğime gelince, yine böyle yoğun gezdiğimiz bir gün, odaya geliyoruz ve o yorgunlukla hemen bir Nespresso kahve yapıyorum. Oda büyük olduğu için serin, hemen resepsiyonu arayıp şömineyi yaklamalarını rica ediyorum. Gürül gürül yanan ateş odayı ısıtıyor ve bende kahvemi yudumlarken çektiğimiz fotoğrafları inceliyorum. Hava kararmış, saatler 11:11’i gösteriyor. Dışarıya gözüm ilişiyor ve o da ne! Hemen karşı sokakta yerde yatan üzeri incecik örtülmüş uyuyan birine gözüm takılıyor. Fas’ta sokakta yatan insan görmek, dilencilerle karşılaşmak şaşırılacak bir durum değil. Türkiye’nin 30-40 sene önceki hali ile karşılaştırabiliriz. Krallıkla yönetilen ülkede çalışma şartları ağır ve kazanç az. Siz yanlışlıkla birinin tezgahına baksanız anında yanınıza gelip size bir şeyler satmaya çalışıyor. Para kazanmanın aslanın midesinden geçtiği bu yerde gördüğüm manzaralar beni derinden etkiliyor.

 

 

 

Bahsetmeden geçemeyeceğim bir gün batımına şahit olduk. Bir sürü işi halletmiş, alışverişleri yapmış, tüm görmek istediğimiz yerleri görmüş bir şekilde otele oldukça yorgun dönüyoruz. Ben Marakeş’e, sadece 1 aylığına gelmiş olduğum İstanbul’dan uçtuğum için ekstra yorgunum ama kimseye çaktırmıyorum. Teras katına çıkıp kendimize tepede rahat bir yer bulup, batmaya başlayan güneşi izlemeye başlıyoruz. Şehir yavaş yavaş kızılın tonlarına bürünmeye başlıyor. Arka planda şehri uzaktan sarmalayan, tepelerine hafif kar yağmış olan Atlas Dağları da renk cümbüşünden nasibini alıyor. Gecenin en karanlık saatlerinde bile öten kuşlar gün batarken sanki daha bir ağdalı ötüyorlar. Güneş, karşımızda bulunan yüksek palmiyelerin ardından yavaş yavaş batmaya başlıyor. Manzara öyle büyülü, öyle huzurlu ki rüya mı görüyorum diye düşünmeden edemiyorum

 

Souk Medina

 

Fas ve Marakeş belki herkesin seveceği ve beğeneceği türden bir yer değil ama benim kalbimde büyük bir yeri var. Temiz değil, yeteri kadar gelişmemiş veya sokakları güvensiz diyenler çıkabilir ama bunların hepsi burayı oluşturan dokunun bir parçası. Ön yargılarınızı ve korkularınızı bir kenara bırakıp seyahat ettiğinizde, hatta hayatınızı korkulardan uzak bir şekilde yaşamaya başladığınızda tüm çarklar lehinize dönmeye başlıyor. Korku sizi olduğunuz yerde kalmanıza sebep olan bir histir. Bırakın uzak diyarlara tek başınıza seyahat etmeyi, karşıdan karşıya geçerken bile korku size büyük zorluklar yaşatabilir. 

 

Jardin Majorelle

 

Seneler önce pazarlık yapmaya bile utanırken bu sefer gösterdiğim performanstan çok memnun kalıyorum. Burada sistem bu şekilde işliyorsa ortama ayak uydurmak durumundayım. Seneler önce buraya ilk geldiğimde çok korkup küçük bir panik atak geçirmişken aradan geçen zaman beni olgunlaştırmış ve kendime olan güvenim iyice cilalanmıştı. Biz yine önlemimizi, yanımızda değerli eşyalar bulundurmayarak alıyoruz. Cema el-fnaa Meydanı’nda yemeklerin satıldığı yer en çok rahatsız edileceğiniz yerlerden biridir. Size menü gösterip portatif restoranlarında yemek yemenizi isteyebilirler hatta kimi zaman kolunuza bile dokunabilirler ama siz tavrınızı net olarak belli ettikten sonra bir problem yaşayacağınızı düşünmüyorum. Souk’ta yani pazarda gezerken Google Maps’den yardım aldık fakat bir ara gerçekten kaybolduk. Kaybolduğumuzu fark eden bir genç bize ”Meydana bu taraftan gidiliyor.” dedi ve biz de teşekkür ettik etmesine fakat önden giderek bize yolu göstermeye devam ediyordu. Mağazalara bakıyor gibi yaparak oyalansak da bir türlü peşimizi bırakmadı. Biz zaten telefona bakarak yolu bulduk ve her yerde tabelalar vardı fakat yanımıza gelip bizden para istedi. Bende her yerde bulunan tabelaları gösterince sinirlenip bir şeyler söyledi. Yaşadığımız tek ilginç olay buydu diyebilirim. Daha sonra sakin sokaklardan geçmemeye karar verip kalabalığın içine karıştık.

 

La Mamounia

 

 

Notlar

Bu seyahat boyunca Riad El Fenn’de kaldık. Burası 28 odası olan meydana yürüme mesafesinde olan bohem bir otel. Otelde kalanlara anahtar verilmiyor ve açıklama olarak kendinizi evinizde hissetmeniz için verilmediğini anlatıyorlar. Bu arada bizim kaldığımız odanın kapısı dışardan kapanmıyordu ve hep yarı aralıktı. İlk başta bilgisayar, fotoğraf makinesi ve lensleri düşününce biraz rahatsız oldum ama takılmamayı tercih ettim. Otel ünlü Virgin’lerin sahibi Richard Branson’ın kızkardeşine ait dolayısıyla her köşesi sanat eseri gibiydi ve beni yoğun bir ilham denizine sürükledi. Bizim kaldığımız yer haricinde çok güzel oteller var tabi ki ama sanırım yüz kere gelsem yine burada kalırdım. 

 

 

Yemek yediğimiz yerlerin ismine gelince; La Mamounia Fas’ın tartışmasız en ikonik oteli, burada havuz başında düzenlenen açık büfe brunchlardan (Le Pavillon de la Piscine) birine katıldık. Otelin içinde bir de Fas mutfağı sunan La Moracain bulunuyor ki yemekler ve mekan gerçekten çok güzel. Öğlen yemek için pazarın tam kalbinde bulunan Nomad Marrakech geniş terası ile tercih edilebilir. İlk akşam meydana bakan La Marakchi’de yemek yedik. İçerisinin dekoru. mumlar, canlı müzik ve yemekler ortalamanın üzerindeydi dolayısıyla rahatlıkla tavsiye edebilirim. Güzel yemekleri, dansözleri ve loş ortamından büyük keyif aldığımız Comptoir Darna’ya ise bir akşamınızı mutlaka ayırın. 

 

 

Majorelle Garden, Ben Youssef Medrasa, Bahia Palace, Koutoubia Camii görülmesi gereken yerler arasında.

Alışveriş konusuna özellikle değinmek istiyorum çünkü burada farklı ve el yapımı objeleri çok uygun fiyatlara satılıyor. Ben değerini Amerika’ya taşındıkta sonra anladım çünkü buradaki lüks firmaların çoğu halılardan sepetlere kadar ürünlerini Fas’ta yaptırıp yüksek fiyatlara satıyor. Meydanda satılan ürünleri hem fiyat hem de çeşitlilik açısından almamanızı tavsiye ederim. Pazarın derinliklerine girildikçe çeşit artarken fiyatlar düşmeye başlıyor. Labirenti andıran pazarda size isim versem bile bulma ihtimaliniz oldukça düşük ama argan yağı ile ilgili size vereceğim adresi mutlaka bir kenara yazın. Majorelle Garden’a giderken yol üzerinde The Moroccans isimli bir mağaza var. Dünyanın en güzel kokulu kremlerini ve argan yağlarını burdan alabilirsiniz. Hatta benden selam söylerseniz indirim bile yaparlar.

 

 

İnterneti rahat kullanmak için havalimanında ücretsiz verilen Orange firmasına ait bir sim kart alıp daha sonra telefonların satıldığı herhangi bir yerden 5 euro karşılığında 5 gb internet alabilirsiniz. Her yerde olduğu gibi taksilerde de pazarlık yapılıyor. Eğer taksiye binmeden önce gideceğiniz yerin gerçek ederiniz öğrenirseniz fazla bir fiyat ödemiş olmazsınız. 

Önceden Marakeş hakkında yazmış olduğum yazılara buradan ulaşabilirsiniz;

Çocuk ile Marakeş 

Marakeş Rehberi

Marakeş’te Gezilecek Yerler

Fas’ta Ne Yapılır?

 

 

 

 

SaveSave

SaveSaveSaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave