Namibya

 

Namibya, çok uzun bir süredir hayalini kurduğum, düşüncesi bile heyecanlandıran bir Afrika ülkesiydi. Onca yer varken neden bir insan Afrika kıtasının güneybatısında dünyadan kopmuş ve neredeyse %90’ı kumlarla kaplı bir ülkeye gitmek isterdi ki?  Sebebini açıklayamıyordum ama gittiğim zaman çok etkileneceğimi, gördüğüm renklerin beni benden alacağını biliyordum. Namibya aynı zamanda beni heyecanlandıran bir sürü güzelliğe ev sahipliği yapıyordu. Yüksekliği 400m ’leri bulan yaşlı kumulları, Sossusvlei’daki 1000 senelik ağaç iskeletleri, aslan, çita, gergedan gibi hayvanları gözlemleyebileceğiniz Etosha Milli Parkı ve Namib Çölü’nün Atlas Okyanusu ile birleştiği, gerçeklikle rüya arasında kalacağınız Walvis Bay gerçeklikten kopmak ve özüne dönmek isteyenler için muazzam güzellikteydi. Seyahatimiz baştan sonra bizi başka bir zamana, başka bir gezegene taşıyan, hayalini bile kuramayacağımız güzellikteki yerlerle doluydu. Cape Town’dan kısa süren bir uçuşla geldiğimiz başkent Windhoek’te çok uzun bir süre kalmadık. St. Mary Katedrali’ni ziyaret edip Joe’s Beerhouse’da yemek yedik. Normalde Afrika ülkeleri çok fakir olur ve güvenlik sorunları tek başına gezmek tedirgin edebilir ama burası Güney Afrika gibi gelişmiş olmasa da ziyaret edenlerin başını ağrıtmayacak düzeyde bir ülke. Siz tabi ki yine de tedbiri elden bırakmayın, değerli eşyalarınızı yanınızda bulundurmayın ve gece geç saatlerde dışarıda dolaşmayın.

 

Sandwich Harbour

Afrika’nın güneyinde bulunan 2,5 milyonluk ülkenin kuzeyinde Angola ve Zambiya, doğuda Botsvana ve güneyinde ise Güney Afrika Cumhuriyeti bulunmaktadır. Ülkenin batı kısmının tamamı ise Atlas Okyanusu ile kaplıdır. Namibya toprakları dünyanın en kurak topraklarından birine ev sahipliği yapmaktadır. O kadar kuraktır ki ülkenin neredeyse tamamı çöllerle kaplıdır ve dünyanın en eski çölü bu topraklarda bulunmaktadır.  Ülkenin batısında bulunan ve ülkeye ismini veren Namib Çölü‘nün yanı sıra doğu bölümünde de Kalahari Çölü bulunmaktadır.  Ülke, dünyanın en az nufüs yoğunluğu olan ülkelerinden biri olsa da Owambo, Damara, Himba gibi 12 ayrı kabile yaşamaktadır. Ülkenin çoğunluğu Owambolardan oluşuyor ve Oshiwambo dilini konuşuyorlar. Resmi dili İngilizce olsa da zenciler genellikle Oshiwambo dilini kullanırken beyazlar ise Hollandaca’nın bozuk bir hali olan Afrikaans dilini konuşmaktadır.

 

Dune 45

Namibya’nın tarihine baktığınız zaman bolca Avrupa etkisi görüyorsunuz. Avrupalılardan önce, San (Bushmen) ismi verilen dünyanın en eski avcı-toplayıcı kabilesi 11,000 yıl boyunca bu topraklarda yaşamış fakat yazılı herhangi bir belge bırakmadıklarından o dönemi bilemiyoruz. 19. yy’a gelindiğinde ise İngilizler Walvis Bay taraflarını kontrol ederken diğer bölgelerin tamamını Almanlar yönetmiş. Ülkenin tüm zenginliklerine de eş zamanlı olarak el koymuşlar. Swakopmund, Kolmanskop, Lüderitz gibi Almanca kokan isimler bu sebepten dolayı sizi şaşırtmasın. Mesela Lüderitz bir zamanlar elmas madenlerinin bolca bulunduğu ve Almanların evler inşaa edip kendilerine yaşam alanları oluşturduğu bir yermiş. Tabi şimdi terk edilmiş olduklarından hayalet evler turlarına katılıp içleri kumlarla dolmuş olan bu evleri ziyaret ediyorsunuz.

 

 

Ne zaman ve nasıl gidilir?


Çöllerin hakimiyet kurduğu Namibya’da hava genellikle hep kurudur. Gündüzler hava sıcakken güneş battıktan sonra üşütecek derecelerde de soğuk olur. Senenin tüm zamanı ziyaret edilebilecek bir iklime sahiptir. Aralık ve Mart ayları arası topraklara biraz yağmur düşer ama çok değil. Mart ve Nisan ayları Namibya’nın en yeşil olduğu ve havada daha az tozun ve kumun olduğu bir dönem. Haziran ve Ağustos arası güney yarımkürede kış yaşandığı için diğer zamanlara göre daha serindir.

Namibya seyahatini Cape Town ile birleştirdiğimiz için, önce İstanbul-Cape Town uçup daha sonra da Air Namibia ile Cape Town-Windhoek arası uçuş gerçekleştirdik. Namibya tüm Türk vatandaşlarından vize istiyor fakat Türkiye’de karşılıklı Büyükelçilikleri olmadığı için, konsolosluğun olduğu bir ülkeye veya Namibya Berlin Büyükelçiliğine yönlendiriliyorsunuz. Biz Amerika’da yaşadığımız için pasaportları Washington’da bulunan Namibia Konsolosluğuna posta ile yollayıp vizemizi aldık. Namibya’ya gitmek için pasaportu postayla başka bir yere yollamaya gerek var mı diye bana sorarsanız hiç düşünmeden Namibya vizenizi almak için Berlin’e yollayın derim, öyle güzel bir ülke ki asla pişman olmazsınız.

 

 

Ne yapılır?


Namibya’nın yüzölçümünün Türkiye’nin yüzölçümünden büyük olduğunu söyleyip bir de üstüne 2,5 milyon nüfusu olduğunu söyleyince insan ister istemez şaşırıyor. Ülke büyük fakat popülasyonu oldukça az. Popülasyonunun azlığının en büyük sebebi ise yaşamaya çok elverişli topraklara sahip olmayışları ve dünyanın en eski çölü olan Namib ve Kalahari Çölleri’ne ev sahipliği yapmalarından geçiyor. Görülecek yerlere mesafeler uzak ve her yerde yol olmadığı için toprak yollarda günlerce yol yapmanız gerekiyor. Manzaralar o kadar nefes kesiciydi ki durup durup şu anda ‘’Namibya’nın ortasında tek başımıza Indiana Jones tarzı bir macera yaşıyoruz.’’ diye kaç kere heyecanla Talha’yı dürtükleyip bu durumu hatırlattım bilmiyorum. Uçsuz bucaksız toprak yollarda çöllerin arasından geçerken, renklerin tonları değişirken kulağımda kulaklığım jipten dışarıyı izlemek kendime yaptığım en büyük iyiliklerden biriydi. Gitmeden önce kafamda onca düşünce beni adeta aşağı çekmeye hazırlık yaparken, Namibya yörüngesinden çıkıp boşlukta dönüp duran ruhumu evirdi çevirdi ve tekrar yörüngesine geri oturttu sanki.

 

 

Burada yapılacak çok şey, görülecek çok fazla yer var fakat en az 1 hafta zaman ayırmak gerekiyor. Bizim zamanımız yine  kısıtlı(klasik) olduğundan en çok görmek istediğimiz yerleri çıkarıp, duraklamadan azıcık zamana maksimum yer sıkıştırmaya çalıştık. Buraya gitmek istemimizin sebebi ilk başta Atlas Okyanusu ve Namib Çölünün birliştiği Sandwich Harbour’u görmek, daha sonra Sossusvlei’deki 1000 senelik ağaç iskeletlerini görmekti. Mutlaka görmek istediğimiz iki yerin üzerinden plan yaptık. Bunların haricinde Etosha Milli Parkında safari, sahil vahası olan Swakopmund, Deadvlei, art nouveau tarzında inşaa edilmiş eski Alman kasabası Lüderitz, ve yine Alman yerleşimi olup terkedilmiş olan Kolmanskop’u görülecekler ve yapılacaklar listesine alabiliriz. Buranın en eski ve hala yaşamlarını ilkel şartlarda sürdüren Himba Kabilesine bir ziyarette bulunabilirsiniz. Eğer buraya ayırabilecek bir ay gibi bir süreniz varsa Namibya’nın her köşesini sindire sindire gezebilirsiniz ama eğer böyle bir zamanınız yoksa en çok nereyi görmek istediğiniz, ne kadar zamanınız olduğu ve gitmek istediğiniz yerlerin arasının ne kadar sürdüğünü itinayla masaya yatırmanız gerekir.

”Namibya’da Gezilecek Yerler” yazısı için tıklayın.

 

 

 

Ne yenir?


Meyve ve sebzenin yetişmediği, çoğunlukla Güney Afrika’dan ithal edildiği düşünüldüğünde bu tür ürünler ekstra pahalıdır ve kolay kolay bulunmaz. Etin ağırlıklı olarak tüketildiği Namibya’da Oryx (antilop), Kudu (ceylan) gibi av etlerine Air Namibia’nın sunduğu bir öğünde bile rastlayabilirsiniz o kadar yaygın. Kaldığımız otelde Zebra, İmpala, Oryx, Devekuşu gibi etlerin her akşam özel olarak konuklara sunuluyordu. İlk başta gözlerimize inanamasak da servis edilen etlerin oldukça pahalı ve zor bulunduğu söylendi. Çıkan sonuç tüm kırmızı etlerin tadının dana etine çok yakın olduğuydu. Hatta zebra etinin, dana etinin tadına olan yakınlığı yıllardır gazetelerde çıkan at eti haberlerini aklımıza getirmedi değil. (Normalde et tüketmeyi tercih etmeyen biriyimdir fakat önüme böyle bir fırsat çıkınca çok küçük bir parça denemeden geçmek istemedim.) Namibya, okyanusa kıyısı olmasından dolayı deniz mahsülleri hem çok çeşitli hem de çok taze. Özellikle Walvis Bay ve Swakopmund taraflarında çok lezzetli deniz mahsülü servis eden restoranları bulmanız olası (The Tug). Ben hayatımda yemediğim kadar İstiridye’yi Namibya’da yediğimi söyleyebilirim. Eğer daha önce tatmadıysanız tazecik çıkarıldığı için lokum gibi olduğunu söyleyebilirim. 

 

 

Ne alınır?


Satın alınacak çok farklı çeşitlerde ürünlerin olduğunu söyleyemem ama alabileceğiniz buraya has bir kaç ürünün olduğunu söyleyebilirim. Oryx Desert Salt marka tuzlar Kalahari Çölünün el değmemiş bölgelerinden temin ediliyor. Tütsülenmişinden tutun, pancarlısına kadar çok çeşitli tuz çeşitleri bulunuyor. Yerlilerin el emeği göz nuru bir çok ürüne Windhoek’teki pazarlarda rastlayabilirsiniz.  Şehre 8km uzaklıkta bulunan kadınların el işi ürünlerini sattığı kar amacı gütmeyen Penduka, sepet, deri, takı, tekstil gibi ürünlerin satıldığı Namibia Crafts Centre hediyelik eşyaları bulabileceğiniz ön plana çıkan yerlerdir. Post Street Mall renkli dükkanları ve el işi ürünleri ile turistlerin alışveriş için tercih ettikleri bir başka yerdir.

Kısa kısa

  • Çölün rengi ne kadar kırmızısıyla bir çöl o kadar yaşlıdır. Kumun renginin açık olması onun daha çok genç olduğunu gösterir çünkü kumun içindeki metaller zamanla okside olup kırmızıya döner. Bu sebepten Namib Çölü, yani dünyanın en yaşlı çölü akıllardan çıkmayan göz alıcı bir kızıl renge sahiptir.
  • Namibya başta Amerikalı zenginler olmak üzere dünyanın birçok yerinden avcıyı kendine çekiyor. Ülkede adım başı av kampları bulunuyor. Beni bu durum tabi ki derinden yaraladı. Dev toprak sahipleri kendilerine ait alanları çitle çevreliyorlar, hayvanları beslemiyorlar ve bir de bunun üzerine avcılara her türlü şartları sağlayıp hayvanları vurdurtuyorlar. Duyduğumda çok üzülmüştüm ama rehberimizin anlattığına göre bir hayvan türü fazla türediğinde popülasyonun azaltılması gerekiyormuş. Kendileri vurmak yerine avcılardan yüksek rakamlar alarak hayvanları vurdurtuyorlarmış. Avcılar hayvanı ülkesine götüremedikleri için sadece kafasını trophy yani hatıra olarak alıyorlarmış. Dolayısıyla hem hayvanı vurdukları için para kazanıyorlarmış hem de hayvanın eti onlarda kalıyormuş. Her sene ekonomiye büyük katkı sağlıyormuş avcı çiftlikleri.
  • Prehistorik zamanlarda Gibeon isimli bir meteor Namibya’ya çarpmış. Namibya’nın Gibeon köyüne yakın olduğu için bu isim verilmiş. Etnik bir grup olan Namalar meteorlardan kendilerine silah ve objeler yapmış. Meteor taşları şu anda Post Street Mall’da sergileniyor.

SaveSave

Namibya

Namibya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan