italya

Italya-6italya

İtalya benim için çok anlam ifade ediyor, ayrı bir yeri var bende. Talha’da, ben de bu ülkeye birçok kez seyahat ettik ve birçok şehrini gezme görme fırsatımız oldu. Bana Türkiye haricinde nerede yaşayabilirsin diye sorsalar kesinlikle İtalya derdim. Bu ülkede bir gezginin seveceği her şey var. Güzel yemek, iyi alışveriş, köklü ve etkileyici tarih, sıcak güler yüzlü insanlar, macera, moda, güzel sahiller ve tabi ki sanat… Ben diğer Avrupa ülkelerinin aksine Italya’ya yazın gitmeyi seviyorum. Parmak arası rahat terliklerimle ve uçuşan renkli güzel bir elbiseyle bağdaştırıveriyorum hemen. İtalya seyahatinizi sakın tek bir şehir ile sınırlı tutmayın, bir araba kiralayın ya da trenle bir baştan bir başa gezin…İtalya’da gittiğimiz hangi şehirleri paylaşacağıma gelince en popüler ve gizli kalmış bir kaç cennetten bahsedeceğim. Aslında en güzeli bir seyahat sonrası eve gelip sıcağı sıcağına anlatmaktır fakat ben tembellik edip bu bloga bir türlü başlayamadığım için birikti. Bu yazımda Milano, Floransa, Venedik, Roma, Napoli, Pompei, Toskana Bölgesi, Capri Adası, İtalyan Rivierası hakkında bilgiler vereceğim. Nerde ne yemeli, nereye gitmeli gibi konulara yere vereceğiz. İtalya’da ilerleyen zamanlarda gitmek istediğim 2 yer daha kaldı orası da Sardunya ve Sicilya. Umarım buralara da bir an önce gidip sizlerle paylaşırım.

Roma

Roma 2,7 milyon nüfusu ile İtalya’nın başkenti ve en büyük şehridir. Roma’nın tarihi çok eskilere dayanır. Burada 10,000 sene öncesine ait, insanların yaşadığına dair kalıntılar (taş aletler, tabak, taş savaş aletleri) bulunmuş. Bu eski şehrin kuruluşu ise bir efsaneye dayanır. Bu efsaneye göre savaş tanrısı Mars ile Rhea Silvia’nın ikizleri olan Romolus ve Remus’un ailesi öldürülür. İkizler bir sandala konulur ve Tiber Nehrine bırakılır. Sandal kıyıya vurur, ikizleri dişi bir kurt bularak emzirir. Büyüdüklerinde ise dişi kurdun onları bulup emzirdiği yere ise Roma şehri kurulur. (Bu efsaneyle ilgili Lavazza çok güzel bir reklam yapmış.) Eski tarihe sahip olan Roma İmparatorluğu 1000 sene boyunca Batı dünyasının korkulu rüyası olacak ve bu dönemin en büyük gücü olarak tarih kitaplarına geçecektir. Roma’da görülmesi gereken birçok yer var, bir gün asla yetmeyecektir. Öncelikle her turistin mutlaka gittiği Aşk Çeşmesine (Fontana Di Trevi), İspanyol Merdivenlerine (Piazza Di Spagna), Kolezyuma (Collosseo) ve daha sonra ülke statüsüne sahip Vatican’a gidin. Diğer kalan zamanlarınızda da gidin. Nerede yemek yiyelim diye sorarsanız biz Navona Meydanındaki ”Navona” isimli restoranda yemiştik oldukça güzeldi. Diğer turistlik yerlerdeki restoranların yemeklerini beğeneceğinizi sanmıyorum inanın İtalyan yemeği o kadar kötü olamaz. ”Navona Meydanı” havuzları müzisyenleri ve ressamları ile çok keyifli bir atmosfere sahip olduğundan mutlaka burada zaman geçirmelisiniz.

Napoli

Bu başlıkları kısa kısa geçeceğim çünkü İtalya kısmı çok uzun sürecek ve daha anlatılacak çok yer var. Evet efendim Napoli, Roma’ya oldukça yakın dolayısıyla Roma’ya gidiyorsanız mutlaka Napoliyi ve Pompeii’yi de görün. Tamam, Napoli’de görülücek çok birşey yok ama en güzel pizza burada yenir. İtalyan bir arkadaşımız sayesinde hayatımızın en güzel pizzasını yedik. İsmini veriyorum bak Alberto artık sır olmaktan çıkıyor. Pizzeria da Michele oldukça salaş bir yer, tek tip pizza var (mozarella-fesleğen) ve sadece bir tek normal kola var. Napoli’de birkaç tur attıktan sonra çok merak ettiğimiz Pompeii’ye gittik. Roma’dan bu kadar yol Pompeii’yi görmek için gelinir mi kesinlikle gelinir…

Pompeii

Pompeii 1.yy’da 20.000 kişilik nüfusu ile oldukça zengin bir liman şehriymiş. Şehirde hamam, pazar, kilise ne ararsanız varmış. Bu zamana göre bile oldukça lüks sayılabilecek villalarda yaşıyorlarmış ve hayatlarını rahat ve keyif içerisinde sürüyorlarmış. Bir süre sonra içki, kumar, cinsellik, ve günah olabilecek her türlü eylem almış başını gitmiş. Sonra 79 senesinin (evet bildiğiniz 79 sayısı başında birşey yok bundan tam 1932 sene önce) sıcak bir Ağustos sabahı yanardağın sarsıntılarını hissetmişler ama hiç şaşırmamışlar çünkü hep sarsıntı oluyormuş o yüzden pek dikkate almamışlar. Ve sonra olan olmuş ve dev gibi Vezüv Dağı patlayıvermiş… Tüm şehir bir anda lavların ve küllerin altında kalmış ta ki 1599 senesinde kadar. Şehir 1500 sene uyumuş, kimsenin böyle bir şehirden, böyle bir tarihten haberi yokmuş, inanması oldukça zor öyle değil mi? Şimdi gittiğinizde elinize büyük bir şehir haritası ile kulaklıklı rehber veriyorlar. Bir bölgeyi gezmek 4 saat, diğer bölgeyi gezmek ise 3 saat yani toplam 7 saat sürüyor. Bizim tabi ki o kadar zamanımız olmadığından toplam iki saat bir şehri gezebildik ama gördüklerimiz bize yetti. Resmen kocaman antik bir şehri geziyorsunuz. Küller her şeyi olduğu gibi saklamış. O zamanlar ne yer, ne içer, ne iş yapar, günlük hayatları nasıl geçer gibi soruları çok net bir şekilde öğrenebiliyorsunuz ve gözlerinizle tanıklık edebiliyorsunuz. Her insanın mutlaka oraya gidip, bu değişik duyguları hissetmeli. Resimlerde de paylaştığım gibi insanlar oldukları gibi kalmışlar kaçacak hiç ama hiç zamanları olmamış. Bir çok kişi çok sapıttıkları için böyle bir sonun başlarına geldiğini düşünüyor. Burada randevu evlerini görme şansınız bile var. Odalara ayrılmış ve duvarlarda pornografik çizimleri olan randevu evleri… Türkiye’ye döndükten sonra Pompeii ile ilgili bir sürü DVD alıp izledik, isteyen olursa DVD’lerin isimlerini verebilirim.

Capri

Capri Adası ile Sorrento birbirine oldukça yakın, Capri’ye feribotla geçmek için Sorrento’ya geliyorsunuz ve 30-45 dk süren bir bekleyişin ardından yüzünüze doğru esen serin ve ferahlatıcı rüzgarın eşliğinde lacivert denize bakarak bir anda düşüncelere dalmaya başlıyorsunuz. Tüm İtalyan ve Fransız tasarımcıların bu adada şık butikleri var. Herkes podyumdan çıkmışçasına dolaşıyor. Herkes güzel, herkes yakışıklı. Tepeden manzara zaten nefes kesici. Çok şık ve artist bir yerde tatil yapmak istiyorum diyorsanız, zamanınızın küçük bir parçasını buraya ayırmanızı tavsiye ederim. Sorrento’ya gelince sahiller muhteşem, yemekler lezizdi. Elimizde dondurmalarla ayaklarımız ağrıyana kadar yürüdük. Sorrento’dan limon şeklinde sabunlardan ve ya limoncellolardan hediyelik olarak alabilirsiniz. Geçmeden edemeyeceğim bir restoran var Sorrento’da, ismi La Antica Trattoria… Hayatımın en güzel raviolisini burada yedim. Bu arada Capri’ye giderken feribotta fotoğraf makinemizi almadığımızı fark ettik çok üzüldük özellikle Talha çok üzüldü… Capri konusunda resimsiz bırakıyoruz maalesef, ilerleyen zamanlarda bunu mutlaka telafi edeceğiz…

Floransa & Pisa

Toskana, İtalya’nın 1934 Anayasası ile kısmi bölgesel özerklik verilmiş 20 kentten birisidir. Floransa, İtalyan Rönesansının doğduğu yerdir ve Toskana bölgesinin merkezidir. 6 Toskana bölgesi Unesco’nun koruması altındadır. Bunlar; Floransa, Pisa, San Gimignano, Siena, Pienza ve Val d’orcia’dır. Floransa’ya adım atar atmaz binalardaki ve sokaklardaki yaşanmışlık sizi olduğunuz yerde yakalayacak ve kendinizi 14.yy’da yaşayan bohem bir ressammış gibi hissettirecektir. Nasıl bu hissi yaşatmasın? İtalyan Rönesansı bu topraklarda doğdu ve dünyaya yayıldı. Kentin her köşesi sanatla, tarihi binalarla ve insanlık için çok değerli sanat eserleri ile doludur. Peki, neden Floransa sorusu aklınızı kurcalıyordur sanırım. Cevabı gerçekten çok düşündürücü ”Medici Hanedanı”. Cosimo de’ Medici ile başlayan bir serüven… Floransa’yı Floransa yapan bu sanat aşığı aile 14.yy’da Avrupa’nın en zengin ailesi olarak bilinirdi ve İtalyan Rönesans’ının doğmasının ana kaynağıydı. Eşi benzeri olmayan bu aile, sanata ve büyük yapılara bütün servetini harcamıştır dersek yeridir. Tüm yetenekli gelecek vaat eden ressamları ve mimarları bir mıknatıs misali Floransa’ya çekerek cevherlerinin ortaya çıkmasına destek olmuş ve kanatlarının altına almıştır. Bir söylentiye göre ağır çalışan işçiler gibi aylarca, senelerce ciddi baskılar altında tutarak resim yapmaya mecbur tutmuşlardır. Leonardo Da Vinci, Botticelli, Michalengelo, Raphael, Donatello, Ghiberti, Gozzoli gibi büyük üstatlar bu aile tarafından eğitilmiş, yetiştirilmiştir. Mediciler resmen yetenek avcısıymış, yetenekliysen anında seni himayeleri altına alıyorlarmış. Bu sebeptendir ki bu şehri gezmeden önce en azından bir tane Medici ailesi hakkında bir kitap okuyup gelin, ya da yanınızda getirin ve yapıların manzarası ve mis kokulu bir kahve eşliğinde bu ailenin yaptıklarına tanık olun…

Ne yapılır? : Ponte Vecchio, Piazza del Duomo, Piazzale Michalengelo, Santa Maria del Fiore Katedrali, Palazza Vecchio, Giotto’s Bell Tower, David’in Heykeli, Uffizi Gallery…

Gezilecek yerleri burada saymaya devam etsem sayfalar yetmez. Siz en iyisi buraları güzelcene gezin resimlerini çekin ve özellikle Uffizi Müzesine ayrı bir zaman ayırın. Bu müze Batı dünyasının bilinen en eski ve ünlü sanat müzesidir. Muazzam koleksiyonunun içerisinde Botticelli’nin, Michelangelo’nun, Raffaello’nun, Caravaggio’nun, Rembrandt’ın, Da Vinci’nin en önemli eserleri değerli bir elmas niteliğinde sunulmaktadır. Bu dehaların yeteneğinin 10′da biri bende olsa başka bir şey istemezdim sanırım. Yağlıboya ile uğraştığımdan, umarım buradan birazcık da olsa yetenek bulaştırmıştır!

Riomaggiore

İtalya dosyasının sonuna geldik, bu başlıkları kısa geçeceğim dedim ama geçemedim. Evet Riomaggiore, Cinque Terre ile başlayalım. Burası Unesco’nun koruması altında, renk renk boyanmış evleri, güler yüzlü insanları ile küçük şirin bir balıkçı kasabasıdır. Manavdan mis kokulu çilekler alıp burayı keşfetmeye başlıyoruz ve hayran kalıyoruz. Kayıklı denizin dibi gözüküyor ve nasıl parlak sizi kendine doğru çekiyor. Dağın kenarına 600 m yüksekliğe yürüme parkuru yapmışlar ve 10 km yürüme mesafesi var. Spor yapmak isteyenler için mis gibi havası, sessiz sakin ortamı ile muhteşem. Bu yola aynı zamanda Love Walk’da deniyor (Via Dell’Amore). Riomaggiore’ye gidebilme şansınız varsa mutlaka gidin ve huzura erin… Bu arada Portovenere’den bahsetmek istiyorum başlığa yazmadım ama şimdi resimlere bakınca gittiğimiz aklıma geldi. Burası da küçük ve sevimli bir sahil kasabası, buradan kocaman deniz kabukları aldık.

 

Chiavari ve Portofino’dan bahsetmeye geldi sıra. Bu bölge İtalyan Riviera’sı olarak geçer ve İtalya’nın kuzeybatı kısımında kalır. Çok güzel yazlık bir belde fakat denizin dibi pek gözükmüyor çünkü kum çeşidi biraz koyu ama sahilleri oldukça güzel. Otelden bisiklet alıp büyük bir keyifle etrafı keşfettik. Yazın buraya daha çok yerli turist geldiğinden gitmeden önce her türlü rezervasyonunuzu yaptırın yoksa yer bulamazsınız. İsmi şarkılara konu olmuş Portofino ise buraya oldukça yakın. Biz bu arayı yürüme gafletinde bulunduk ve sanırım Portofino’ya gelmemiz iki saatten fazla sürdü. En son ayaklarımı su toplamış halde buldu.. O kadar merak ediyoruz ki Portofino’yu, bir de tavsiye edildi birkaç kanaldan. Portofino tabelasını görür görmez içimiz mutlulukla doldu, merdivenlerden hemen aşağı indik. Bir baktık küçücük bir koya sosyetik İtalyanlar dizilmiş, tekneler çekilmiş, şık kıyafetler giyilmiş (tekne değil apartman dersek yeridir.) Yakınlarına giderseniz mutlaka gidin, ama sırf burayı görmek için gitmek çok anlamsız. Restoran ismi vermiyorum, yer bulursanız şanslısınız çünkü  her yer tıklım tıkış doluydu, oturacak yer zor bulduk. Dalida ne demiş ”I found my love in Portofino”, o küçücük yerde nasıl aşkını bulabilmiş merak ediyorum, insanlar milyonluk şehirde evlenemiyor helal olsun ona 🙂

Venedik

Venedik, çiçeklerle süslü balkonlarıyla, suda yüzen şık gondollarıyla, renk renk maskeleriyle ve buram buram kokan tarihi ile kendinizi masal diyarında hissedebileceğiniz bir atmosfere sahiptir. Turistleri iç gıcıklatıcı bir parfüm misali kendine çeker. 170 kanal ve birbiriyle bağlı 400 adet köprüsü vardır. 1300′lü yıllarda deniz ticareti öyle gelişmiş ki o zamanlar Avrupa’nın en zengin kentiymiş. Bu sular kentinin önde gelen aileleri paralarını nereye saçacaklarını şaşırıp birbirleriyle lüks saray inşasında ve sanat gibi konularda yarışa girmişler. İyi ki de girmişler de bu güzellikler yıllar boyu korunarak zamanımıza kadar gelebilmiş. Ünlü dört mevsim konçertosunun yanı sıra sayısız konçerto bestelemiş olan Antonio Vivaldi’de Venedikte doğmuş ve yaşamıştır. Tarihte Venedikliler, Osmanlılarla az savaşmamış. Sırf  Konstantinapol düşmesin diye, Osmanlılara karşı 1453 senesinde savaşmışlar ama başarısız olmuşlar. Bununla da kalmayıp Fatih Sultan Mehmet’in açtığı savaş 30 yıl sürmüş ve bu savaşlar Venedik’in düşüşünün başlangıcı olmuş… (Sen misin Osmanlılarla dalaşan 🙂  Venedik,ItalyaSafiye Sultanı duymuşsunuzdur, kendisinin gerçek ismi Sofia Baffodur,1550 yılında Venedik’te zengin bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelir… Akdeniz’de gemiyle gezintiye çıktığı sırada Osmanlıların eline düşer ve sonunda III.Murad’ın başkadını ve daha sonra Padişah III.Mehmed’in validesi olacaktır. Ann Chamberlin’in Safiye Sultan kitabını okumadıysanız mutlaka okuyun…

Neler yapılır? Vaporettolarla Grand Kanal’da tur atın, Gondola binin (tur atarken size Vivaldinin, Marco Polo’nun ve Casanovanın evini göstermelerini isteyiniz), San Marco Meydanında canlı müzik eşliğinde birşeyler içerek ruhunuzu dinlendirin, haritayı bir kenara atın ve Venediğin büyülü ve dar sokaklarına kendinizi bırakın.Campanile di San Marco, Saat Kulesi, Palazzo Ducale, San Marco Kilisesi, Rialto Köprüsü, Ca Rezzonico Sarayı…

Milano

Milano denince aklıma ilk alışveriş sonrada, Vittorio Emanuele Caddesindeki cafelerin birinde tiramisu ve cappucino eşliğinde, İtalya havasını içe çeke çeke geçirilen keyifli saatler geliyor. Talha Milano’da alışveriş haricinde yapılacak çok fazla bir şey olmadığını düşünüyor, gerçi yalan da değil ama ben bu şehri çok seviyorum. Binaların yapısını, şık giyimli İtalyanları, kahve kokan cafelerini pek bir seviyorum işte. Yemek konusuna gelince, İtalya’ya ne zaman gitsem hep risotto yerim çünkü çok seviyorum bu yemeği. Tavsiye edeceğim restorandaki kadar da iyi yaparım desem sanırım yalan söylemiş olmam. Porcini mantarlı enfes bir risotto yemek isterseniz İl Salotto’ya gitmeniz tavsiye olunur. Çarşıdaki birçok yeri denedim ama nafile en güzel kıvamı buranın şefi tutturabilmekte. Ne demişler pilavı iyi yapanın yemeği de iyi olurmuş. Bir kaç kez üst üste gittiğimiz ve artık kendimizi evimizde hissettiğimiz yeni keşfimiz Papa Francesco! Hem yemekleri çok güzel, hemde Türkleri öyle çok seviyorlar ki özel Türkçe menü hazırlatmışlar. Restoranın güler yüzlü sahibi Paolo sayesinde bundan böyle hep uğrayacağımız bir evimiz oldu.

 

Kardeşim Selma Çilek’in sevdiği yerleri yazmazsam olmaz herhalde kendisi orada yaşıyor. Milano’ya geldik İtalyan yemeği yedik, bir de Fas yemeklerini seviyorsanız ve etkileyici bir Fas Restoranına gitmek istiyorsanız Yacout doğru adres olacaktır. Tatlıyı nerde yiyelim derseniz 10 Corso Como’da güzel bir tiramisu yiyebilirsiniz. (10 Corso Como’da ünlü tasarımcıların koleksiyonlarının satıldığı bir yer aynı zamanda.) Buraya ek olarak California Bakery, hem hoş dekorasyonu hem de muhteşem cheesecakeleri ile mutlaka uğranması gereken bir yer. Navigli Kanalı’nın kenarında aperitivo’ya gidebilirsiniz. Son olarak biz Türklerin çok seveceği bir başka yer ise Luini’de Panzerotti keyfi. Bizdeki kızartılmış hamurunun içine mozarella ile domates koyun alın size Panzerotti, çok leziz fakat uzun bir kuyruk beklemek zorunda kalırsanız şaşırmayın! Gardaland’ı unutuyordum az kalsın, Selma götürdü bizi geçen yaz. Gardaland, Disneyland gibi bir eğlence parkı ama kesinlikle daha korkuncu. Gitmek isterseniz Milanodan trenle 1,5 saat sürüyor. Tek yapmanız gereken Trenitalia’dan Milano-Venedik güzergahına bilet alıp Peschiere del Garda durağında inmek. İner inmez istasyonun hemen çıkışında Gardaland’e giden ücretsiz otobüsleri göreceksiniz, haydi size iyi eğlenceler !

Como

İsviçre sınırında Milano’ya trenle yarım saat uzaklıkta bulunan şirin bir şehirdir. Como ismini, içinde barındırdığı Como Gölünden almıştır. Aslında Como bana hep İstanbul Boğazını hatırlatmıştır. Boğazın etrafında daha az ev ve binalar olmasaydı daha da çok benzeyebilirdi. Bu arada George Clooney’nin de evi vardı orda dediğinizi duyar gibiyim. Evet daha önce burada bir evi varmış fakat paparazziler peşini bırakmadığından tasını tarağını alıp Como’yu terk etmiş.Buraya uğramayı düşünüyorsanız önce güzel bir tekne gezisine çıkın, göl kenarında mis gibi havayı ciğerlerinize çekip yürüyüş yapın, çimenlere uzanın, acıkınca da bu güzel manzaraya nazır yemek yiyin. Nerde mi yiyin, merkezden uzaklaşmak istemiyorsanız Türklere ait olan Ristorante Fontana d’oro‘ yu tercih edin, Türk olduğunuzu duyunca çok ilgileniceklerdir, gerçekten çok sıcakkanlı insanlar… Hande bize şöyle afili bir restoran ismi söyle derseniz size Ville d’Este’nin bahçesinde yemek yemeyi öneririm.Ya da yine buraya yakın olan İl Gatto Nero’yu.

Roma

Napoli

Pompeii

Capri

Floransa

Pisa

Riomaggiore

Venedik

Milano

Como

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan