Myanmar

Myanmar

Myanmar

Myanmar_45Myanmar

Dünyanın en gizli kalmış, özgün ve el değmemiş ülkesi olan Myanmar 50 sene boyunca askeri cunta tarafından yönetildikten sonra 2010 senesinde ülkeyi turist girişlerine açarken, kendi halkının ülkenin dışına çıkıp geri gelmesine izin verdi. Eskiden turist almıyorken internetten online aldığınız vize sayesinde artık elinizi kolunuzu sallaya sallaya ülkeye giriş yapabiliyorsunuz. 2012’de 1 milyon turist giriş yapmışken 2015’te 4 milyon turist bekleniyor. Myanmar bozulmadan ve yeni bir Tayland olmadan bu halini bir an once görmenizi tavsiye ederim. Bu arada yanlış anlaşılmasın askerler hala ülkenin başına tünemiş durumdalar ama eski güçlerini kaybettiklerinden ve tüm dünyanın gözleri kendilerine çevrildiğinden önceden yaptıklarını rahatlıkla yapamıyorlar. Bu değişime öncülük eden en büyük sembollerden biri olan Aung San Sun Kyi Myanmar halkının özgürlüğü için herşeyinden vazgeçmiş bir generalin kızıdır. İyi okullarda eğitilip üniversiteyi Oxford’da bitirdikten sonra ülkesine gelip bu haksız yönetim şekline meydan okumuştur. Eşi İngiliz olan Aung San bu sebepten dolayı oy almasına rağmen başkan olamadığı gibi ona ya ülkesini terketmesini ya da 20 senelik ev hapsine çarptırılacağı seçeneğini sunulmuş. O da halkının terk etmek istemediği için ev hapsini kabul ediyor ve barışçıl yaklaşımı ile Nobel Ödülü kazanıyor.

 

Myanmar_48Oldukça az turistin geldiği Myanmar’da hayatımda şaşırmadığı kadar şaşırıp hayretler içerisine düştüm. Halkın yönetime karşı veya hayata karşı öfkeli olacağını düşünmüştüm çünkü eğer ben 50 sene bu şekilde yaşasaydım o şekilde olurdum diye düşünürken oldukça sakin ve mutlu bir halkla karşılaştım. Myanmar gezimiz tur firması tarafından bize özel oldukça detaylı ve güzel planlanmıştı. Her şehirde havalimanında oldukça iyi ingilizce bilen iyi eğitimli rehberler bizi karşıladı. Her türlü meraklı sorularımız cevaplandı. Hepsine teker teker sordum kızgınmısınız veya ülke dışına çıktınız mı diye ama çoğu oldukça sakin görünüyordu. Ben neden olduğunu anlamaya çalışırken cevap ilerleyen günlerde kendini çok net gösterdi.

Ülkedeki herkes Budist ve bu oldukça normal ama normal olmayan hepsinin en az Budist bir rahip kadar dindar olmasıydı. Bu nasıl olur diye düşünürken askeri cuntanın halkı ayaklanmasın diye buna doğru ittiklerini gördüm. Mesela her ay halk kazandığı ortalama 100 doların üçte birlik kısmını altın varağa yatırıyor ve bu varaklarla Buddha heykellerin dışları kaplanıyor. Tapınaklarda sürekli Budist Rahipler ve tapınakların temizliği için inanılmaz paralar toplanıyor. Halk Buddha’nın neredeyse dediklerini harfiyen yerine getiriyor. Herkes herkese güveniyor, hep gülen yüzler, reankarne olduktan sonraki hayatlarına yatırılan sevaplar… Budizmi çok güzel anlayabildiğim ve öğrenebildiğim bir gezi oldu ve oldukça derin bilgilere ulaşma fırsatım oldu. Felsefe olarak doğan daha sonra dine çevrilen Budizm’de hayat ce acıya dair inanılmaz derin bakış açıları sunuyor. Ben her türlü inanç sistemine saygıyla ve merakla yaklaştığım için Budizm ile ilgili çok sayıda yabancı kaynaklı kitap okuma şansım oldu. Daha sonra ilgilenenler için özel bir yazı yazmayı düşünüyorum.

 

Myanmar_51Buradaki herhangi bir vatandaş rahip olabilir, herkese açık bir mertebe. İster ömür boyu ister 15 gün bu tamamen size kalmış. Kadınlar da erkekler de rahip olabiliyor. İşin ilginç kısmı rahipler herhangi bir maaş almadıkları gibi evleri de yok ve bir nevi diğer insanlardan yemek ve ihtiyaçlarını isteyerek geçiniyor ve akşamları tapınaklarda uyuyorlar. Aslında oldukça zor bir hayatları var ama Budizm açısından bakılınca onlara o kadar da zor geldiğini düşünmüyorum. Sabah kahvaltı etmek için bir evin kapısını çalıyorlar ve eğer evde yemek varsa ev sahibi hemen rahibe bu yemeği ikram ediyor. Halk hergün en az bir kez meditasyon yapıyor bana da doğru konsantre olabilmek adına oldukça yararlı bilgiler verdiler. Bu arada ülkede doğru düzgün bir sanayi yok. Sanayi olmayınca herşey el emeği göz nuru olarak üretiliyor. İnanılmaz sabır gerektiren elde kumaş dokuma, elde tekne yapımı, elde sigara sarma, demir dövmeciliği, ağ ile balıkçılık, obje yapımı, ipek dokuma gibi her türlü iş büyük emekler karşılığında yapılıyor. Ömürlerini bu işlere veriyorlar ama işlerini yaparken tam konsantre yaptıklarından iş çok temiz ve güzel çıkıyor. Bu sebepten herşey değerli müsriflik yok çünkü herşey zor kazanılıyor ve zor üretiliyor. Herkes sahip olduğuna maksimum değer vererek koruyor. Kendi kültür ve değerlerini olduğu gibi korudukları gibi dededen kalma mesleklerini hep canlı tutmuşlar. Bu arada ne konuştukları dil ne de yedikleri yemeklerin diğer Uzak Doğu tarzıyla ilgisi yok. Tüm bunlardan sonra şaşırmamak inanın elde değil.

Myanmar_41Bagan

Günümüzde Myanmar denince akla gelen fotoğraflardaki mistik sislerin arasındaki antik pagodalar Bagan kentinte bulunuyor. Nyuang U şehrinin havalimanına uçarak ulaşabileceğiniz Bagan 9. ve 13. yüzyıllar arasında büyük Pagan İmparatorluğuna ev sahipliği yapmış kadim bir şehir. Bugün eski bagan çoğunlukla koruma altında ve yeni yerleşimler Yeni Bagan denilen bölgeye kaymış. Bagan, Ekim ayından başlayarak Nisan sonuna kadar devam eden yüksek sezonda semalarında dolaşan balonları ile ünlü. Dünyada Kapadokya ve New Mexico dışındaki en ünlü balon destinasyonu da burası dersek yanlış olmaz. Onlarca sıcak hava balonunun puslu ovada pagodalarn mistik görüntüsü içindeki kompozisyonu gerçekten dünyada şahit olunabilecek sayılı manzaralardan. Biz Muson mevsiminde gittiğimizden dolayı maalesef ve maalesef ne balonları ne de mistik sisler içindeki gündoğumuna şahit olabildik. Bagan’dan yüreğimiz buruk ayrılırken bir gün tekrar gelme ve yarım kalmış ziyaretimizi tamamlama sözü verdik. Pagodalar yada stuppa diye de anılan yapılar aslında tapınakların üstündeki kubbe biçimindeki kısımlara verilen isimdir. Myanmar genelinde genelde altın kaplama veya sarı pirinç pagodalarda rastlansa da Bagan’daki pagodaların birçoğu kremitten yapılmadır. Bagan’da  Shwezigon Pagoda ve Khay Min Ga Temple önce çıkan yapılar olsada aslında tüm şehir tek başına devasa bir başyapıt. Sezonda gittiğinizde mutlaka ve mutlaka tapınaklar üstünde sıcak hava balonunu deneyimini yaşayın. Bizim gibi off-season’da yolunuz düşerse ise tur rehberinizden sizi tırmanabileceğiniz en yüksek pagoda’ya götürmesini isteyin ve dik merdivenleri tırmanıp manzaranın tadını çıkarın. Bagan’da konaklayanlar için ise muhteşem pagoda manzarası ve gözlem kulesi ile tartışmasız Bagan’ın en iyi oteli Aureum Palace‘ı tavsiye edebiliriz.

 

Myanmar_6İnle Gölü

İnle Gölü Myanmar’ın iç kısmında kalan, Bagan’a yerel uçuşla yüksek sezonda 30 dakika olan fakat düşük sezonda Mandalaya üzerinden aktarma ile 1 saat 10 dakikada Heho havalimanı aracılığı ile ulaşılabilen, Güneydoğu Asya’nın Venedik’i diye de adlandırabileceğimiz bir göl şehridir. 70bin kişinin kelimenin tam anlamıyla su üzerinde yaşadığı bu balıkçı şehri Bagan’dan sonra Myanmar’ın en çok turist çeken destinasyondur. Heho havalimanından 30 dakikalık bir yolculukla göl kıyısına vardıktan sonra İnle’ye özel bir hayli uzun ve ince yerel motorlu bir kayık ile yola koyulduk. Yaklaşık 1 saat süren ve gölün tam ortasından geçerek yaptığımız yolculuk sonunda şehrin içine vardık. Geçimini genelde balıkçılıktan sağlayan halk aynı zamanda turistler içinde yerel yaşamı deneyimleyebileceğiniz atölyeler işletmekte. Lotus yani Nilüfer çiçeğinin lifleri ile yapılan keten benzeri kumaşlardan, tamamen elle ve büyük bir ustalıkla üretilen yerel kayıklara, ortaçağ teknikleri ile bıçakların dövüldüğü demircilerden, Küba benzeri elle yapılan yerel püroların hazırlandığı imalatanelere kadar İnle size eşsiz bir deneyim yaşatacak. Yıllarca tecrit içinde yaşamış bir halkın kendi ihtiyaçlarını nasıl ustalıkla ve ince bir kalite anlayışı ile ürettiklerini gördüğünüzde herşeyin otomatik üretildiği ve kimsenin kendinden bir şey katmadığı günümüz sistemini sorgulayacaksınız. Inle’de bunun dışında ünlü 4 Buda Heykeli tapınağı (tabi artık altın kaplanmaktan Buda’lıktan çıkmışlar) ve hikayesi ilginizi çekebilir. Kazıkların üstünde göl manzaralı birçok otel mevcut ama biz Bagan’da da olduğu gibi Aureum Palace otelini tercih ettik ve kesinlikle çok memnun kaldık.

 

Myanmar_54Mandalay ve Yangon

Myanmar’ın başkenti Yangon ve şehir devasa Shwedagon Pagodası ile ünlü. Bu tapınak Myanmar’ın simgelerinden ve özellikle gece ışıklandırması ile muhteşem bir manzara sunuyor. Bunun dışında havalimanına yakın olan beyaz filleri de görebilirsiniz. Karaweik Temple adındaki yüzen tapınakta şehrin görülmesi gereken yapılarından. Fakat biz size zamanınızı Yangon’da harcamak yerine eski krallık başkenti olan Mandalay’ı tavsiye ediyoruz. Myanmar’a direk uçuş olmadığı için ya Yangon yada Mandalay’a uçmalı, oradan yerel uçuşlar ile Bagan ve İnle’ye ulaşmalısınız. Bizim gibi ilk durağınızı Mandalay olarak belirlerseniz kanallarla çevrili eski kraliyet sarayını, dünyanın en uzun ahşap (tik) köprüsü olan U-Pein köprüsünü, yine dünyanın en büyük olması planlanan fakat yarım kalan pagodası olan Mingun şehrindeki Pa Hto Taw Gyi Pagodasını, ve yine Mingun şehrindeki beyaz tapınak olarakta bilinen Hsinbyume Pagoda‘yı görebilirsiniz. Mandalay’da konaklarsanız da size tavsiyemiz şehrin en iyi hint restoranını da barındıran Red Canal Hotel olacaktır.

Myanmar_24Yazının ilk başında daha önce de bahsettiğim gibi Myanmar yemekleri hiç bir Uzak Doğu lezzetini andırmadığı gibi bambaşka tatlara ve duygulara yolculuk etmenize olanak veriyor. Bir kere yemeklerin çoğunda bol bol yağ kullanılıyor. Bizde ki meze kültürüne benzer ortaya birçok çeşit yemek getiriliyor. Genelde kızartma ağırlıklı besleniyorlar. Balık ve deniz mahsülü oldukça bol kullanılıyor. Benim şu anda ismine ulaşamadığım ama yemelere doyamadığım tavuk, hindistan cevizi sütü ve patlıcan ile harmanlanmış bir yemek vardı. Bu üç yiyecek bir araya geldiğinde bu kadar mı güzel bir birliktelik çıkar bilemedim. Hurma şekerini hala oldukça yaygın kullandıklarından bunu hem tatlı olarak hemde çayın yanında servis ettiklerini göreceksiniz. Oldukça lezzetli olan bu şeker aynı zamanda oldukça sağlıklı. Genelde çay olarak yeşil çayın tüketildiği Myanmar’da çok başarılı Hint restoranları ile de karşılaşmak mümkün.

 

Myanmar_45Gittiğim ülkelerden sadece el emeği göz nuru alışverişi yaptığım düşünülürse burada ne alacağımı şaşırdım çünkü herşey hem çok kıymetli hem de kıymetine göre inanılmaz ucuzdu. Elde ipek dokuma kıyafetler ve şallar, yapımı haftalar süren ve tamamen doğal boyalarla yapılan lake ürünler, Burma usülü şemsiyeler, yeşim madenlerine sahip olduklarından inanılmaz ucuza satılan yeşim taşından takılar, nilüfer çiçeğinin sapından elde edilmiş iplikle yapılan şallar aklıma ilk gelenler. Tahta oymacılığı ve demir yapımı gibi mesleklerle elle icra edildiğinden istediğinizi rahatlıkla alabilirsiniz. Sigara veya puro sevenler yeşil yapraklara sarılarak yapılan sigaralardan alabilir ben içmedim ama değişik olduğu söyleniyor. İnanılmaz tatlı ve baş döndüren bir aroması olan alfonso mango türüne karşı özel bir ilgim olduğundan bunları pazarda veya restoranda gördüğünüz zaman lütfen tereddüt etmeden alın hiç pişman olmayacaksınız.

Myanmar

Kısa Kısa

  • Ülkede Coca Cola’dan başka yabancı bir marka görmediğim gibi Mcdonalds’ın ülkeye girmesine daha uzun seneler var.
  • Tropik bir ülke olduğundan istemediğiniz kadar bol papaya, mango ve türevlerini taze taze bulabilmeniz mümkündür.
  • Herkesin size sevgiyle yaklaşık size kocaman bir gülümsemeyle karşılama ihtimali %100.
  • Erkeklerin ve kadınların neredeyse hepsi ‘’Longyi’’ denilen uzun belden bağlamalı etekler giymekte. Bende oradayken bunlardan alıp rahat rahat dolaştım, elde dokuma ipek olanlarını özellikle tavsiye ederim. Oraya göre (25 dolar) pahalı olsa da gerçek değerine göre inanılmaz ucuz!
  • Her yerde karşılaşacağınız Budist rahipler inanılmaz sevecenler ve konuştuğunuzda ya da fotoğraf çektirmek istediğinizde izin veriyorlar. Biz yaklaşık 15 adet birlikte dolaşan bir rahip ordusuyla karşılaşı fotoğraf çektirdikten sonra onlarda bizimle teker teker fotoğraf çektirdiler. Oldukça ilginç bir andı hem onlar hem de bizim için.
  • Ülkedeki tüm erkekler kırmızı tütün ve betel cevizi denilen bir ağacın yapraklarını çiğniyorlar. Dolayısıyla tüm dişler ve ağızlar oldukça fena bir durumda. Bir de bunları yere tükürdüklerinden tüm sokaklarda yerde kırmızı kırmızı lekeler görürseniz şaşırmayın.
  • Ülkedeki kadınlar yüzlerini Thanaka denilen ve bir ağaçtan elde edilen açık sarı renkte bir boya sürüyorlar. Bu boya onları güneşten korurken aynı zamanda makyaj görevi görerek güzellik veriyor.
  • Herkes etek giydiğinden spor giyinen biriyle karşılaşmanız pek olası değil. Bu eteklerin altına her zaman flip flop giyiliyor. Kapalı ayakkabı giyen kimseyi görmediğim gibi birçok kişi hiç bir şekilde ayakkabı giymiyor.
  • Tapınaklara girmeye metrelerce kala ayakkabılar çıkıyor çünkü ayakkabı çıkarmak bir saygı göstergesi temiz olmakla hiç bir ilgisi yok.
  • Katlanmamış temiz dolar geçtiğinden yanınıza aldığınız paralara dikkat edin. Tabi ki oradan para çekmek biraz şans olduğundan yanınıza ihtiyacınız olan parayı getirmenizde fayda var çünkü kredi kartı oteller haricinde çok yaygın değil.
  • Hayatımda ilk kez Nilüfer Çiçeğinin sapını kırarak ip yapıldığını gördüm. O kadar meşakatli ve az elde edilen bir iplik ki onunla yapılan şal veya kıyafet fiyatları oldukça pahalı. Nilüfer Çiçeği Buddha ile özdeştiğinden bu ipliği yalnızca vücudun üst kısmına giyebileceğiniz ürünlerde kullanılıyor. Eskiden yalnızca rahipler takarken talep oluşunca daha çok üretmeye başlamışlar.
  • Otellerde internet olsa da inanılmaz yavaş o kadar yavaş ki çevirmeli zamanlardaki gibi diyebiliriz. Size pratik bir çözüm gittiğiniz yerden gsm hattı alırsanız rahatlıkla internete bağlı kalabilirsiniz. İnternetin yaygın olmadığı ülkelerde oldukça hayat kurtarıyor ve istediğiniz zaman fotoğraf yükleyebiliyorsunuz.

Moğolistan

Moğolistan

Moğolistan

Mogolistan-60Moğolistan

Dünyanın çok uzak bir köşesinde pamuk yumağı bulutlar uçsuz bucaksız steplerin arasından usul usul akıyor. Ülkeyi tam anlamı ile işgal altına almış, sayıları 40 milyonu geçen at, büyükbaş ve küçükbaş hayvanların tek derdi ise daha fazla otlak ve daha fazla çimen. Ülkenin geneline bakıldığında Cengiz Han’ın imparatorluğundan bu yana pek fazla bir gelişimin gerçekleştiği söylenemez. Moğolistan şimdiye kadar gidip gördüğüm hiç bir ülkeyi anımsatmaması ile beni oldukça derinden etkiledi. Gezginler her zaman daha önceden gördükleri ülkeler hakkında sahip olduğu tüm bilgileri ortaya döküp ölçüp biçmeye başlar ya işte bu sefer işe yaramadı. Gidiş sebebimiz iş odaklı olmasından dolayı ilk günlerimizi Moğol kökenli olup Türkçe’yi İstanbul aksanı ile konuşan dostlarımız Dulguun ve Taivan ile başkent Ulanbator’da geçirdik. Bize Moğol kültürün tüm detaylarını ve ülkelerini çok güzel bir Türkçe ile anlatmaları bizim için bulunmaz bir fırsat oldu.

Moğolistan benim uzun zamandır hayallerimi süslüyordu ve her yerde karşıma fotoğrafları çıkıyordu. Aranızdan bazıları Moğolistan’ın neden hayalim olduğunu merak ediyor olabilir lakin ülkede ne doğru düzgün yol var ne nüfus ne de tarihi yapı var. Kültür henüz kaybolup gitmeden, modernliğe teslim olmadan ziyaret ettiğinizde hayata bakışınız tamamen değişiyor. Nitekim bu seyahatte de bana tam olarak bu oldu. Moğolistan’ı üç cümleyle tasvir etmem gerekseydi; göz alabildiğine insan eli değmemiş uçsuz bucaksız topraklar, başı boş gezen milyonlarca koyun, keçi, at ve inek sürüleri ve nüfusun yarısından fazlasının yaşadığı ”Ger Çadırı” olarak telaffuz edilen çadırları tasvir ederdim. Ülkenin yüzölçümü Türkiye’nin iki katından fazla fakat nüfusu İstanbul’da büyük bir ilçenin ki kadar yani yaklaşık 3 milyon. Sibirya’nın güney komşusu olan Moğolistan toprakları acımasız koşullar dayatan doğasıyla neredeyse 9 ay soğukla mücadele ediyor. Mayıs ayında gitmiş olmamıza rağmen biraz yeşillik beklerken sonbaharın sapsarı tonları bizi karşıladı. Moğolistan’da doğa çok geç canlanıyor ve erkenden kışa giriyor. Kuzey yarım kürede Ağustos ayı en sıcak aydır ya burada ise Ağustos’ta kış başlıyor ve Temmuz senenin en sıcak ayı. Topraklar verimsiz bu yüzden tarım yapılamıyor ve ülkede ağaç yetişmiyor. Sadece birkaç bölgede var ama biz saatlerce jiple yolculuk yapmış olmamıza rağmen bırakın ağacı çalı dahi görmedik. Ülkede belirli şeyler yetişiyor fakat çoğu ürün güneydeki komşu Çin’den ithal ediliyor. Bu yetişmeme durumu mutfak kültürünün çeşitlenmesine engel olmuş. Sofranın üç değişmeyeni kırmızı et, havuç ve patates çoğu zaman pilav veya makarna eşliğinde karıştırılarak çeşitlendiriliyor. Tavuk tüketilmiyor ve kırmızı et bizdeki gibi yumuşak kıvamda yenilmiyor. Yediğimiz tüm etler çiğnemesi zor türden etlerdi. İlk başta bize denk geldiğini düşünürken etlerin bu şekilde sevildiğini fark ettik.

 

Başkent Ulanbator gelişmekte olan güzel bir şehir ve de ülkedeki tek şehir. Çok şık binaların inşaatları her yanı doldurmaya başlamış. Ülkede Mcdonald’s yok fakat Louis Vuitton var yani bu biraz da zenginlerle fakirlerin arasında derin uçurumun göstergesi. Şehirdeki yollar oldukça güzel fakat şehir dışına çıkıldıkça yollar bozulmaya başlıyor fakat gitmeden önce birçok yerde okuduğum yolların olmaması durumu değişmiş çünkü iyi kötü her yere yol yapılmış. Tabi hala bazı bağlantı noktalarına gitmek için toprak yoldan gitmek durumundasınız ama o toprak yollar bile üzerinde defalarca geçildiği için rahatsız etmiyor. Afrika’da jiple seyahat ettiğim topraklı yollara göre daha konforluydu diyebilirim. Gobi Çöl’ü hariç Moğolistan’ın büyük bölümü hayvancılığa imkan veren çimenlik ve çayır alanlara sahip olduğundan hayvancılık halkın geçiminde ilk sırada yer alıyor. Tüm sürüler otlaklarda başlarında çoban olmaksızın otluyor. Ülkenin ekonomisi ağırlıklı olarak hayvancılığa dayandığından, keçi tüylerinden yapılan kaşmir, et ve yün ihracatı ön plana çıkıyor. Moğolistan’ın asıl zenginliği ise altın, bakır, hatta uranyum gibi yeraltı kaynaklarından geliyor

Mogolistan-34Cengiz Han’ın Moğol İmparatorluğu’na gelirsek o dönemde bilinen dünyanın neredeyse yarısından fazlasını imparatorluğuna katmayı başarmış olsa da bu topraklara hakimiyeti çok uzun sürmemiş. 1206-1294 yılları arasında varlığını sürdüren imparatorluğun kurulma döneminde Türk ve Moğol boylarından oluştuğu düşünülmektedir. Bu dönemde yaşayan Türk ve Moğollar aslında aynı görüntüye, aynı geleneklere ve aynı dine (Tengrizim yani bir tür Şamanizm) sahiplermiş. İlk Türkler şu anda Moğolların sahip olduğu çekik gözlere sahip çadırlarda yaşayan şaman dinine inanan bir toplulukmuş. Sınırların en geniş olduğu dönemde neredeyse 100 milyon nüfusa sahip imparatorluk Pax Mongolica denen dönemin başladığı, ipek ve baharat yollarında ticaretin geliştiği döneme denk geliyor. Pax Mongolica ‘’Moğol Barışı’’ anlamına gelen, kan dökerek ele geçirdiği topraklara barış yerleştirerek insanların emniyetle seyahat edebilmesini ve ticaret yapabilmesini sağlamak amaçlı kullanılmış bir terim. Bu dönemde Cengiz Han din ayrımı yapmadan bütün dinlere aynı derecede saygı göstermiş ve farklı dine mensup toplulukların aynı çatı altında yaşaması için ortam oluşturmuştur. Çok uzun zamandan bu yana bu coğrafyadaki göçebe kabileler Şamanizmin bir kolu olan Tengirizm’e (Gök Tanrı) inanmıştır. Bu inanca göre her insanın atası yani geçmiş akrabaları aynı zamanda onların tanrısı sayılmaktadır. Kubilay Han döneminde ise Tibet Budizmi’nin kabul edilmesi ile birlikte Budizm Moğolların hayatlarına girmiştir. Şimdi baktığınız zaman Şamanizm ile yoğrulmuş diğer Budist ülkelerden farklı türde bir Budizm inancına sahipler. Arabayla yolculuk ederken sürekli tepelerde taş yığınlarının üzerine asılmış mavi bayrakların olduğu şaman inancına ait Ovoo’lara rastlıyorsunuz. Bu taş yığınlarının anlamı ise oradan geçen yolculara iyi şans getirmek ve yollarını güvenli kılmak. Bazılarında durup şöförümüz ile etrafınlarında 3 kez dönüp taş atarak yola devam ettik ve ne yalan söyleyeyim yolculuğumuz oldukça güvenli ve güzel geçti. 1920’li senelerde Cumhuriyet ilan edildiğinde Rusların hazırladığı kominizm içerikli anayasa kabul edilmiş ve o dönemin zengin ve orta sınıfın özel mülkleri zorla toplanmış, parasını saklayan insanlar hapse atılmış. Daha sonra ayağa kalkan halkı bastırmak için her türlü yola başvurularak büyük bir soykırım gerçekleştirmiş. 10 binlerce insan öldürülmüş, tapınaklar yok edilmiş, dini barındıran her türlü unsur yok tahrip edilerek kitaplar yakılmış. Şimdi ki zamana geldiğimizde hala bu olayların etkilerini görmeniz mümkün. Komünizm zamanı durdurmakla kalmamış, zaten göçebe olan ve çok fazla yapısal mirası olmayan bir halkın tüm tarihi eserlerini yok etmiş. Gezebileceğiniz ve görebileceğiniz çok az tarihi eser kalmış ki çoğu da yakın döneme ait.

Moğolistan’da keçinin ülke ekonomisinde oldukça önemli bir yeri var. Ülkedeki hayvanların yaklaşık %20’si Moğol keçisidir. Koyun yününe göre çok daha yumuşak ve sıcak tutan bir yün olan Kaşmir yünü tüm keçilerde bulunmasına rağmen Moğolistan’daki bazı özel keçilerde en kalitelilerine rastlanır. Moğolistan bu keçilerin tüyleriyle dünyanın kaşmir ihtiyacının üçte birini karşılamaktadır. Hayvancılığın en önemli kısmını koyunlar oluşturmaktadır. On beş milyon koyun ile dünyadaki en büyük koyun sürüsüne sahip ülkelerden biridir. Moğollar ayrıca atlara çok önem ve değer vermekteler. Moğollar yüzyıllardır atları hem ulaşım aracı olarak, hem besin hemde yoldaş olarak kullanmıştır. Çocuklar 3 yaş gibi çok erken yaşta ata binmeyi öğreniyorlar ve atlarla olan bağları bir ömür boyu sürüyor. Atların Moğol kültürünün mirası olması ve binmeleri haricinde yaz aylarında bizde Kımız olarak bilinen orada ise Airag olarak adlandırılan fermente edilmiş at sütü tüketiyorlar. Her hangi bir yaştaki Moğol vatandaşı sağlık ve sindirim sistemine iyi gelen bu içecekten yaz aylarında litrelerce içebiliyor.

Gobi Çölü’ne gelirsek klasik çöllerden oldukça farklı bir karakteri bulunmaktadır. Kumulların oluşturduğu dev tepelere aynı zamanda dağlar, kaynaklar ve düzlükler eşlik etmekte. Çölde en çok göreceğiniz hayvan bacakları biraz daha kısa olan çift hörgüçlü ve tüylü devedir. Orta Asya’nın şartlarına uyum sağlamış olan bu çift hörgüçlü develerin nesli tükenmekle birlikte sahipsiz bin adet devenin Çin ve Moğolistan topraklarında bulunduğu tespit edilmiştir. Bu topraklarda çoğunlukla karşılaşacağınız hayvanlar bellidir. Moğolistan’ın büyük beşlisi; at, keçi, koyun, inek ve devedir. Uzun tüylü bir inek cinsi olan Yak ise karın altında çimen bulabilmesi ile bu tür zorlu coğrafyalara uyum sağlamış hayvanlardan biridir.

Moğolistan’ın en büyük festivali olan Naadam Festivali her sene büyük bir coşku ve katılım ile Temmuz ayında gerçekleşmektedir. Üç gün süren spor festivali olan Naadam aynı zamanda Unesco Mirasları listesine dahildir. Üç adam oyunları olarak geçen ünlü güreş müsabakaları, at yarışları, okçuluk gibi spor dallarında halk yarışır.

 

Mogolistan-3Ulan Bator’da gezilecek yerler:

Kızıl Kahraman anlamına gelen Ulan Bator’da tek başınıza gezmektense bir şöför veya rehber eşliğinde gezmeniz daha kolay olacaktır. Ulan Bator’un doğusunda bulunan ancak araçla gidebileceğiniz dev Cengiz Han Heykeli’ni mutlaka ziyaret edin. Cengiz Han’ın dev heykelin altında ise Cengiz Han döneminden kalan tarihi eserlerin sergilendiği bir müze bulunmaktadır. Moğolistan’da Cengiz Han, Çingiz Han olarak telefuz edilir. İçerisinde Tika tarafından yapılan kazı çalışmalarında bulunan Bilge Kağan, Kültigin ve Tonyukuk anıt bölgelerinden çıkarılan 4000’e yakın eserin bulunduğu Moğolistan Milli Müzesi’ni de gezmenizi öneririz. 1924 senesinde kurulan Doğa Tarihi Müzesi’nde ise Gobi Çölü’nde bulunan dinozor iskeletlerinden, meteor taşlarına ve Moğol İmparatorluğu’na ait değerli sergiler bulunmaktadır.

Tibet tarzı bir Budist Tapınağı olan Gandantegçilen Manastırı 1800 yılında inşa edilmiştir. Stalin’in etkisiyle yüzlerce tapınak yok edilip, binlerce rahip yani lama öldürülmüş. İçerisinde altından dev bir Buddha heykeli olan manastır görebileceğiniz geri kalan bir kaç değerli yapıdan biri. Zaisan Tepesi’nde bulunan Zaisan Anıtı ise Rusların II. Dünya Savaşında kaybettiği askerlere adanmış. Bu tepe şehre panaromik bir açıdan hakim olmaktadır.

Mogolistan-24Şehir Dışındaki Önemli Rotalar:

Gerçek Moğolistan’ı deneyimlemek için Ulanbator’un dışına çıkmalısınız. Bunu yaparken deneyimli tur firmalarından faydalanmanız gerekiyor. Tripadvisor’dan yorumlara bakarak tur firmanızı seçebilirsiniz. Şehirler arası tren ulaşımı yok sadece kara ulaşımı mevcut ve otobüsler çok kısıtlı. Dolayısıyla gezginler genelde bir tur firması ile paket olarak anlaşıp, ulaşım, rehber, konaklama ve yemeği bir arada tek bir firma üzerinden ayarlıyorlar. Biz de o şekilde yaptık. Aksi halde kendi başınıza bir noktadan diğerine gitmeniz neredeyse imkansız.

Ulanbator dışında görebileceğiniz birçok yer mevcut fakat ön plana çıkan üç farklı destinasyon var diyebiliriz. Birincisi Karakurum Bölgesi, ikincisi Hövsgöl Bölgesi ve üçüncüsü Gobi Çölü Bölgesi.


Karakurum,
Cengiz Han’ın imparatorluğu zamanındaki başkenti ve eskiden ipek yolunun en önemli duraklarından biriymiş. İngilizce’de Kharkhorum olarak yazılan Moğollar tarafından ise ‘’Harhorum’’ olarak okunan Karakurum’da bugün eski devirlerden kalan hiçbir eser yok. İlk Türk imparatorluğu olan Göktürk İmparatorluğu’ndan kalma ”Orhun Kitabeleri” ve o dönemden çok sonra yapılan Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Budist Erdene Zuu Manastırı dışında Karakurum’da hiç tarihi eser yok. Cengiz Han göçebe bir kültüre mensup olduğu için o yıllarda hiçbir taş yapı inşa edilmemiş ve dolayısı ile bugüne ulaşmamış. Manastıra çok yakın olan Karakurum Müzesi’nde o dönemden kalma bazı kap çanak ve eşyaları görebilirsiniz ve o dönem ki ahşap sarayın tahmini gravürlerini inceleyebilirsiniz. Bugün Karakurum’daki en ünlü yapı onaltıncı yüzyılda Abtay Han tarafından inşa edilen Edene Zuu Manastırıdır. Bu manastır bugün dahi keşişlerle dolu ve aktif olarak kullanılıyor. Budizm’in ülkeye dağılması bu manastırın kurulması ile hızlanmış. Komunizm zamanında hasar gören ama bir rivayete göre Stalin’in özel emri ile tamamen yıkılmaktan kurtulan bu manastır, Moğolistan’daki en güzel yapıların başını çekmektedir. Budizm’e göre kutsal sayılan 108 rakamı burada da karşımıza çıkıyor. Üç tanesi de manastırın iç bahçesinde olmak üzere, çevresini dönen duvarlarda 105 adet Stuppa bulunmaktadır. Bu bölgeye gelirken Bayan Gobi olarak anılan ve kum tepeleri bulunan bir çöl bulunmaktadır. Buraya gelip kum tepelerini ve develeri fotoğraflayabilirsiniz. Ayrıca Ulanbator’a dönüşünüzde Hustai Ulusal Park’ına uğrayıp Moğol Zebrası diye anılan vahşi Thaki atlarını görebilirsiniz.

Mogolistan-62Karakurum dışında bölgede bazı taş abideler ve totemler bulunmakta. Fakat bizi ilgilendiren en önemli taş, ilkokuldan beri okuduğumuz Orhun abideleri yani Orhun yada Göktürk Yazıtları olarak anılan dikili taşlardır. Bugün T.C. Başbakanlık Tika ajansının yaptığı 45km’lik yol ile ulaşılan bir ve yine T.C.’nin inşaa ettiği bir müzede sergileniyor. Yol Moğolistan’da gördüğümüz en güzel yol. Kitabeler ilk olarak 1889 yılında bu bölgede yani Orhun Vadisinde bulunmuş. Yazıtlarda bulunan çivi alfabesine benzeyen Göktürk Alfabesi ise 5 yıl sonra Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Thomsen ve ünlü Rus Türkolog Vasili Radlof tarafından çözülmüş. Yazıtlarda tarihteki ilk Türk imparatorluğu olan Göktürk İmparatorluğu’nun efsaneleri kuralları ve ritüelleri yazmakta. İki tane olan dikili taşlar, Kültigin ve Bilge Kağan yazıtları olarak ayrılıyor ve 8. yüzyılda dikildikleri düşünülüyor. Kitabelerin orjinalleri bugün müzenin içinde, dışarıda beton kopyaları bulunmakta.

Karakurum dışında saydığım Hövsgöl Gölü Bölgesi ise Moğolistan’ın doğası ile ünlü bölgesi. Dünyanın 2. büyük tatlı su rezervi olan Hövsgöl Moğolistan’ın kuzeyindeki ormanlık ve dağlık bölgede deniz seviyesinden 1700 m yüksekte yer alır. Göl aynı zamanda Moğolistan’ın içme suyunun %40’ını karşılar ve direk içilebilir derecede temizdir. Bu bölge doğa tutkunlarının kaçırmaması gereken destinasyonlardan birisi fakat Ulanbator’a uzaklığı nedeni ile biz bu gelişimizde ziyaret edemedik. Hövsgöl’e bir günlük bir yolculuğun ardından araba ile ulaşabilirsiniz. Yada Ulanbator’dan kalkan yerel küçük uçaklar ile. Suyu inanılmaz temiz olan göl aynı zamanda yazın Şaman ayinleri ile de ünlü. Şamanizm ve Tengirizm ritüellerini görmek ve bir şaman ile tanışmak için Moğolistan’da gidebileceğiniz yegane destinasyon. Bunun dışında kano, balık tutmak ve doğa yürüyüşü içinde güzel bir nokta.

Gobi Çölü ise Moğolistan’ın en ilgi çekici bölgesi. Moğolistan’ın güneyinde ülkenin yarısını kapsayan hatta Çin’in de bir bölümüne yayılan Gobi Çölü dünyanın beşinci büyük çölüdür. Yer yer kum tepeleri olmasına rağmen genelde çakıllık ve bozkır benzeri düzlüklerden oluşur. Çöl ünlü tüylü ve çift hörgüçlü develeri ile ünlüdür. Tabi bu develeri görmeniz için Gobi Çölü’ne gitmeniz gerekmez, Moğolistan’da birçok yerde buradan getirtilen develeri görebilirsiniz. Gobi Çölü mutlaka rehber ile gitmeniz gereken, çöl safarileri yapabileceğiniz bir bölge. Bölgeye ulaşım genelde Ulanbator’dan uçak ile yapılmaktdır. Gobi ayrıca dünyada en çok dinozor fosili bulunan yerlerden biridir.

Mogolistan-8Moğolistan’da sokak lezzetleri yada yöresel lezzetler arıyorsanız çok umutlanmayın deriz. En azından biz bulamadık. Size tavsiye edebileceğimiz tek yer Central Tower’da bulunan şehrin en ünlü restoranı Monet.

Mogolistan-39Moğolistan denince akla ilk olarak kaşmir gelir herhalde. Dünyanın en kaliteli en yüksek kaliteli kaşmirini burada bulabilirsiniz. ”Gobi” ülkedeki en ünlü kaşmir ürünleri satan markadır. Yün ve keçeden yapılmış terlikler, satranç tahtaları, ger çadırları, deriden yapılmış çantalar, cüzdanlar ve kartvizitlikler aklıma ilk gelenler.

Naran Mall, Zaisan Square, İkh Delguur Nomin, Central Tower, Grand Plaza, Gobi Cashmere shop ise uğrayabileceğiniz adresler.

Moğolistan

Kısa Kısa

  • Moğolistan’da şehir dışında mutlaka Ger Camp olarak adlandırılan Çadır Kamplarda kalın ve gerçek Moğol hayat tarzını deneyimleyin. Gece kalkıp çadırın ortasındaki sobaya tezek atarak ısınacağınız, tuvaleti ve duşu dışarıda olan bu çadırlarda kalmak çok farklı bir deneyim.
  • Bunun dışında mutlaka geleneksel bir Moğol ailesini geleneksel çadırlarında ziyaret edin. Günlük hayatlarını görüp deneyimleyin.
  • Moğol bir bebeğin hayatını merak ediyorsanız Thomas Balmes’in yönetmenliğini yaptığı 2010 yapımı ‘’Babies’’ adlı belgeseli izlemenizi öneririz. Ayrıca 2004 yapımı Flight of The Phonix filmi de Moğolistan’a özgü çok bir fikir vermese de Göbi çölünde geçtiği için izlenebilir. Tarihe merakınız var ise de Netflix’in prodüksüyonunu yaptığı 2014 yapımı Marco Polo TV serisini izleyebilirsiniz.
  • Şehir dışına 4x4’lerle çıktığınızda karşınıza sürekli çıkan taş yığınlarını etrafına sarılan mavi bezli tepeciklere Ovoo ismi verilmektedir. Tengirizm’de yeri bulunan Ovoo’lara yolcular durup etrafında 3 kez dolaştıktan sonra taş veya prinç atarak yolculuğunun güvenli geçmesini diliyorlar.
  • Cengiz Han’ın Moğolistanın’da önemli kişiler öldükleri zaman en sevdikleri at ve hizmetlileri ile birlikte gömülürlermiş.
  • Trafik soldan akmasına rağmen araçların çoğunun direksiyonları sağda ve ilginç bir şekilde bu pek sorun teşkil etmiyor gibi duruyor.
  • Moğolistan dünyada dinozor fosillerinin en çok bulunduğu ülkedir. New York’taki Doğa Tarihi Müzesin’deki dev dinozor iskeleti Moğolistan’dan 1990 senesinde çıkartılıp getirilmiştir.
  • Denizden yüksekliği 1580 m olan ve çöl iklimine sahip olan Moğolistan’da gece ile gündüz arasındaki ısı farklılığı oldukça fazladır. Havayı değerlendirirken ısı farkına göre kıyafet almayı unutmayın.
  • Moskova-Pekin arasında işleyen efsanevi Trans Sibirya treni Ulan Bator’dan geçmektedir.
  • Moğolistan’da akbaba ve kartal türünden yırtıcı kuşlara ilgi oldukça yüksektir.
  • Birçok kişi ilginç bir şekilde Türkçe bilmekte ve çok iyi konuşmaktadır. Hatta birçoğunu Türk bile sanabilirsiniz.
  • Cengiz Han dünya tarihinin tersine Moğol tarihinde bir kahraman. Bugünde hala bir halk kahramanı. Hatta ülkede saygıdan çocuklara Cengiz ismini vermek bile yasak. O yüzden Cengiz Han ile ilgili ileri geri konuşmamanızı tavsiye ederiz.

 

 

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan

Japonya

Japonya

Japonya

Japonya-Japan_75Japonya

Japonya, tek bir destinasyonda size en çok deneyimi yaşatacak ülkelerin arasında en başta geliyor. Dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olmasına rağmen paranızın karşılığını her kuruşuna kadar alıyorsunuz. Her şeyin tam anlamı ile tadını alıyorsunuz, tabiri caizse her konuda karpuzun göbeğini yiyorsunuz. Japonya’da kültürel olarak o kadar çok öğe var ki say say bitmez. Sushi, Fuji, Ninja, Samurai, Kimono, Asimo, Pikachu, Tomogachi, Tempura, Teppenyaki, Teriyaki, Kamikaze, Hello Kitty, Sumo, Manga… Gerçekten Japonlar dünyaya kültürel açıdan çok fazla şey katmışlar. Ticari açıdan da bildiğimiz ve hayran olduğumuz birçok marka da Japonya’dan çıkmış.

Dünyanın en gelişmiş ve en pahalı destinasyonlarından biri olan Japonya, kültüründen mutfağına, dilinden yaşam biçimine dünyanın en farklı ve orijinal ülkesi. Eldiven giymiş ve taksisini dantelli koltuk kılıfları ile süslemiş taksi şoförlerinden, uzay filmlerinden fırlamış gibi duran ve kapsül otel olarak anılan otellere, ısıtmalı, su fışkırtan karmaşık klozet sistemlerinden, el emeği ile yapılan Sushi’ye kadar Japonya, farklı bir kültür görmek, koklamak ve tatmak isteyenler için kesinlikle büyük bir çekim gücüne sahip.

Japonya-Japan_29Tokyo

Japonya’nın başkenti ve dünyanın en kalabalık şehri Tokyo, dış bölgesi ile birlikte 35 milyona ulaşan nüfusu ile adeta ülkedir. Bir İstanbul’lu olarak ilk düşündüğünüz bu nüfus ile nasıl bir trafik, kirlilik ve kaos yaşandığı olabilir fakat gerçek bunun tam tersidir. Şaşırtıcı olarak Tokyo dünyanın en iyi toplu ulaşımına sahip, en temiz ve en düzenli şehirlerinden biridir. Japonya dünyanın en yoğun metro hatlarına ve istasyonlarına sahip olmasına karşın dakik bir saat gibi işler, tüm trenler tam zamanında gelir ve kalkar. İnsanlar toplu ulaşım ile Tokyo’nun neredeyse her mahallesine rahatlıkla ulaşabilir. Sokaklar ise aklınızın almayacağı kadar temizdir. ‘’Bal dök yala’’ deyimini gerçekten hak eden bir temizlik ve düzene hazır olun. Türkiye’de hep yakındığımız sokak ve yol ortasındaki logar kapakları bile milimetrik bir kalite ve düzen ile yerleştirilmiş. Üstünden araba ile geçerken hissetmiyorsunuz bile. Tüm şehir parklar, bahçeler ve muhteşem ortak alanlar ile dolu. Şehrin kalbindeki İmparatorluk Sarayı (Imperial Palace) ise özellikle Sakura mevsiminde görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Kyoto’dan sonra 1600’lü yıllarda Shogun hanedanlığı tarafından başkent seçilen Tokyo, 1923 depreminde ve sonrasında 2. Dünya savaşında adeta yerle bir olmasına rağmen bugün dünyanın en gelişmiş metropollerinden biri.

Tokyo’da görmeniz ve tatmanız gereken onlarca bölge ve deneyim var. Dünyaca ünlü alışveriş bölgesi Ginza’da İtalyan markalarının flagship mağazalarını gezebilir, ünlü Takashimaya, Isetan gibi katlı mağazalarda alışveriş yapabilirsiniz. Biz Ginza’yı konaklama için merkez olarak seçtik çünkü ana istasyon olan Tokyo istasyonuna çok yakın. Ayrıca Ginza’da yürüme mesafesinde birçok ünlü restoran bulmak mümkün.

Bir diğer merkez ise Shinjuku bölgesi. Shinjuku istasyonu ikinci en büyük istasyon sayılır. Shinjuku bölgesi ünlü Isetan mağazası ile ünlüdür. Özellikle en alt katta bulunan Japon tarzı yiyeceklerin bulunduğu bölümü mutlaka gezin, pasta ve çöreklerin olduğu bölümde aklınızı kaçıracaksınız. Tüm pasta ve tatlılar bir mücevher kalitesi ile üretilmiş ve satın aldığınızda da bir mücevher gibi paketleniyor. Yemeye kıyamayacaksınız ama mutlaka yiyin çünkü özellikle Çilek’li pastalar çok lezzetli. Birde en üst kattaki mobilya ve hediyelik eşya bölümünü mutlaka görün. 3 milyon Yen (62 bin TL) ahşap el yapımı kutulardan binlerce dolar değerinde özel yapım bebek oyuncaklarına dünyada görebileceğiniz en lüks ürünler bu katlı mağazada. Ayrıca bu bölge elektronikçilerin olduğu Akihabara semtine de yakındır. Ama Shinjuku’daki en önemli destinasyon bence Shinjuku Gyoen (Gardens) yani Shinjuku bahçeleridir. Biz Sakura mevsiminde, yani kiraz ağacı çiçeklerinin açtığı zamanda gittiğimiz için Tokyo’yu bu büyülü atmosferde görebildik. Shinjuku Gardens tüm Tokyo’luların hatta türistlerin gelip geleneksel ”Japon Pikniği” yani Hanami yaptığını yegane park. Hanami için özel yer bezlerini serip sushi ve sashimilerini götüren Japonlara özeneceksiniz. Shinjuku istasyonundan Tokyo’nun en hip ve farklı bölgesi olan Harajuku’ya geçebilirsiniz. Harajaku bizim istiklal caddesine benzeri gençlerle dolu sokakları ile ünlü. Japonya’da görebileceğiniz en marjinal gençleri burada göreceksiniz. Hatta bazıları kendilerini manga karakterlerine o kadar benzetmişler ki gözlerinize inanamayacaksınız. Gündüz gitmenizi tavsiye ediyoruz. Shinjuku’ya yakın Shibuya’ya da mutlaka uğrayın. Dünyanın en kalabalık ve ünlü dört yol ağzı ve yaya geçidi burada. Tüm filmlere ve Tokyo ile ilgili kliplere konu olan 4 yol ağzından mutlaka geçin. Yolunuz Shibuya’ya kadar düşmüşken profesör sahibi öldükten sonra tam 10 yıl her sabah Shibuya metro istasyonunun önüne gelip sahibini bekleyen Hachiko heykelini görmeden gitmeyin. Her türlü eğlenceyi bulabileceğiniz ve gece hayatı ile ünlü semti Roppongi’de ünlü sokak kumarhaneleri Pachingo’lardan da çok miktarda var. İçeride deli gibi bir gürültünün olduğu ve slot makinesi tarzı aletlere basarak binlerce demir bilye kazandıkları bir oyun türü.

Japonya-Japan_68Kyoto

Japonya’nın Kansia bölgesinde yer alan Kyoto, Tokyo’dan önce Japonya İmparatorluğuna binlerce yıl başkentlik yapmış bir şehir. Sera gazı salınımlarının kontrolü için dünya ülkelerinin imzaladığı Kyoto Protokolü’de adını bu şehirden alıyor. Osaka’ya metro ile 40 dakika mesafede olan Kyoto, Osaka’nın bir semti gibi aslında. Tokyo’dan Shinkansen hızlı treni ile 2.5 saatte ulaşabileceğiniz Kyoto, Tokyo ile birlikte sonra Japonya’da görmeniz gereken en önemli yer. Bin yıl kadar başkentlik yapmış bu şehirde sayısız tapınak ve saray mevcut.

Fushimi-Irani veya Taisha Shrine olarak adlandırılan ve ardı ardına sıralanmış yüzlerce turuncu kapısı ile ünlü bu tapınağa mutlaka gidin derim. Sıra sıra dizilmiş ve en tepeye kadar çıkan kapılar inanılmaz bir görüntü ve atmosfer yaşatıyor. Birçok yapının ve tapınağın Unesco Dünya mirası olduğu Kyoto’da en ünlü tapınak ise Kiyomizu Dera adı verilen, şehre tepeden hakim olan Budist tapınağıdır. Bu ahşap tapınağı en üst kısmına kadar tırmanıp fotoğraflamanızı öneririz. Tapınakların girişlerinde cüzi bir fiyata Japonca dileklerinizi yazdırabilir ve bunları dilek ağaçlarına asabilirsiniz. Ayrıca her tapınağın girişindeki çeşmelerden bambu kaşıklar ile su içmek ve elleri yıkamak adet. Kyoto küçük bir şehir gibi görünsede tapınaklar arası mesafeler bir hayli uzun. Size tavsiyem harita üzerinden güzel bir plan yapıp birbirine yakın olan yapıları ardı adına ziyaret etmeniz. Metro hattı olsa da Tokyo’da ki kadar gelişmiş değil çünkü Kyoto tarihi bir şehir. Görülecek yerler arasını otobüsler ile kat edebilirsiniz. Google’ı kullanarak dilediğiniz yere hangi otobüsün kalktığını rahatlıkla bulabilirsiniz. Bu arada tüm Kyoto’da internet ücretsiz ve özellikle tüm halka açık alanlarda Wifi erişimi mevcut.

Japonya’nın kalbi olan Kyoto’da her yerde Kimono giymiş geleneksel kıyafetleri ile dolaşan turist ve japonlara rastlayabilirsiniz. Özellikle Gion bölgesi alışveriş ve yemek içme için ünlü bir semt. Dilerseniz sizde Gion’daki Kimonoculardan kimononuzu kiralayıp tüm şehri geleneksel Japon kıyafetleri ile gezebilir ve fotoğraf çekilebilirsiniz. Fakat baştan söyleyelim kıyafetler tüm gün dolaşmak için çok rahat sayılmaz, özellikle de geleneksel parmak arası takunya benzeri sert terlikleri. Gion ayrıca Geisha’ları ile de ünlü. Gion’da ayrıca Geisha’ların servis ettiği bir akşam yemeği için Kaiseki Dinner alabilirsiniz. Gion’un kuzeyinde Philisopher’s Walk ya da Path adı verilen ortasından nehir geçen ve sağlı sollu birçok tapınak ve tarihi yapıya ev sahipliği yapan bölgeye gidebilirisiniz. Özellikle Sakura mevsiminde kiraz ağaçlarının altından akan nehir boyunca gelenceksel kimonolarınız ile yürüyüp Kyoto’nun keyfini çıkarabileceğiniz yegane böge Philisopher’s Walk.

Kyoto’nun kuzeyinde, belkide farklı bir güne bırakmanız gereken bölgede ise birçok ünlü yapı mevcut. Kyoto’nun sembolu Altın tapınak Kinkaku-ji Temple’ı mutlaka görün. Japonya’nın en güzel tapınağı desek doğru olur. Her mevsim güzel olan, muhteşem bir bahçe ile çevrelenmiş bu tapınak altın kaplama çatısı ve duvarları ile fotoğrafçılar için adeta bir başyapıt. Fakat Altın tapınağı Gümüş Tapınak ile karıştırmayın. Turistlerin yaptığı en büyük hatalardan biri Kinkakuji Temple yerine Gümüş Tapınak diye geçen Ginkaku-ji Temple’a gitmek. Tabiki dilerseniz onu da görebilirsiniz ama esas ünlü ve ihtişamlı olan Kinkaku-ji Temple yani Altın Tapınak. Altın Tapınağın çok yakınındaki Ryöan-Ji Temple’da ise ünlü Zen Bahçelerinin en güzel örneklerinden birini görebilirsiniz. Buradan Kyoto’nun batısındaki Arashimaya bölgesine geçebilirsiniz. Arashimaya Bambu ormanı ve bu orman içinden geçen muhteşem yolu ile ünlü. Özel bir fotoğraf çekmek için sabahın çok erken saatlerinde gitmenizi tavsiye ederiz çünkü sonrasında aşırı kalabalık oluyor ve büyüsü bir nebze kayboluyor. Bambu ormanının içinde bulunan 1930’larda yaşamış ünlü Japon film yıldızı Denjirō Ōkōchi’nin evi olan Ōkōchi Sansō’yu mutlaka ziyaret edin. Bugün bir müze olarak kullanılan bu ev inanılmaz bahçeleri, manzarası ve verdiği huzur ile Avrupa’da yada Amerika’da görebileceğiniz konak ve saraylara gore çok farklı bir his yaşatıyor. Gerçekten huzuru hissedebileceğiniz bu harika yapıyı gezerken Denjirō Ōkōchi’nin ne kadar zevkli bir insan olduğunu göreceksiniz.

Japonya’dan Türkiye’ye dönüşünüz Tokyo yerine Osaka’dan ise Osaka Castle yani Osaka Kalesini mutlaka ziyaret edin derim. Japonya’nın en ihtişamlı ve güzel yapılarından biri olan Osaka Kalesi şehrin merkezinde bir inci gibi sizi karşılamakta. Eğer Tokyo’yu gezdiyseniz Osaka size farklı birşey sunmayacaktır ama sadece Kyoto’yu gezdiyeseniz Tokyo alternatifi olarak şehir hayatını deneyimlemek için Osaka’yı da gezebilirsiniz.

Ne yalan söyleyeyim Japon mutfağını Sushi dahil eskiden hiç sevmezdim hatta tiksinirdim bile diyebilirim. Ama gün geçtikçe sushi ile başlayan maceram her geçen yıl şekillenmekte. Japon mutfağının ne kadar ince ve rafine lezzetlerden oluştuğunu keşfettikçe Japon yemeklerini bilmeden geçirdiğim yıllara yanmıyorum desem yalan olur. Hatta bu seyahatimizden akılda kalan anılarım genellikle yemek ve restoranlar ile ilgili. En büyük pişmanlıklarım ise sisli bir günde göremediğim Fuji dağı değil Kagiri’de içemediğim Ramen ve yemeye fırsat bulamadığım sokak lezzetleri. Japon mutfağı bize gerçekten uzak, hatta Çin ve Asya mutfağına da uzak. Tuz yok (soya sosu var) baharat yok denecek kadar az, aci ise ararsanız bulursunuz. Her yemek bir sanat eseri gibi, özellikle sushi’lerde bunu görüyorsunuz. O kadar yumuşaklar ki bilmeyen biri balığı bozulmuş bile sanabilir. Etler sulu, yağlı ve az pişmiş, ağzınızda eriyor ve suları akıyor. Ama esas lezzet ramen kültüründe ve sokak lezzetlerinde kendini gösteriyor. Ünlü miso çorbasından Japon turşularına kadar her şey harika. Tek sevmediğim şey ise tatlı ve kahvaltı kültürlerinin olmayışı. Tatlı olarak kavun, mango yada çilek yeniyor ama en kalitelisinden, tanesi 500 TL olanlardan. Şekerli tatlı kültürü yok, yeşil çaylı tatsız şekersiz kurabiyeler dışında. Çay ise bir seremoni. Zamanınız olursa mutlaka çay seremonilerine katılıp yeşil çay yudumlayın derim.

Japonya-Japan_50Sushi

Japonya deyince akla ilk gelen yemek tabi ki ne? Sushi. Tokyo’da birçok yerde Sushi yiyebilirsiniz. Ama Sushi tanımınız California Roll ise biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Japonya’da Sushi denilen şey bizde Nigiri olarak geçiyor, yani yine altında pilavı var ama rulo şeklinde değil. Roll yani rulo şeklinde bulabileceğiniz sushilerin pirinç kısmı içte kalacak şekilde sarılıyor. Pirinci dışta kalan California Roll’lar Amerikan icadıymış. Japonlar arasında en popüleri ise bizde Sashimi olarak geçen direk çiğ balık eti. Derin bir kabın tabanına önce pirinç koyuluyor ve üstüne balıklar çiğ olarak yerleştiriliyor, en ünlü sushiciler bu şekilde servis yapıyor. Öncelikle kentte en iyi Sushi’yi tabi ki Tsukiji balık pazarının içindeki Sushi restoranlarında yiyebilirsiniz, ama 3 saat kuyrukta beklemeyi göze alırsanız. Biz bu kuyruğa dayanamadık ve sushimizi şehir içinde bir restoranda aldık. Tsukiji balık pazarı Ginza bölgesine yakın ve yuvarlak şeklinde binlerce balıkçıdan oluşan bir hal. Rafların üstünde balıkları görmek istiyorsanız en geç sabah 7 gibi orada olmanız gerekiyor. Açık arttırmayı görmek için ise daha da erken gidip özel bilet almanız gerekiyor. Dönen bant sushi restoranlarında önünüzden çeşitli sushiler geçiyor ve siz gözünüze kestirdiğinizi alıp yiyorsunuz. Sınırsız toz yeşil çay, wasabi ve zencefil turşusu da cabası. Çıkarken ise yediğiniz tabaklar kadar hesap ödüyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi tabaklarda renk renk ve fiyat fiyat. Kaiten-Sushi restoranları farklı tarzlarda sushileri deneyimlemek için biçilmiş kaftan.

Japonya-Japan_12Tempura

Tokyo’nun en ünlü tempuracısı olan ve Bill Clinton’dan Frank Sinatra’ya birçok kişinin ziyaret ettiği Ten-Ichi’ye uğramadan kesinlikle dönmeyin. Aslen bir Portekiz yemeği olan tempura, sebze ve meyvelerin buzlu suda hazırlanmış özel bir un karışımına batırılması ve taze yağda kızartılması ile yapılan bir kızartma yemeği. Tempura’yı sakın soya sosu ile yemeğe çalışmayın çünkü tempura özel tempura sosu ile yenmekte. Ten-Ichi’de set menüler kişi başı 300TL’den başlıyor. Ben paranıza kıyıp bu deneyimi yaşamanızı tavsiye ederim. Ten-İchi gibi lüks restoranlar dışında da birçok yerde tabiki tempura yemeniz mümkün ama benim tavsiyem bu işi ritüel olarak yapan ve sadece tempura servis eden Ten-Ichi tarzı bir restoranda tempura ustasının karşısına oturarak yemeniz. Unutamayacağınız bir deneyim ve lezzet yaşayacaksınız.

Japonya-Japan_30Ramen

Ginza’da bulunan Kagiri’de Soma Ramen yemeği unutmayın. Ginza’da Apple Stora’u geçtiğiniz gibi sağa dönüyorsunuz ve ilerde solda sokak arasında küçücük bir dükkan Kagiri. Kara buğdaydan elle yapılan Soba adı verilen geleneksel Japon Noodle’ı (eriştesi) ve tavuk suyu ve sebzelerinin birleşiminden yapılan Ramen’leri ile ünlü. Ramen Japonya’nın değerlerinden bir tanesi. Birçok çeşidi var. Genelde Miso çorbası özünden bir suyu var ve içinde noodle’lar var. Kagari tavuk suyuna yapılan ramenleri ile ünlü. 6-7 kişilik bu restoran öğlen 15 gibi kapanıp akşam 19 gibi tekrar açılıyor ve erken kapanıyor. Her daim kapısında sokağa taşan bir kuyruk var, biz tatma fırsatı bulamadık ama bir dahaki sefere kesinlikle kuyruğa gireceğiz.

Japonya-Japan_13Kobe/Wagyu Beef

Ginza’da tadabileceğiniz bir diğer lezzet ise ünlü etçiler. Ginza Yoshizawa’ya mutlaka uğrayın. Geleneksel bir Japon restoranı olan Yoshizawa’ya girerken ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz ve hasır yer sofralarında oturuyorsunuz. Yanında bir kasabı da olan restoran dana etleri ile ünlü. Kobe ve Wagyu bifteklerini burada tadabilirsiniz. Hangisi daha iyi ve farkı ne derseniz bilmiyorum ama inekleri bağlayıp hareket ettirmeden besleyerek yağlarının homojen bir şekilde etin içine dağıldığı bir biftek yaptıklarını biliyorum. Burada dilerseniz set menü dilerseniz de kendin pişir kendin ye tarzında etinizi alabilirsiniz. Etler genelde inanılmaz yumuşak ve yağlı ve ağzınızda eriyor. Genelde az pişmiş olarak servis ediliyor çünkü Japonlar her şeyi böyle seviyor. Kendin pişir seçeneğinde ise ya Shabu Shabu adı verilen sıcak sebze suyunda kaynatarak pişirilen yada yada kömür ateşi ile yanan geleneksel bir ızgara tarzında pişirilen seçeneklerden birini seçiyorsunuz. Seçim sizin ama Shabu Shabu japon damak tadına, ızgara ise tabi ki bizim damak tadımıza uygun.

Japonya-Japan_79Udon Noodle

Noodle yani japon eriştesi bazen Ramen yani çorba olarak yapılan bazende ayrı ayrı servis edilen bir yemek. Benim en sevdiğim noodle türü Udon noodle denilen kalın açılan bir noodle. Beyaz undan yapılan bu noodle türünü Türkiye’de bulmanız zor. Wagamama en yakını diyebilirim. Bunun dışında Soba noodle adı verilen karabuğdaydan yapılan kahverenkli erişte ise farklı ve rafine bir lezzet, onu da tavsiye edebilirim. Kyoto’da 3 şubesi bulunan ünlü Udon restoranı Omen’i tavsiye edebilirim. Öncelikle ayrı bir kapta sebze suyu ve sebzeler geliyor. Bir başka kapta da Udon eriştesi sade bir şekilde servis ediliyor. Acılı ve acısız baharatlar ise her daim masada mevcut. Siz bunları dilediğiniz kombinasyonda birleştirip çorbanızı kendiniz oluşturuyorsunuz. Çubuklarla erişteleri yerken özel ahşap kaşık ile de çorbanızı yudumluyorsunuz. Çorba bambu kökü, kurtulmuş mantar ve Japonya’ya özgü özel bir taze soğan ile lezzetleniyor. Mutlaka tavsiye ederim, özellikle soğuk bir mevsimde giderseniz.

Japonya-Japan_27Diğer

Ginza restoranlar açısından çok zengin olsa da aslında tüm Tokyo bu bakımdan çok zengin. Kill Bill filminin çekildiği iddia edilen ama sonrasında filmi tekrar izleyip buranın neresinde çekilmiş ki acaba dedirten, fakat füzyon yemekleri ile tam bizim damak tadımıza hitap eden Gonpachi restorana mutlaka uğrayın. Çok farklı bir atmosferde iki sokak ortasına konumlanmış restorana adımınızı atar atmaz farkını hissedeceksiniz. Garsonların ara sıra Japonca bağırması, ortadaki mangal’da pişirelen japon stili çöp şişler ve ahşap dekorasyon sizi hemen kendisine ısıtacak. Özellikle şişleri mükemmel. Dana eti, ton balığı, tavuk hepsini tavsiye ederim. Zaten sipariş İsponyol tapaslar gibi ufak porsiyonlarda geliyor. Karides köftesi ve kızartılmış karidesi mutlaka deneyin. Tuna tartarda tavsiyelerim arasında. Amerikan tarzı ile japon tariflerini birleştiren California-Japan tarzı yemekleri gerçekten çok beğeneceksiniz.

 

Japonya-Japan_4Bunun dışında Tokyo’da her sokakta harika yemekler tadabilirsiniz. Türkiye’de de ünlü olan önünüzde ocak başı misal spatula ile yapılan Tepenyaki Japonya’da da çok ünlü. Ülkenin milli çorbası ise Miso. Soya fasulyesinden yapılan ve içindeki küçük tozların yayılımını izlerken büyüleneceğiniz bu çorbanın tanına gün geçtikçe alışacaksınız. Sokak lezzetleri her yerde ama özellikle Ueno park’a giderken sokak satıcılarından kalamar tepenyaki, karides topları, ve döner de dahil evet Diyarbakırlı arkadaşlarımızın sattığı döner de dahil her türlü lezzeti bulabilirsiniz. Ayrıca çok katlı AVM’lerin (departman mağazaları) en üst katlarında da genelde ünlü restoranların şubeleri bulunuyor. Mesela Shinjuku İsetan’ın da en üst katında bir Ten-Ichi Tempura restoranı mevcut. Dolayısı ile kaliteli yemek yemek istiyorsanız biraz internetten araştırma yapın, sıraya girip sabırla bekleyin, ve paranıza kıyın. Pişman olmayacaksınız.

Japonya

Kısa Kısa

    • Türk vatandaşlarına vize uygulaması bulunmamakta.
    •  Tokyo’yu gezmenin en güzel yolu metroyu kullanmaktır. Akıllı telefonlar için indirebileceğiniz Tokyo metro uygulamaları ile Japonca bilmeden tüm şehri rahatlıkla gezebilirsiniz. Tokyo’da 2 metro hattı bulunmakta. Biri JR Lines’a ait ve genelde yeşil renk ile gösterilen, diğer ise özel bir metroya ait olan Shiua Lines.
    • ATM’lerden ister banka kartıyla, ister kredi kartıyla nakit para çekmek neredeyse imkansız. Büyük bankaların ATM makineleri bizdekilerden oldukça farklı. Birçoğu daha kartınızı bile kabul etmiyor. Diğerleri ise para ödemiyor. Çok ihtiyacınız olursa büyük otellerin lobisindeki yada bazı süpermarket ve bakkalların içindeki küçük ATM makinelerinden ‘’International Card’’ menüsünü tıklayarak para çekebilirsiniz. Ama size tavsiyemiz mutlaka yanınıza döviz alarak Japonya’ya gitmeniz. Kredi kartı ile alışverişlerimizde ise Tokyo ve Kyoto’da alışveriş, restoran ve otellerde hiçbir problem yaşamadık. Fakat kırsal kesimde bu konuda da sıkıntılar olduğunu duyduk.
    • Boşuna çöp kutusu aramayın çünkü hiç bir yerde çöp kutusu yok çünkü tüm çöpler büyük titizlikle ayrıştırıp geri dönüştürülüyor. Sadece belirli yerlerde çöp bulmak mümkün o da çöpünüzün cinsi uyarsa. Japonlar çöplerini yanlarında taşıyıp evlerindeki çöp kutularına atıyorlar.
    • İngilizce hemen hemen hiç bilmiyorlar. Bilenleri de anlamak aksanlarından dolayı neredeyse imkansız.
    • İlaçlarınızı yanınıza alın çünkü Aspirin’i bile bilmiyorlar. İlaç kutularının üstüne marka isimleri dahil tüm yazılar Japon alfabesi ile yazıyor. Aradığınız ilacı bulmanız neredeyse imkansız.
    • Ev alışverişlerini günlük yapıyorlar çünkü meyve ve sebzeler tekli olarak satılıyor. Büyük porsiyonlar ve ortaya karışık anlayışınızı bir kenara bırakın. Japonya her şeyin en iyisinin, en lezzetlisiniz, özenle seçilmiş ve işlenmişin az olarak tüketildi, her şeyin tanında yendiği bir ülke.
    • Parklarda ve birçok caddede sigara içmek yasak. Fakat ilginç bir şekilde kapalı mekanların çoğunda serbest.
    • Ülkede her yer tertemiz. Caddeler, arabalar, tuvaletler… En kalabalık tuvalet bile aynı evinizdeki gibi. Bir tane toz toprak göremezsiniz, zaten arabaların hepsi parlıyor, 6 ayda bir araba yıkatılıyor.
    • Bayanlar için bir not. Dünyaca ünlü ve pahada yüksek olan Kanebo ve Shiseido ürünlerinin kozmetik market versiyonları inanılmaz derecede uygun fiyatlara bulabilirsiniz. Kalitesi ise diğerleriyle aynı hatta kokusu bile aynı. Test edildi onaylandı!
    • Japonların dini Budizme benzerliği ile ön plana çıkan Şintoizm. Ritüellere genel olarak Zen felsefesi hakim. Kyoto’da Zen Bahçeli tapınakları görebilirsiniz.
    • Toplu taşımalarda ve toplum içinde telefonla konuşmak hoş karşılanmıyor hatta yasak. Bu arada hala eski tarz kapaklı telefonlar kullanılıyor. Önceki yıllarda GSM teknolojili telefonlar Japonya’da çalışmazdı artık o sorun ortadan kalmış. Apple pazara yavaşta olsa girmiş, Samsung ise Korelileri sevmedikleri için Galaxy olarak Japon pazarına girmiş.
    • Asla bahşiş bırakmayın çünkü bahşiş almayı hoş karşılamıyorlar yani kültürlerinde iyi bir şey değil. Herkes yaptığı işi en iyi ve en kaliteli bir biçimde yapmayı görevi olarak görüyor. Dünyada bahşiş almayan başka bir ülke olduğunu sanmıyorum. Only in Japan.
    • Japonya’nın pahalı olduğunu ilk kez burada okumuyorsunuzdur muhtemelen. Dünyanın en pahalı ülke sıralamasında ilk 3’te. Alabileceğiniz en ucuz ürünler bizdeki 1 milyonculara benzeyen 100 yencilerde. Çeşit bol sınır yok ve birçok ürün de Çin değil Japon malı.
    • İçme suyu olarak çeşme suyu kullanılıyor fakat ben Tokyo’da özellikle çok net klor tadı aldığımdan bir daha içmedim.
    • Japonlar her işte olduğu gibi yemeğin de kalitelisini seviyorlar. İyi restoranların önünde en az bir saat kuyruk beklemek Japonya’da çok normal.
    • Ağızlarına maske takmış bir sürü insan görmeniz olası. Bir kısmı kirli havaya karşı önlem almak için takarken, bir kısmı da kendi hastalığı bulaşmasın diye kullanıyor. Görüntü ilk başta ürkütücü olsa da ilerleyen zamanlarda alışıyorsunuz.
    • Japonya’da Apa Hotel zincilerinde kalabilirsiniz. Avrupa’daki Ibis otellere benzeyen bu otel zinciri temiz hızlı ve pratik bir konaklama sunuyor. Yastıklar genelde bizim zevkimize göre çok ince dolayısı ile dilerseniz resepsiyondan yastık isteyebilirsiniz. Bunun dışında özellikle farklı bir deneyim yaşamak istiyorsanız, küçük şehirlerde daha da yaygın olan Ryokan yani geleneksel Japon otellerinde kalmanızı tavsiye ederim. Yerlerin hasır ile kaplı olduğu, ayakkabıların girişte çıktığı, yer yağında yatılan ve gerçek Japon tarzını deneyimleyebileceğiniz Ryokan’lar çok keyifli.
    • Onsen olarak adlandırılan kaplıcalara sahipler. Zamanı olanlar Japon bahçesi manzaralı onsenleri mutlaka denemeli.
    • Ofura olarak geçen banyo ritüeline sahipler. Furo yani küvetler dar ve derin oluyor. Duş yaptıktan sonra ailecek küvetlere girip içinde dinleniyorlar. Ataerkil bir toplum olan Japonya’da önce ailenin erkeği yıkanıyor, sonra da kadınlar sırayla aynı suyun içinde banyolarını yapıyorlar.
    • Özellikle kadınlarda çocuksu bir ses tonuyla konuşarak sevimli olmak kültürlerinde var. Bankalar, metro,vs gibi ciddi iş kurumlarında bile sevimli ayıcıklar ve karakterler içeren manga çizimleri ile karşılaşıyorsunuz, şaşırmayın.

 

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Bali

Bali2_19Bali, Endonezya

Sırt çantalı öğrencilerden Çinli süper zenginlere, çılgın sörfçülerden balayı çiftlerine her türlü turisti görebileceğiniz Bali sadece Endonezya’nın değil Güneydoğu Asya’nın en popüler destinasyonlarından biri. Endonezya’nın Müslüman nüfusunun aksine adanın hemen hemen tamamı Hindu. Bali’de karşılaşacağınız Hinduizm Hindistan’dakinden biraz farklı. Sadece burada görebileceğiniz Bali tarzı sunaklar her restoranın, otelin ve evin bahçesini süslemekte. Bu sunaklarda tüm gün boyunca tanrılara ikramlar sunulmakta. Hatta sadece sunaklara değil tüm dükkan ve evlerin önünde yaprak tabaklarda sunulan yiyecek, çiçek ve çok farklı sunumları görebilirsiniz. Ada halkı birçok Asya ülkesinde olduğu gibi gayet cana yakın ve misafirperver.

Bali Endonezya’nın 17 bin adası arasında ünü kadar büyük olmasa da diğer birçok adaya göre daha büyük bir ada. Toplam nüfus 4 milyon ve bu rakam turistler ile birlikte çok 1.5 katına çıkıyor.  Batıdan doğuya yaklaşık 150km ve güneyden kuzeye ise 80km. Tayland’ın aksine Temmuz ve Ağustos aylarında hava daha kuru ve yağmursuz. Ekvator’un altında güney yarımkürede bulunan ada Singapur ve Jakarta’ya göre de daha ılıman bir iklime sahip fakat yine de Türkiye’ye kıyasla çok nemli bir havası olduğunu söyleyebiliriz.

Ada birçok bölgeye ve kasabaya ev sahipliği yapmakta. Denpasar havalimanının ve ticari işletmelerin olduğu turistik açıdan zayıf bir kasaba. Havalimanı ararken Bali diye yazdığınızda birçok sitede bulamayabilirsiniz. Bu yüzden Denpasar yazmakta fayda var. Singapur veya Jakarta’dan AirAsia, Lion Air, Garuda veya Singapore Airlines ile uçabilirsiniz. Denpasar’dan 20 dakika uzaklıktaki Kuta bölgesi adanın en kalabalık ve kaotik bölgesi. Kuta 1960’larda adaya akın eden hippi ve sörfçülerin merkezi olarak ün yapmış. Bugün birçok otel, alışveriş merkezi, restoran, bar ve clublar Kuta Beach denilen bölgede. Kuta aynı sahil şeridinde Legian ve Seminyak ile komşu. Aslında Kuta, Legian ve Seminyak yan yana 3 farklı merkez diyebiliriz. Tek yönlü dar yolları yüzünden trafiğin bir hayli yoğun olduğu adada haritada çok yakın gözüken Kuta’dan Seminyak’a gitmeniz 30 dakikayı bulabiliyor. Biz Legian’da kaldık ve Kuta Beach’e ve o bölgedeki restoranlara yürüyerek ulaşabiliyorduk. Fakat Seminyak biraz daha uzak. Üç bölge bir hayli hareketli ama ben daha kaliteli olması ve çeşitlilik açısından Kuta kadar olmasa da birçok restoran, mağaza ve otele ev sahipliği yapan Seminyak bölgesini öneririm. Seminyak W otele uğrayıp gün batımında happy hour’u tavsiye ederim. Ayrıca Photo Head’de Seminyak’ın en ünlü club’larından biri. Gündüz havuz olarak hizmet veren mekan gece club’a dönüşüyor. Restoran olarak ise birçok seçeneğin bulunduğu Seminyak’ta Oberoi caddesindeki dünya restoranlardan istediğinizi seçebilirsiniz. Bali’de gezilecek yer oldukça fazladır. Padang Padang Plajı ve Suluban Plajı kayalık oluşumları ile oldukça ilginç bir atmosfer sunmaktadır. Git Git Şelaleri (sanırım yaklaşık aynı isimde 5 adet var) tropik ormanın içinde konumlanması ve şelalenin oluşturduğu havuzda yüzmeniz açısından oldukça keyiflidir. Unesco dünya mirası olan Jatiluwih Pirinç Terasları hala eskiye bağlı kalarak pirinç yetiştirdikleri için koruma altına alınmış. Görüntü gerçekten nefes kesici mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Batur Volkanik Dağı ve Batur Gölü zamanı olanların mutlaka gitmesi görmesi gereken yerlerden biridir. Uçurumun tepesinde bulunan Uluwatu Tapınağına mümkünse gün batımında uğrayıp bol bol fotoğraf çekin fakat gözlük çalıp, çanta karıştıran maymunlara dikkat edin! Gölün kenarındaki mistik Tapınak Pura Ulun Danu, sisli atmosferi ve tertemiz havasıyla en beğendiğiniz noktalar arasında yerini alacaktır.

Bali-7Daha lüks otellerin bulunduğu Nusa Dua ve Ubud bölgeleri ise tamamen farklı konseptler. Nusa Dua adanın daha sessiz ve yalıtılmış bir bölgesi ve beach clubları ve otelleri ile ünlü. Kuta gibi büyük plajlar yok, tam tersine ege adaları gibi ufak ve kayalıkların altında gizlenmiş plajları var. Bu yüzden de denizi çok daha temiz ama kayalık. Hatta birçok yerde belirli saatlerde gelgitler dolayısı ile denize girmek yasak. Karma Kandara otelin içerisindeki Nammos Beach’i Bali’nin en ünlü beach club’ı. Taksi ile Kuta’dan 45 dakika süren kulüp tam bir gizli cennet. Bu arada adada birçok taksi var ama en güvenilir ve taksimetreyi genelde açan marka BlueBird. Mutlaka bu taksileri tercih edin ve kesinlikle taksimetreyi açtırın. Fiyatlara inanamayacaksınız, Türkiye’nin 5’te biri. Fakat zorda kalırsanız ve taksimetreyi açtıramayıp fiyat pazarlığına girerseniz mutlaka sıkı bir pazarlık yapın derim. Aynı bölgede yan yana birkaç farklı beach club var ve hepsi çok güzel. Otelin restoranında öğle yemeği yiyerek giriş ücretini vermekten kaçınabilirsiniz. Biz öyle yaptık.

Dönüşte akşam Jimbaran’da yan yana dizilmiş balık restoranlarında çok ucuza deniz mahsulleri yiyebilirsiniz. Türk ve Akdeniz usulü bir balık beklemeyin zaten balıktan çok ıstakoz, kalamar ve karides gibi deniz mahsullerini tatmanızı öneririm.  Adada genel anlamda dünya mutfağından birçok restoran bulabilirsiniz. Çok sıkışırsanız imdadınıza fastfood zincirleri yetişecektir ama özellikle otellerin restoranlarını ve Seminyak’taki Oberoi Caddesindeki restoranları tavsiye ederim. Chandi ve Trattoria aralarında en lezzetli olanları.

En ünlü ve popüler yemekleri Nasi Goreng ve Mie Goreng’dir. Nasi Goreng et, sebze veya farklı baharatlarla pirişilen bir pilav türü iken, Mie Goreng aynısının noodle ile yapılanıdır ve ikisi de oldukça lezzetlidir. Bebek yani ördek eti ile yapılan Bebek Goreng ise çok sevilen yemeklerinden biridir. Türkçe’de geçen yiyeceklerden bahsetmişken dışı kahverengi içi tatlı bir meyve olan Salak meyvesi heryerde gözünüze çarpacaktır. Bir tür domuz yemeği olan ve genelde özel günlerde tanrılarına sundukları bir yemek olan Suckling Pig bütün olarak servis edilmesi ile oldukça rahatsız edici yemeklerinden biridir.

Bali2_26Ubud, Bali

Ubud bölgesinde ise Vietnam filmlerinden fırlamış bir orman, palmiye ağaçları ve pirinç tarlaları sizi bekliyor. Adanın tam ortasında yer alan bölge daha çok Spa ve Detox otelleri ile ünlü. Ayrıca birçok lüks otelin de Nusa Dua dışında burada da şubeleri bulunuyor. Daha bohem bir tarzı olan Ubud adanın en sessiz bölgesi. Sanat galerileri ve el yapımı ahşap objeleri ile ünlü Bali’de Ubud bu konuda en ön plana çıkan bölgelerden biri. Türkiye’de ve Avrupa’da gördüğünüz tüm etnik ve ahşap mobilyalar ve objeler Endonezya menşeili. Ubud’a gitmek için en önemli sebep ise Monkey Forest. Mutlaka görülmesi gereken bir yer. Maymunların serbestçe dolaştığı ve otantik yosun tutmuş Koi Pond ve köprülerin olduğu bu park gerçekten büyüleyici. Maymunlar çok fırlama özellikle yavru olanları, dikkat etmek gerekiyor. Öncelikle gelip ceplerinizi yokluyorlar ve telefon ve cüzdanlarınızı çalmaya kalkıyorlar. Değerli eşyalarınızı mutlaka fermuarlı ceplerinize koyup sağlama alın, yoksa kaptırılmış bir telefonu ya da kamerayı geri almanız imkansıza yakın. Ayrıca başınızdaki güneş gözlüklerine de dikkat. Maymunlar sevimli dursalar da birden agresifleşebiliyorlar ve sinirlendiklerinde bir çete gibi onlarcası etrafınızı sarabiliyor. Bir maymun tarafından ısırılmak çok sık yaşanmasa da siz siz olun maymunlara kesinlikle dokunmayın.

Ubud’da ayrıca Cafe Lotus’un dibindeki Sarawasti Tapınağını (Ubud Palace) da mutlaka ziyaret edin. Ana caddelerden biri üzerinde bulunan bu tapınaktaki Starbucks ise dünyadaki en otantik Starbucks’lardan bir bence. Ayrıca Ubud’un kuzeyindeki 30 dakika mesafede olan Tegallalang bölgesindeki pirinç tarlarını da mutlaka görün derim. Zamanınız varsa diğer tapınak fotoğrafları için ise adanın diğer bölgelerindeki Tanah Lot ve Bratan Gölü tapınakları da görebilirsiniz.. Son olarak Kecak Dansı gösterici ile Bali ve Hindu kültürünü daha yakından tanıyıp farklı bir gösteriyi deneyimleyebilirsiniz.

Adada konaklama seçenekleri son derece zengin. Four Seasons’tan Banyan Tree’ye, W Retreat’ten Oberoi’ye dünyanın tüm lüks otel zincirlerini bulabileceğiniz Bali aynı zamanda birçok hostel ve uygun fiyatlı otele ev sahipliği yapmakta.  Üst sınıf villa ve oteller daha çok Nusa Dua, Ubud ve Seminyak bölgelerinde yoğunlaşmakta. Nusa Dua’da kayaların üstünde ve özel asansörlerle plaja inilen lüks oteller varken, Ubud’da ormanın içinde, pirinç tarlarlarına bakan Spa ve Detox otelleri mevcut. Seminyak ise W Retreat gibi daha trendy ve hip otellerin olduğu, daha çok gençlerin tercih ettiği bir bölge. Kuta, Legian ve yine Seminyak ise her keseye uygun birçok konaklama seçeneğinin bulunduğu bölgeler. Binlerce otel ve restoranın olduğu Bali’de Tripadvisor ve Booking.com yorumlarını iyice okumadan rezervasyon yapmayın.

Dünya’da en ucuza masaj yaptırabileceğiniz yerlerden biri olan Bali, tüm dünyaca ünlü Bali masajı ile de ünlü. 2$’dan 200$’a kadar farklı kalitede Spa’lar bulabilirsiniz. Seminyak’taki Body Works fiyat performans açısından en ön plana çıkan Spa’lardan biri fakat rezervasyon yaptırmayı unutmayın yoksa yer bulmanız biraz zor. Sadece Türkiye fiyatları ödeyerek kendinizi şımartmak isterseniz Ritz Carlton otelin içindeki Ayana ise dünyanın en ünlü ve ödüllü Spa’larından biri. Bunun dışında yüzlerce farklı tarz ve kalitede spa için Tripadvisor’ı ve gittiğinizde yerel dergileri kontrol edin.

Ubud bizim Bali’de en çok sevdiğimiz daha bohem olan noktalardan biridir. Yolda yoga sınıfından çıkmış ”raw food” yani çiğ yemek yiyen buraya yerleşmiş beyazları görebilirsiniz. Restoranlar bizim gibi doğal ve sağlıklı yemeklerden hoşlananlar için muhteşem. Değişik türlerde meyve suları, işlem görmemiş çikolataları ve organik mekanlarıyla Ubud oldukça farklı bir konsept oluşturuyor. Bizim en sevdiğimiz restoranlar Betelnut ve Ayana Restoran’dı. Ubud’da kaldığımız otel Hanging Gardens’dı ki ödüllü havuzu ve sessiz lokasyonu ile kesinlikle ilk tercih edilmesi gereken otellerden biri. Bali’de başka otel isimleri vermem gerekirse Karma Kandara, Ayana Resort Hotel ve Viceroy Bali’ye göz atmanızda fayda var.

 

Bali2_34

Borobudur, Yogyakarta

Endonezya denince akla ilk gelen yapılardan biri olan Borobudur Tapınağı 8.yy’da inşaa edilmiş en büyük Budist tapınaklarından biridir. Uzun zamandır görmek istediğimiz bu yapı için Bali seyahatimizin son 2 gününü ayırmaya karar verdik. Bali’den Yogyakarta’ya 1 saatlik uçuş sonrasında ulaştık. İç hatlardaki uçuşları yakın zamanda uçağı düşen Air Asia ile uçtuk çünkü biletleri daha önceden almıştık. Uçuşların çoğunda uçak bomboş uçtu ve biz biraz korktuk diyebilirim ama bu oldukça yersiz bir korkuydu çünkü normalde Asya’nın en büyük havayollarından biridir. Havalimanında çıkar çıkmaz buraya oldukça yakın olan Unesco Dünya Miraslarından biri olan Prambanan Tapınağı’nı gezdikten sonra otelin temin ettiği arabayla yaklaşık 1,5 saatlik araba yolculuğu sonunda Plataran Otel’e vardık. En güzel ışığın gün doğumunda olduğunu öğrendiğimiz için sabahın 4’ünde uyanıp 10 dakika uzaklıktaki muhteşem yapıya vardık. İçeri giriş kişi başı neredeyse 40 dolara geliyordu. Sonradan öğreniyoruz ki normal girişler bu kadar yüksek değilmiş gündoğumu diye bu kadar pahalıymış. Elimizi fener ve yağmurluk verdikten sonra karanlıkta oldukça dik olan yapıya tırmandık. Yağmurlu sezona denk geldiğimiz için oldukça bulutlu ve mistik bir hava hakimdi. Borobudur’un üç ayrı Budist Kozmolojisine uygun bölümü vardır. En alt katı arzulara bağlı olmayı simgeler, diğer platformları aruzları terk edip yine de şekil ve isme bağlı olmayı simgeler ve son olarak en üst katı tüm şekil, isim ve arzularından sıyrılmayı yani Nirvana’ya ulaşmayı temsil eder.

 

”Bali’nin Ruhu İyileştiren Yüzü” yazısı için tıklayın!

Bali

  • Bali’nin ünlü healerlarına yani iyileştiricilerine uğramadan dönmemenizi tavsiye ederim. Bu konu hakkında detaylı yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
  • Bali Türk vatandaşlarından vize alıyor ve vizeyi iner inmez pasaport kontrolü öncesinde 10 dakika içinde temin edebiliyorsunuz. Vize kişi başı 25$ ve kredi kartı geçerli değil nakit bulundurmanızda fayda var.
  • Endonezya’da ister iç hat uçun ister dış hat, ister turist olun ister Endonezya vatandaşı her çıkışta harç ödemek zorundasınız ve oldukça hatırı sayılır bir para alıyorlar ve bunu da nakit alıyorlar. (75.000 Rp)
  • Denizi hayalinizdeki deniz ile uyuşmayabilir. Oldukça dalgalı ve kayalık bir yapısı olduğundan berrak turkuvaz renkli bir deniz beklentisi ile gitmeyin.
  • Araba kiralamayı düşünmeyin. Yol soldan buna ek olarak daracık olan yollardan yüzlerce motor arabalarla birlikte ilerlemeye çalışıyor dolayısıyla araba kullanmak çok tehlikeli. Gözümüzün önünde motorsikletli bir genç ile araba çok fena çarpıştı. En yaygın ulaşım yöntemi olan tüm gün servis yapan arabalı bir şöför ile anlaşmanız olacaktır.
  • Pazarlık pazarlık pazarlık. Mutlaka yapın yapmazsanız 5 katını vermek zorunda kalırsınız. Oldukça sıkıcı olsa da yapacak hiç bir şey yok.
  • Maymunları asla ellemeyin yanlarında telefonunuzla oynamayın ve gözünüzde gözlükle yanlarına gitmeyin. Bir turistin gözünden gözlüğünü alıp çatır çatır kopardığını ve turistin çıldırdığına şahit oldum.
  • Tapınaklara girerken uzun etek giyin eğer giymezseniz kapıda size verecekleri saronglardan giymeniz gerekebilir.
  • Borobudur gündoğumu için neredeyse kişi başı 40 Dolar verdik. Ürdün’deki Petra’dan sonra bir yapıyı görmek için verdiğimiz en büyük meblağdı diyebilirim.
  • Eğer zamanınız varsa Bali’den 2 saat süren bir yolculukla Gili Adalarına geçebilirsiniz veya uçakla 1 saat uzaklıktaki dünyanın en ünlü Budist Tapınaklarından biri olan Borobudur’a gidebilirsiniz. Bizim gitmeyi çok isteyip zaman bulamadığımız 2011 senesinde 1 metre lavlar püskürten Bromo Dağı ise görebileceğiniz başka bir doğa harikası.
  • Endonezya’da sadece iki tane mevsim bulunmaktadır. 6 ay yağmurun yağdığı yağmu sezonu, 6 ay ise kuru sezon olarak adlandırdıkları oldukça nemli ve sıcak bir dönem yaşanıyor. Biz yağmurlu sezonda gitmiş olmamıza rağmen hafif çiselemesi haricinde yağmur yağmadı, ısı ve nem oranı tam kıvamındaydı ve yoğun turist kalabalıkları olmadığından hem rahat rahat fotoğraf çektik hemde fiyatlar oldukça uygundu.
Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Bakü

Baku-9

Bakü, Azerbaycan

Azerbaycan deyilincə ağılınıza nə gəliyir?:) Haydar Aliyev? Hazar Denizi? Havyar? Dağlık Karabağ? Ay Benim Allı Gızım şarkısı? Eurovizyon? Bakü Ceyhan Boru Hattı? Yoksa sadece Bakü mü? Bence hepsi. 1918’de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, 1920 yılında Sovyetler Birliğine bağlandı. 71 yıl sonra 1991 yılında Sovyetlerin dağılması ile de tekrar bağımsızlığını ilan etti. Uzun yıllar Rus ve Sovyet etkisinde yaşayan Azeriler tüm baskılara rağmen Türk ve Müslüman kimliklerini korumayı başardılar. Bugün ülkedeki Müslümanların büyük bir çoğunluğu Şii mezhebine dahil. Fakat uzun komünist dönemdeki ateizm propagandaları ve komşuları İran’ın köktenci tavırları sebebiyle Azerilerin çok dindar olduğu söylenemez. Sovyet Komünist partisinde üst mertebelere kadar ulaşan fakat Türk ve Müslüman olduğu için partiden ihraç edildiği söylenen Haydar Aliyev, bugünkü bağımsız Azerbaycan’ın kurucusudur. Günümüzde ülkede birçok siyasi parti olmasına rağmen Haydar Aliyev’in kurduğu Yeni Azerbaycan Partisi oyların %99’unu toplamaktadır. Başkanlık sisteminin olduğu Azerbaycan’da bugünkü Prezident ise Haydar Aliyev’in oğlu İlham Aliyev’dir. Ülke her ne kadar Parlamenter Cumhuriyet ile yönetiliyor gibi gözükse de, Prezident’in emri olmadan kuş uçmamaktadır.

Bakü ülkenin en büyük şehri ve başkentidir. Türkiye’de İstanbul ne ise Azerbaycan’da da Bakü odur. Kafkasların Paris’i olarak ün yapan Bakü’ye vardığınızda, bu yakıştırmayı hak ettiğini sizde göreceksiniz. Bakü’nün gelişimi 2000’li yıllardan sonra katlanarak artmaya devam etti. Bugün Alman ve Rus tarzı ışıl ışıl taş binaları, modern gökdelen ve iş merkezleri, yeşil ve tertemiz parkları ile Bakü çoğu Avrupa şehrinden daha modern ve ihtişamlı. Özellikle şehir merkezi tüm ziyaretçileri büyüler nitelikte. Binalar, yollar, alt geçitler, kaldırımlar, kısacı tüm altyapılarda en kaliteli malzemeler kullanılmış. Akşamları klasik mimarideki binalar özel LED sistemleri ile aydınlatılmakta. Bakü’de kordon boyunda yürürken kendinizi Monaco’ya geziyor gibi hissedeceksiniz.

Baku-15Hükümetin doğru politikaları ile son yıllarda hızla gelişen ekonomi, her yıl ortalama %20 oranında büyümekte. 2000 yılların başında dünyada adı bile bilinmeyen Bakü bugün dünyanın en pahalı 20 şehri arasında. Ülke son yıllarda girdiği değişimin en hızlısını Eurovizyon’u kazandıktan sonra yaşamış. Bakü, ilk defa hak ettiği bu tanıtım fırsatını en iyi şekilde değerlendirmiş. Tüm eski binaların dış cepheleri kaplanmış, kaplanamayanlar brandalar ile saklanmış. Havalimanından şehre kadar tüm kötü görüntü 5 metre yüksekliğindeki duvarlar ile örtülmüş. Parklara, otellere, şehir planlamasına bir senede yüz milyonlarca dolar harcanmış. Bakü’nün dışı ve diğer Azeri şehirleri için ise aynı şeyi söylemek mümkün değil. Ülkedeki tüm yatırım ve ihtişam dünyanın gözü önünde olan Bakü’de ve şehir merkezinde yoğunlaşmakta, diğer şehirler ise 1980’lerde kalmış gibi. Azerbaycan dünyanın en büyük doğal gaz ihracatçılardan biri iken kırsal kesimde birçok evde hala doğal gaz yok. Gelişim ile gelen hayat pahalılığı ise zengin ile fakirin arasındaki farkı daha da açmış durumda.

Azerbaycan’da Türkler çok sıcak karşılanıyor fakat konuşmaya gelince herkes konuştuğunuz Türkçeyi anlasa da sizin Azericeyi net anlamanız biraz zor. Çoğu zaman sizi güldüren Azerice, Türkiye Türkçesine diğer Türki Cumhuriyetlerinde konuşulandan çok daha yakın. Azerice bize ne kadar komik geliyorsa, Türkçe‘de Azerilere bir o kadar karizmatik geliyormuş. Özellikle son yıllardaki TV dizileri ile tüm Azeriler Türkiye Türkçesine sempati besler olmuş. ‘’Ben’’ yerine ‘’Men’’. ‘’Güzel’’ yerine ‘’Yahşi’’ ‘’Para’’ yerine ‘’Pul’’ en çok duyacağınız kelimelerden. Bir de ‘’Hörmet’’ kelimesini çok duyacaksınız ki bunun asıl manasını da Azerbaycan’a gidince öğrenirsiniz. Benim burada söylemem çok uygun olmaz.

Baku-1Azerbaycan yemek kültürü olarak Türkiye’ye birçok açıdan benziyor. Çay bildiğiniz çay, tadı biraz kaçak çaya yakın fakat yanında ‘’Mürebbeh’’ dedikleri vişne reçeli ile servis ediliyor. Pilav’a ‘’Aş’’ diyorlar. Sütlü Aş, yani sütlü pilav bildiğiniz gibi bizde Sütlaç adı verilen tatlı. Şerbetler, turşular, tandır ekmeği, bizim etli yaprak sarmasının ufak minik halleri çok meşhur. Ayrıca salata kültürü fazla yok. Salata yerine yıkanmış semizotu, maydanoz ve özellikle kişniş tüketiliyor. Kulübe kulübe bölünmüş, size özel ‘’Kabinet’’ adını verdikleri restoran tarzı ile Azeri mutfağı mutlaka denemeniz gereken bir mutfak. Ama siz yinede has Türkiye usulü birşeyler yemek isterseniz Nizami caddesindeki Namlı Kebap Bakü’nün en iyileri arasında. Türkiye’deki bazı Günaydın ve Kitchenette gibi bazı zincir restoranlarda Bakü’de bulunmakta.

Azerbaycan’ın para birimi Manat ve dolara sabitlenmiş. 1 Dolar, 0,78 Manat  civarında. Bizdeki kuruşun karşılığı ise ‘’Kepik’’. Azeri halkı uzun Sovyet dönemi sonrası para kazanmayı ve en önemlisi harcamayı çok seviyor. Her yerde çok lüks arabalar, dünyaca ünlü lüks tüketim ürünleri ve lüks restoranlar görebilirsiniz. Hayat her alanda çok pahalı. Tüm Türk ürünleri Türkiye’nin 2-3 katı fiyatta. Net bir gümrük mevzuatı olmadığından ve birçok konuda yüksek hürmet ve masraflar olduğundan her şey çok pahalı. Son yıllarda Azeriler Türkiye’ye daha çok geldikçe her şeylerini Türkiye’den alır olmuşlar. Mobilyalarını dahi Masko Modoko gibi mobilya çarşılarından Türkiye fiyatlarına alıp, Lalelideki kargo şirketleri ile uygun fiyatlara Azerbaycan’a yollatabiliyorlar.

Bakü

Vize

Son olarak Azerbaycan, özellikle de Bakü, görülmesi gereken bizden bir parça. Türkiye’nin doğu vilayeti gibi hissedeceğiniz fakat gezdikçe kendinizi Avrupa’da sanacağınız bir şehir Bakü. Her ne kadar biz uygulamasak bile bize vize uygulayan ve birçok konuda daha mesafeli davranan Azerbaycan aslında bize Kuzey Kıbrıs’tan bile daha yakın. Turgut Özal zamanında Türkiye’nin himayesine bile girmeyi düşünen Azerbaycan, Özal sonrası Ermenistan ile yaşadığı Dağlık Karabağ olaylarında yanında Türkiye’yi görememiş ve o günden sonra ilişkiler giderek zayıflamış. Yakın zamanda 1990’daki Rus işgalinden sonra Azeriler daha da milliyetçi olmuş. Fakat herşeye rağmen iki ülke her zaman kardeş kalmaya devam edecek. Ali Haydar Aliyev’in dediği gibi ‘’İki Devlet Tek Millet’’…

Not: Vize’yi kapıdan alabiliyorsunuz fakat yanınızda bozuk 10$ ve 2 adet vesikalık fotoğraf getirmeyi unutmayın.

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan