Petra

Petra-5Petra, Ürdün

National Geographic’e ait Petra belgeselini, Afrika dönüşü sırasında uçakta izlemiştim ve o sırada Ürdün’e gitmeyi kafama koymuştum. Henüz tatilden eve bile ayak basmamışken bir sonraki rotayı planlamak, gezgin hastalığına yakalananlarda sık görülen ‘’semptomlardan’’ biridir desem ne doğru olur. Ne kadar gezersen gez yine daha fazlasını görmek istersin… Aradan henüz bir sene bile geçmeden kendimizi Amman’daki Havalimanında bavulları beklerken buluverdik. Gelmeden önce Amr Diab’ın son albümü alındı, 1962 yapımı Arabistanlı Lawrence filmi izlendi, çöl iklimine uygun kıyafetler alındı, defterlere notlar düşüldü. Gitmeden önce  7 Oscar alan bu filmi, bir Türk olarak sakin olmak şartıyla izlemenizi öneririm. Bundan neredeyse bir asır önce dış güçler, Osmanlı’nın 400 sene boyunca yönettiği Ortadoğu’daki topraklarında, Arapları kışkırtıp isyan çıkartarak ele geçirmişler. (Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenler, Osmanlı’yı bir nevi parçalama planı olan Sykes-Picot anlaşmasını araştırabilirler.) I. Dünya Savaşı sonrasında Arap ülkeleri, Fransız ve İngiliz mandalar eşliğinde bağımsızlıklarını  ilan etmeye başlamışlar. Ürdün ise 1920’lerde İngiliz mandası altında bağımsızlığını ilan etmiş. Şu anda Monarşi ile yönetilen Ürdün’de herkes sakin bir hayat yaşıyor. Kralları II. Abdullah’ı herkes çok seviyor. Gittiğiniz her yerde kendisinin ve ailesinin resimlerini görebilirsiniz. Filistin asıllı eşi Kraliçe Rania mükemmel İngilizcesiyle, batıya bakan asil ve eğitimli bir portre çiziyor. Ürdün ise keşfedilmeyi bekleyen değerli bir mücevher niteliğinde adeta. Avrupa’dan başka destinasyon tercih etmeyen turistlerin değişiklik yapıp, Ürdün’ün sıra dışı atmosferini yaşamasını tavsiye ederim.

Ürdün, kaliteli zaman geçirmek isteyenler için biçilmiş kaftan. Başkent Amman güzel restoranları, alışveriş merkezleri ile oldukça gelişmiş ve modern bir atmosfer sunarken, biraz daha alt kesimde deniz seviyesinin 400 m altında bulunan ve içinde barındırdığı yoğun tuzdan dolayı hiçbir canlının yaşamadığı Kudüs manzaralı Ölü Deniz (Lût Gölü) ise etrafındaki kaliteli otelleri ile ayrı bir cazibe merkezi.  Buranın en büyük özelliği, göldeki tuz yoğunluğunun, siz göle girer girmez yüzeye atması. Suyun üzerine oturuyor hissi yaratan bu deneyimi mutlaka yaşamalısınız. Gölden çıktıktan sonra yine gölden çıkarılan siyah çamuru vücudunuza sürüp 15 dakika bekletirseniz, cildinize doğal bir bakım yapmış olursunuz. Biraz daha güneye indiğinizde ”Dünyanın 7 Harikasından Biri” olarak adlandırılan 2000 seneden daha eski bir geçmişe sahip olan Nebatilerin  ‘’Kayıp Kent Petrası’’ ise buram buram tarih kokuyor. Petra’nın, Mısır’daki Piramitlerden aşağı kalır bir yanı olmadığına emin olabilirsiniz. Denize girmek isterseniz Kızıldeniz’e kıyısı bulunan Akabe (Akaba)şehri tam size göre. Bu kadar gezilecek yer yetmediyse WadiRum’da çölde safari yapıp akşamında,”Arap Gecelerini’‘ çadırlarda kalarak yaşayabilirsiniz veya kuzeyde bulunan Jerash’daki Ortadoğu’nun Pompeii’si olarak adlandırılan ‘’ Gerasa Antik RomaŞehrini’’ gezebilirsiniz.

Petra-17Çoğu zaman yaptığımız gibi havalimanından araba kiralayıp gönlümüzce Ürdün’ü gezdik. Araba kiralamak burada yapılabilecek en mantıklı çözüm olacaktır çünkü benzin bize göre çok ucuz (depo 33 Jod’a doluyor) , park sorunu yok ve kimseyle pazarlık yapmak durumunda kalmıyorsunuz, yani uzun vadede araba kiralamak daha avantajlı. Ürdün zaten küçük bir ülke olduğundan en uzun yolculuğunuz 4 saati geçmeyecektir. Bir de her yerde hız kontrolü yapan polislerle karşılaşmanız muhtemel. Talha kendini bizim otobanlarda sanıp gaza basınca, polis hemen durdurdu. Tabi buradan sonrasını tahmin edeceğiniz üzere Türk olduğumuzu öğrenince gülümseyerek geç işareti yaptı.(Türklerin sevilmesinin iki büyük sebebi; hükümetin Filistin politikası ile Kıvanç Tatlıtuğ’lu dizilerimiz. Bir Suriyeli asıllı vatandaş da sınırımızı Suriye’ye açtığımız için teşekkür edip, bize mahçubiyet, hüzün ve gurur duygularını bir arada yaşattı.) İlk rotamız Lût Gölü yani, namı diğer Ölü Deniz oldu. Uçuşumuz fırtınadan dolayı dört saat rötar alınca, 2 saatlik uçuş eziyete dönmedi değil ama biraz şekerlemenin ardından kendimizi Lût Gölünün içine attık. Ölü Deniz’e girebilmek için ya göle kıyısı olan bir otelde kalabilirsiniz (Kempinski, Mövenpick, Marriot gibi) ya da ‘’Amman Beach’’ismindeki plajdan 16 JOD karşılığında göle girebilirsiniz. Bu seçeneklerin haricinde göle girmenizi tavsiye etmem çünkü halka açık bir yerde girmek hem rahat olmayacaktır, hem de tuzu üzerinizden atmak için iyice tatlı suyla durulanmanız gerekecektir. Ölü denize girerken mutlaka eski ve koyu renk bir mayo tercih edin. Tuz o kadar yoğun ki mayoyu rahatlıkla eritebilecek güçte, bir de cildinize çamur sürerseniz, çamur mayoda leke bırakabiliyor. Bazı turistik bölgelerde fiyatları abartabiliyorlar ama dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da turistlerden ne koparırsam kardır gözüyle bakılıyor. Biz Ölü Deniz’e kıyısı olan Kempinski Otel’de kaldık. Tasarım olarak çok güzel düşünülmüş, çok sayıda havuzları ve palmiye ağaçlarıyla çölde vaha görmüş hissi veriyor. Otel Ortadoğu’nun en büyük Spasına sahip. Ülkemizde de bulunan Anantara Spa’nın en büyük şubesiymiş. Yemeklerden ve hizmetten çok memnun kalmadık ama otellerin bulundukları ülkenin standartlarına göre hizmet anlayışını değiştirdiğini öğreneli çok oldu.

Petra-6Daha sonra arabayla üç saat sürecek kısa bir yolculukla Indiana Jones’un çekildiği Petra şehrine geldik. (Mümkünse 35 no’lu yolu kullanın, hem diğer yolların aksine tabelalar vardı, hem de yol daha genişti.) Yunanca ‘’taş’’ anlamına gelen Petra, M.Ö 400 ile M.S 106 yılları arasında Nebatilere başkent olmuş. Şehrin en ilgi çeken yapısı Al- Khazneh yani Hazine Binasıdır. 1812 senesinde, İsviçreli gezgin Nijer Nehrinin kaynağını araştırırken bu kayıp kenti keşfeder fakat çokta önemsemez, hâlbuki 1000 seneden fazladır bu kayıp kentten dünyanın haberi olmamıştır. Bu yapıyı özel kılan en önemli özellik, zamanının dışında bir mühendislik harikası olmasıdır. Küçük bir hata dahi kabul etmeyen bu el emeği yapı, yukarıdan aşağı doğru tek parça halinde oyularak, tabiri caizse tığ gibi işlenmiş. Ürdün dünyadaki en az yağış alan bölgelerden biri olduğu için su çok büyük sıkıntı olmuş fakat gelişmiş mühendislikleri sayesinde suyu kemerlerle istedikleri gibi yön vererek şehre kadar getirmeyi başarabilmişler. İşin ilginci 2000’li yıllara kadar bu yapının neden yapıldığını kimse bilmiyordu. Ürdün’lü bir arkeologun parlak fikri sayesinde yapının altı kazılıyor ve içinden 11 adet mezar çıkıyor, yani piramitler gibi bir anıtmezar olarak tasarlanmış. Araştırmalar, bu görkemli binayı yaptıranın Kral II. Aretas olduğunu gösteriyor. Buraya mutlaka minimum bir gününüzü ayırın. Giriş 50 Jod, şimdiye kadar ki rastladığım en pahalı giriş ücretlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Söylenenlere göre geçen senelerde 90 Jod’muş! Atlara binmenin bilete dâhil olduğunu söyleyecekler ama bu doğru değil. İçeri girince bahşiş vermezseniz atlara binemeyeceğinizi söylüyorlar. Zaten şehri hissedebilmek ve fotoğraflayabilmek için yürümeniz daha doğru olacaktır. Biz gidiş, geliş ortalama 12 km yürümüşüzdür. Bu sebepten gitmeden önce iyi bir kahvaltı edip her yeri kum olan şehri rahat gezebilmek için kapalı ayakkabılarınızı şimdiden bavula koysanız iyi edersiniz. Tepedeki Manastıra,  850 basamaklı olmasına rağmen çıkmanızı şiddetle öneriyorum. Eğer zorlanırım diyorsanız eşeklerle çıkabilirsiniz. Kişi başına 5-10 JOD’dan fazla vermeyin. Tepede soluklanabileceğiniz ve Manastır manzarasında taze portakal suyu içebileceğiniz güzel bir çay bahçesi var. İyi kare yakalayabilmek için zaman harcayın ve her yerin boşalması için kapanış saati olan 18:00’e kadar bekleyin. Hazine binası ve tüm şehir sakinleşeceğinden turist kalabalığı olmadan fotoğraf çekmenin tadını varın. Araştırmalarımızın sonucunda kalınabilinecek en iyi otelin Mövenpick Resort Petra Oteli olduğu sonucuna vardık ve çok keyif aldık. Tarihi Petra şehrine yürüme mesafesinde ve yemekleri oldukça iyiydi. Petra’da tarihle ve yorgunlukla yoğrulup geldikten sonra eski antik bir binayı andıran bu otel, bizi binlerce yıl öncesine götürerek gezimizi kusursuz tamamlamamızı sağladı.

Lut gölüne mutlaka girip iyice çamura bulanın, Petra’da zamanın dışına taşıp M.Ö yaşayan insanların kayıp şehrinde kaybolun, Wadi Rum’da safari yapıp çölde kamp kurun, Osmanlının izlerini taşıyan Akaba’daKızıldeniz’in tadını çıkarın, Jerash’da çok iyi korunmuş Antik Roma kentini kendi gözlerinizle görün.

Arap ülkelerinin çoğunda birbirine yakın tarzda yemek bulabileceğinizden yabancılık çekmeyeceksiniz. Moutabal, fattoush, tabbouleh, falafel gibi mezeler ile başlangıç yapıp, ana yemek olarak ”Mansafyiyip, son olarak da ’Ahwa’’ eşliğinde ‘’Um tatlısı ile yemeğinizi bitirin, pişman olmayacaksınız. Hayatımdaki en güzel Orta Doğu yemeğini, Amman’daki Lübnan Mutfağı olan ‘’Tannoreen Restoranında’’yediğimi itiraf etsem iyi olacak.

Mineral kaynağı ve tuz miktarı açısından dünyada örneği nadir bulunan bu gölden çıkan tuz ve çamurdanedinmek herkes için ayrıcalık olacaktır. Sanata ilginiz varsa Jerash’da çok güzel Arap tarzı modern yağlıboya tablolar satın alabilirsiniz. Bir de Nebatilerin el sanatlarına ve gündelik yaşamlarında kullandığına benzer topraktan yapılmış hediyelikleri gönül rahatlığıyla alabilirsiniz.

Petra

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan