Toskana

Toskana

Toskana

Toskana-13

 

Toskana dendiği zaman içimde tutamadığım sebepsiz bir mutluluk kanatlanıp özgürce uçuveriyor uçsuz bucaksız yemyeşil sisli ovaların üzerinden. İtalya dünyaca ünlü yemekleri, sıcacık insanları ve hayatı her an kutlamayı iyi bilen hayat anlayışları ile benim listemde olduğu gibi tüm dünyanın en sevilen ülkeleri arasında gururla yerini alıyor. Normalde her seyahatten günler önce, gitmeden sayısız hayaller biriktirirken bu sefer Toskana seyahatimin keyfimin çok bol olmadığı bir döneme denk gelmesi sebebiyle ellerim boş hayaller biriktiremeden uçağa bindim. Sen misin hayal kurmadan giden dercesine, Toskana’ya varır varmaz yüzüme çarpan mis kokulu bahar esintisi ve yeşilliğin içinde yol aldıkça bizi karşılayan kuşların ötüşleri radyoyu kapatıp, camları sonuna kadar açmama sebep oldu. İçimdeki pasın akıp gittiğini, ruhumda tekrar kelebeklerin uçtuğunu hissetmeye başladığım an bu seyahatin içime işleyeceğini anlamıştım. Sizi bilmem ama ben gittiğim yerin enerjisini hemen üzerimde hissederim. Bu bazen ağırlık yaparken bazen de yüreğinizin pır pır etmesini sağlar. İşte seyahatimiz boyunca kalacağımız Pienza bende bu etkiyi bıraktı. Tüm kartpostallarda gördüğünüz o şirin evler ve ağaç manzaraları buraya çok yakın mesafelerde yer alıyor.  Kırlarda çimenlerde bolca vakit geçirdikten sonra sırasıyla Siena, Monticchiello, San Gimignano ve Pienza’yı karış karış gezmeli. Amerikalı bir aile tarafından işletilen, harika kahvaltıları olan ve oldukça ince bir zevkle döşenmiş olan La Bandita Otel’ine uğramayan ise pişman olur demedi demeyin. Unesco Koruması altında olan tarihi Siena şehrine gittiğinizde kocaman bir dondurma alıp Piazza del Compo meydanında mutlaka soluklananın. Eğer Toskana’da Michelin yıldızlı bir restoranda yemek yemenin tadını çıkarmak isterseniz Monticchiello’da bulunan Osteria la Porta’da kendinizi şımartabilirsiniz.

Toskana-29Toskana, İtalya’nın merkezinde bulunan başkenti Floransa olan 4 milyon nüfuslu özerk bir bölgedir. İtalyan Rönesansının ve modern İtalyanca’nın burada doğduğu göz önünde bulundurulunca sadece Toskana Bölgesi’nden bu kadar çok Unesco koruması altında bulunan yerin olması şaşırtıcı gelmiyor. Floransa, Siena, Pisa ve Pienza’nın tarihi merkezi noktaları, Pisa Katedrali, Val d’Orcia ve Medici Villaları ve Bahçeleri koruma altına alınan noktaların arasına girmektedir.

Jabiroo’nun bizim için özel tasarladığı bir programla gittiğimiz Pisa ile başlayan Toskana maceramız baştan sonra çok keyifli geçti. Havaların daha yeni ısınmaya başlamasıyla yavaş yavaş yüzünü gösteren bahar güneşi tüm yolculuğumuz boyunca bizi hiç yalnız bırakmadı, dolayısıyla yılın ilk sıcacık havasıyla Italya’da karşılaşmış olduk. Kıştan çıkmış bünyeler yeşilin en parlak renkleriyle ve boy boy açmış çiçek dallarının en gösterişli halleriyle karşılaşınca hayatta gözde büyütülen tüm zorluklar bir anda kendiliğinden küçüklüverdi sanki. Italya’nın birçok yerine ve bölgesine gitmiş olmamıza rağmen Toskana’nın kalbinin attığı yağlıboyalara konu olmuş, dillere destan manzaralarını görme şansımız olmamıştı. Eğer İtalya’nın doğa ve tarihi dokusuyla buluşmak niyetinizde varsa bu rota çok hoşunuza gidecek. Toskana’da nerede kalınır yazısını okumak için tıklayın!

Toskana-49Pisa

Italya’nın en turistik noktalarından biri olan Pisa’ya uçuşumuz ayarlandığı için yolculuğumuza bu büyülü şehirden başladık. Şehrin en hareketli noktası hiç kuşkusuz Campo dei Miracoli Meydanı (Mucizeler Meydanı) ve etrafını saran dünyanın en değerli yapılarıdır. Meydan dört harika dini yapı ile taçlandırılmıştır; Pisa Katedrali, Pisa Vaftiz Binası, Campanile ve önemli şahısların defnedildiği anıt mezar olan Camposanto Monumentale. Ünlü Pisa Kulesi, II Duomo’ya ait bir çan kulesidir ve Pisa’da turistlerin en uğrak noktalarından biridir. Bu önemli noktaları gezdikten sonra şehrin tarih kokan sokaklarında bir gezintiye çıkın, daha sonra nehir kıyısında bulunan Santa Maria della Spina ve Sant Agata’yı görmeyi unutmayın.

Lucca

Toskana Bölgesi’nin batısında yer alan Lucca, bölgenin özenle korunmuş, en özgün şehirlerinden bir tanesi. Lucca’da ilk dikkatinizi çeken şehri çevreleyen tarihi surlar oluyor. Surların içerisinde yer alan tarihi şehrin sokakları bir labirenti andırıyor. Gotik mimariye sahip Cattedrale di San Martino ve Casa Natale di Giacomo Puccini Müzesi, Antik Roma forumu üzerine inşa edilen San Michele Kilisesi, süslü bahçesiyle dikkat çeken Palazzo Pfanner, tarihte Roma şehir merkezinin eğlence yeri olan ve bugün Lucca şehir hayatının en hareketli meydanı olan benzersiz elips şeklindeki Piazza dell’Anfiteatro surlar arasında fotoğraflamaktan keyif duyacağınız mimari eserler. Lucca’yı kuşbaşı seyretmek için Torre Guinigi’ye çıkmanızı tavsiye ederiz. Şehri farklı bir açıdan görmek isterseniz, surların üzerinde yürüyebilirsiniz. Lucca’nın labirent sokaklarına yukarıdan bakıp, surların dışında kalan yemyeşil parkları görülmeye değer. Yemeği nerede yemeli sorusuna ise yerel Toskana mutfağına ait lezzetleri ile Trattoria da Leo’da yiyebilirsiniz.

Montalcino

Güney Toskana’nın sakladığı mücevherlerden Montalcino, Pienza’nın batısında bulunan Crete Senesi’ye oldukça yakın bulunmaktadır ve İtalya’nın en iyi kırmızı şaraplarından ‘’Brunello’’nun da üretildiği yer olarak ün yapmıştır. Montalcino ve etrafının sunduğu manzaralar oldukça nefes kesicidir. Tipik bir Ortaçağ kale şehri olarak öne çıkan Montalcino’da, Museo Civico e Diocesano d’Arte Sacre isimli güzel sanatlar müzesini gezebilir, La Fortezza Kalesi’ni görebilir ve bölgede bulunan harika şarap evlerinde tüm gününüzü geçirebilir ya da özel tadım turlarına katılabilirsiniz. Buraya kadar gelmişken zamanınız varsa 18.yy’dan beri işlenen ve bölgenin en ünlü şarabı olan Brunello di Montelcino’nun üzümlerinin üretildiği oldukça lüks bir kompleks olan Castiglion del Bosco’ya uğrayabilir Michelin yıldızlı restoranı Campo del Drago’da keyifli bir yemek yiyebilirsiniz.

Toskana-35Pienza

Bizim seyahatimiz boyunca konakladığımız Pienza, Toskana’nın Siena şehri sınırları içinde bulunmaktadır. Gecenin karanlığında arabamızı kalelerle çevrili eski şehrin dışında bulunan alana park edip şık otelimiz La Bandita’nın yolunu tutarken sabah gözlerimizin şahit olacağı güzellikten pek bir habersizdik. Sabah olup otelimizin Amerikalı sahibi John bize kalenin diğer ucuna götürüp yağlıboyalardan tanıdığım Val d’Orcia’yı ellerini bi şaheseri gösterir gibi işaret edince kalbimin çarpmasına engel olamadım. Val d’Orcia Vadisi UNESCO Kültür Miras Listesi’nde bulunan incilerden biri. Bir yağlı boya tabloyu andıran doğası ve uçsuz bucaksız bağlarının yanı sıra Pienza, köklü bir kültürel mirasa da ev sahipliği yapıyor. Eğer o çok ünlü manzaraları görmek ve fotoğraflamak istiyorsanız burası konaklamak için oldukça ideal. Gladyatör filmine ev sahipliği yapmış Terrapille, minik sevimli selvi çemberinden oluşan Copse of Cypressi ve bir tepede tek başına yıllara meydan okuyan La Vitaleta Şapeli’ni mutlaka ziyaret edin.Pienza’da görmeniz gereken yerler arasında ise Duomo di Pienza, Piazza Pio II, Palazzo Piccolomini ve görkemli mimarisi ile dikkat çeken Palazzo Comunale bulunuyor. Rönesans mimarları tarafından ‘’ideal şehir’’ olarak inşa edilen Pienza’yı kısa süre içinde yürüyerek gezebilirsiniz. Bu şirin şehre kadar gitmişken, bölgenin dillere destan peyniri Pecorino’dan almayı unutmayın.

Monticchiello

Toskana’nın tam kalbinde bulunan Monticchiello, bölgenin masalsı atmosferini içinde barındıran bir kale kasabasıdır. Toskana’nın gastronomi duraklarından biri olan Monticchiello, hoş restoran ve trattoriaları ile ünlü. Ortaçağ mimarisinin tüm güzelliğini taşıyan sokakları ile Monticchiello’da kaleyi görebilir; bol bol şarap tadımı yapabilir ve Toskana dinginliğinin keyfini çıkarabilirsiniz. Buraya kadar gelmişken Osteria La Porta’ya gelip panaromik Val d’Orcia manzarasına karşı terasında muhteşem yemekler yiyebilirsiniz.

San Gimignano

Bu tarihi kasaba San Gimignano ismini şehri Atilla Han’dan koruyan Modenalı bir piskoposun ardından almıştır. Yüksek kuleleriyle ‘’Ortaçağ’ın Manhattan’ı’’ olarak adlandırılan San Gimignano, Siena’nın kuzeybatısında, Elsa Vadisi’ne tepeden bakan bir Ortaçağ kasabasıdır. UNESCO Dünya Mirası Kentler arasında giren bu büyülü kasaba için “Güzel Kulelerin San Gimignano’su” sıfatını sıkça duyabilirsiniz. Bu sıfatı kazandıran ise büyük özenle korunarak, günümüze gelen 14 tarihi kule. Kuzey Avrupa’dan Roma’ya uzanan hac yolu üzerindeki ana duraklardan biri olan San Gimignano’nun bu tarihi ve kültürel zenginliği de o zamanki ayrıcalıklı konumuna dayanıyor. Tarihi binalarla çevrili Piazza della Cisterna’da bir kafede oturabilir, Via San Giovanni’de yürüyüş yapabilirsiniz. Meydanı ve tarihi ara sokakları dolaşırken hem kasabaya şöhretini kazandıran kuleleri görebilir hem de bu Ortaçağ kentinin otantik ambiyansını yaşayabilirsiniz. Tipik Toskana mutfağı denemek isteyenler La Mangiatoia’da leziz bir öğün yiyebilir.

Toskana-4Siena

Siena etrafı Toskana manzaraları ve Chianti şarap bölgesi ile çevrili, ortaçağ atmosferini yaşayabileceğiniz nefes kesici güzellikteki bir şehirdir. Toskana kırsallarını keşfederken Siena’yı merkez olarak alıp buradan günübirlik olarak rotalarınızı belirleyebilirsiniz. En güzel manzaralara yakın olmasının haricinde gezilip görülebilecek harika yerlerin olması da cabası. Tamamını gezmek için bir gün, önemli noktaları gezmek için yarım gün ayırmanız yeterli olacaktır. Siena denilince akla ilk deniz kabuğu şeklindeki Piazza del Campo Meydanı geliyor. Siena’nın kalbinin attığı yer olarak bilinen meydan, şehrin en kalabalık ve en canlı noktasıdır. Bu meydanda bulunan Palazzo Pubblico 13. yy’da inşaa edilen tipik İtalyan Ortaçağ Gotik mimarisine güzel bir örnektir. Hükümet binası olarak inşaa edilen binanın içine girerek Museo Civico’yu gezebilirsiniz. Eğer Torre del Mangia’nın 400 merdiveni çıkmaya çıkmaya karar verirseniz harika bir Siena manzarasını garanti edersiniz. Siyah beyaz mermer cephesiyle Duomo di Siena, en iyi İtalyan Gotik Mimari örneklerinden biridir. Duomo’da aynı zamanda mermer zemine betimlenmiş Roma’nın simgesi olan Remus ve Romulus’u emziren dişi kurtu görebilirsiniz. Efsaneye göre Siena’yı Romus’un oğlu Sienus kurmuştur. Meydanın diğer yapısı ise heykellerle süslü, mermerden yapılan dikdörtgen çeşme Fonte Gaia. Her zaman canlı olan meydanda yer alan ve Gotik mimarisiyle ilk bakışta dikkatinizi çeken Il Duomo 12.-14.yüzyılda inşa edilmiş. Pinturicchio, Pisano, Michelangelo, Bernini ve Donatello gibi ünlü İtalyan ustaların eserlerini göreceğiniz katedralin arka tarafında bulunan vaftiz binasında ise Donatello ve Ghiberti’nin rölyeflerini göreceksiniz. Siena’ya geldiğinizde Compagnia dei Vinattieri, Osteria La Chiacchiera veya Antica Trattoria Botteganova’da oldukça keyifli bir yemek yiyebilirsiniz. Konaklamak için ise Campo Regio Relais, Grand Hotel Continental otellerinde kalınabilir.

Toskana-37Ne yenir?

Toskana mutfağı aslen ‘’fakir sofrası’’ düşüncesinden ortaya çıkmıştır. Tüm yemekler sade, basit ve ucuz ürünlerden meydana gelir. Tabi günümüzde artık bu seçim ekonomik sebeplerden ziyade gelenekleştiği için tercih ediliyor. Bu mutfaktaki tüm ürünler ister Trüf mantarı olsun ister halis zeytinyağı hepsi Toskana’nın doğasında yetiştirilmektedir. Toskananın yerlisi ekmek, zeytinyağı ve geleneksel brushettalarından asla vazgeçemezler. Dolayısıyla Fettunta mutlaka sipariş vermeniz gereken başlangıçlardan biridir. Eskiden Toskanalı köylüler kalan ekmekleri çöpe atmamak için bir salata tarifi icat etmişler ve bu zamanla geleneksel bir hale gelmiş. İsmi Panzanella olan salatanın içinde domates, salatalık, soğan, kapari ve tabi ki ekmek bulunmakta. Bir sebze ve ekmek çorbası olan Ribollita ise denemeye değer. Birde kuru fasülyeye olan aşklarından dolayı çeşit çeşit fasülye içeren tarifleri bulunmaktadır. Pecorino peynirinden daha önce bahsetmiş olsamda, bizdeki eski kaşarı andıran peynirden almak isterseniz sadece peynir satan -mümkünse Pienza’dan- yerel bir marketten almanızı tavsiye ederim. Şarabın anavatanı olan Toskana’nın en ünlü şarapları Chianti, Montalcino ve Montepulciano’da yetiştiğinden bu bölgelere gidip tadımlarda bulunabilirsiniz. Brunello di Montalcino ve Chianti Classico bölgenin en ünlüleri arasında.

Toskana-41Ne alınır?

Toskana’da alışveriş yapmak istiyorsanız doğru yere geldiniz çünkü el yapımı ürünler ve zanaatkarlardan burada bolca bulunmaktadır. En iyi ürünleri bulabileceğiniz dükkkanlar genelde Floransa veya Siena gibi büyük kasabalarda olsa da küçük kasabalarda da güzel ürünler bulmak mümkündür. Öncelikli olarak çinde üretilen ürünleri, yerli ürünlerden ayırt etmek gerekir. Nerede üretildiğine dair çok fazla soru geldiğinden genelde kendileri bu ürün Toskana’da üretildi diyeceklerdir. Peynir ve şarapları ister üretildikleri çiftliklerden isterseniz şehirdeki büyük dükkanlardan alabilirsiniz fakat en keyiflisi çiftliklere uğramak olacaktır. Ayrıca zeytin ağacından yapılmış kesme tahtaları, seramik tabaklar ve ürünler, ev tekstili alabileceğiniz diğer harika hediyeliklerden bazılarıdır.

Toskana

Notlar

 

  • Harika manzaralara şahit olacağınız için manzaraları unutulmaz kılmak adına yanınızda mutlaka piknik yapmak için örtü bulundurun.
  • Eski şehirlere araba ile giremediğiniz şehir dışında park alanlarını kullanabilirsiniz.
  • Şarapların sudan ucuz olduğunu ve peynirlerin baldan tatlı olduğunu kimseye söylemeyin.
  • Sadece Toskana’da dünyanın birçok ülkesinden daha fazla UNESCO Dünya Mirası olduğunu söylemeden geçmemek lazım.
  • Şu anda konuşulan modern İtalyanca ilk Toskana Bölgesi’nde konuşulmaya başlanmış.
  • Toskana’da tele foto lensiniz yoksa nefes kesici manzara fotoğrafı çekmeniz oldukça zor. Manzaraların derinliğini, dağların kıvrımlarını anca bu lens ile yakalayabilirsiniz. Eğer sislerin vadilere ve ovalara çökmesine şahit olmak istiyorsanız gün batımlarını asla kaçırmayın.
  • Toskana’ya gitmeden önce Gladyatör, İngiliz Hasta ve özellikle Toskana Güneşinin Altında izlenebilir.
  • Yemen yerken; Osteria, Trattoria ve Ristorante arasındaki farkı bilmeniz işinize yarayabilir. Osteria’lar daha basit ve az çeşitli yemekler sunarken, Trattorialar Osteria’ların bir tık üstü olmakla beraber genelde uygun fiyatlı ve yerel İtalyan aileler tarafından işletilmektedir. Diğerlerine göre daha yüksek fiyatlı ve daha lüks olan yerler ise Ristorante olarak geçmektedir.
Namibya

Namibya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan

Izlanda

Izlanda

İzlanda

Izlanda-35Izlanda

Izlanda, hangi gezgine yada hangi doğa fotoğrafı aşığına sorarsanız sorun en çok görmek istedikleri üç yerden biri olacaktır. Fakat nedendir bilinmez, bir türlü Izlanda’ya gidilemez yada ertelenir. İşte bizde de aynı durum yaşanıyordu; ta ki sonunda biletimizi alıp kendimizi İzlanda’da bulana kadar. Izlanda’dan tek bir fotoğraf karesi bile tüm dertlerinizi unutturup böylesine güzelliklere sahip bir gezende yaşadığınız için şükretmenizi sağlar. Hele hele orayı bir de kendi gözlerinizle gördüğünüzü düşünün; hayata ve kendinize olan bakış açınızın değişmesi an meselesi.

Genelde seyahat dönüşü yakınlarım tarafından da bilinen ve yaklaşık bir kaç gün süren uyum sağlama sürecim vardır. Izlanda dönüşü bu süreç oldukça uzadı çünkü orada gördüğüm yaşam biçimi hayal gücümü fişeklerken normal hayata dönme fikri beni oldukça kederlendirdi. Hayatımda hiç karşılaşmadığım bir bitki örtüsü, devasa şelaleler, sürekli değişen hava koşulları ve İskandinav tarzına uygun yavaş akan ama oldukça kaliteli bir hayat. Uçak inişe geçerken karşılaştığınız manzarada kömür siyahı toprak, örümcek ağı gibi saran fosforlu yeşil yosun ile inanılmaz bir kontrast oluşturuyor ve tüm bu manzara adeta başka bir gezene iniş yapıyormuş hissini veriyor. Kim bilir beni neler bekliyor diye düşünürken kalbiniz hızla çarpmaya başlıyor ve yüzünüzde istem dışı muzır bir gülümseme beliriveriyor.

Izlanda-5

Jökulsárlón

Izlanda’da herşey düzenli, kaliteli ve temiz ama asla lüks değil. Havalimanından yoğun kış şartlarına göre modifiye edilmiş aracınızı teslim alırken volkanik patlamalara ve küle karşı sigorta yaptırmak isteyip istemediğiniz soruluyor! Siz, ”Şaka mı yapıyorlar yoksa gerçek mi acaba?” diye düşünedurun, 2010 senesinde Eyjafjallajökull patladığında tüm Avrupa hava sahasını kapatmış dünyadaki tüm uçuşların aksamasına sebep olmuştu. Dolayısı ile böyle bir olay ihtimali çok da düşük sayılmaz. Biz Güney Izlanda Bölgesi’ne ve Golden Circle Bölgesi’ne odaklandığımızdan kuzeye hiç çıkmadık çünkü mesafeler çok uzun ve haritada göründüğü kadar yakın değil. Ekim ayının son günlerinde gittiğimiz Izlanda’da hava tahmin ettiğimizden daha ılıman çıktı. İngilizce ismindeki ”Ice” yani buz insana ister istemez tamamı buzuldan oluşmuş bir adaya gidiyormuş hissini verse de sıcak okyanus akıntısı Gulf Stream, ülkenin hava koşullarını oldukça yumuşatıyor. Araba kullanmanın ve etrafı izlemenin oldukça huzur verdiği Izlanda’da gözünüz simsiyah kumsallara çarpan dev köpüklü dalgalara takıldığında elinizde olmadan volkanik bir dağ patlasa dünyadan oldukça izole olan bu adadan kendimi nasıl kurtarırım diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Izlanda-23Ülkemizden şimdilik direk uçuş olmadığından bağlantılı bir uçuş ayarlamanız gerekiyor. İki uçuşun saatlerini denk getirmek biraz zor olduğundan mutlaka bir yerde zaman kaybı yaşıyorsunuz ve normal bir uçuşa göre daha pahalıya patlıyor. Biz Oslo’ya uçup orada bekleme yapıp Icelandair ile Reykjavik’e indik. Giderken Oslo Havalimanı’nda bir kaç saat bekleyip sabah saatlerinde İzlanda’ya vardık varmasına fakat İstanbul’a geri dönüş neredeyse bir günümüzü aldı çünkü Oslo’daki havalimanında çok uzun saatler diğer uçuşumuzu bekledik. Biletleri titiz bir çalışma yaparak hallettik diyelim şimdi gelelim ”Geziye nereden başlasak?” kısmına. İlk başta aklınıza ister istemez bir sürü soru gelse de aslında gezilecek ve görülecek yerler oldukça net. Bizim zamanımız kısıtlı olmasına rağmen beş gün gibi kısa bir sürede tüm gezmek istediğimiz destinasyonları sabah 4-5 sularında uyanarak gezme fırsatı bulduk. Güneş 17:00’de batmasaydı herhalde adanın tüm kuzey kısmı da dahil tümünü görebilirdik. Başkent Rejkjavik çok şirin ama minicik bir şehir ve nüfusun çoğunluğu burada yaşıyor. Evler genelde az katlı ve dışları prefabrikmiş gibi görünen bir malzeme ile kaplı. Birçoğu kırmızı, sarı ve mavi gibi canlı renklerle boyalı olduğundan başkent oldukça sevimli bir hal almış. Tüm dükkanlar ve restoranlar oldukça erken kapanıyor dolayısıyla hayat akşam 9 gibi bitiyor. Kış geldiğinde gün ışığı o kadar azalıyor ki her yeri kaplayan bulutlardan azıcık ışık bir kaç saat kendini gösterirse kendilerini şanslı sayıyorlar. Biz oradayken sonbahar olmasına rağmen güneş sabah 9’da doğup 17’de batıyordu. Bu sebepten seyahatinizi gün ışığının giderek azalarak bir kaç saate düştüğü ve karın yolları kapattığı kış dönemine denk getirmemeye özen gösteriniz. Eğer amacınız ”Kuzey Işıkları Eşliğinde Izlanda’yı Keşfetmek” ise en doğru zaman Eylül sonu ve Ekim ayları olacaktır. Işıklar önemli değil bol bol fotoğraf çekmek üşümeden gezmek istiyorum diyorsanız, neredeyse 24 saat gün ışığının olduğu Haziran veya Temmuz aylarını düşünebilirsiniz. 

Izlanda-17

Izlanda Yolları

Izlanda’ya gelmişseniz muhtemelen etkileyici fotoğraflarla eve dönmek istiyorsunuzdur. Bu durumda gün doğumlarını ve gün batımlarını doğru kullanmanız büyük önem taşıyor. Hava durumuna her baktığınızda havayı bulutlu gösterse de fotoğraf çekmek istediğiniz noktada biraz zaman geçirdiğinizde havanın kısa bir süre içinde hem güneşli, hem rüzgarlı, hem yağmurlu olduğunu ve çoğu zaman yağmur sonrasında muhteşem bir gökkuşağı çıktığına şahit olabilirsiniz. Reykjavik harici ülke genelinde hem otel hem de restoran açısından umduğunuz değil bulduğunuzla yetiniyorsunuz. Ama iyi haber ülkenin standartları yüksek olduğundan kalacağınız en uygun otel oldukça temiz, benzin istasyonlarının restoranında yediğiniz yemek ise oldukça lezzetli olacaktır.

Izlanda’da Kuzey Işıkları

Kuzey Işıklarına gelirsek Eylül sonu ve Mart başı gibi kuzey yarım kürede görülebildiğinden bu tarihlere denk gelirseniz Izlanda’nın her yerinden görme ihtimaliniz oldukça yüksek. Daha önce Norveç’te kovalamış olduğumuz ışıkları burada kolayca gökyüzünde usul usul dans ederken yakaladık. Bu ışıkları görebilmeniz için havanın açık ve bulutsuz olması şart. Bir sonraki şart ise şehir ışıklarından uzak yıldızları rahat seçebileceğiniz bir karanlığın sağlanması. Tüm bu adımları geçtiyseniz kuzey ışıklarının nerede ve ne kadar yoğunlukla görüleceğini gösteren hava durumu sitesinden takip etmeniz gerekiyor. Kuzey ışıklarını izleme rehberini okumak için tıklayın!

Izlanda’da Gezilecek ve Görülecek Yerler

Başkent Reykjavik ile ilgili detaylı bir rehber yazmak isterdim ama küçük olduğundan çok fazla yapılacak birşey yok. Fakat yürüyerek keşfedebileceğiz bir şehir olması ile ve şirinliği ile kalplere taht kuruyor. Hayat yavaş akıyor ve 300 bin nüfusa sahip ülkede herkes az çok birbirini biliyor, tanıyor. Pencereler ve camlar genelde açık olduğundan evlerin içerisini rahatlıkla görebiliyorsunuz. Ben Izlanda’nın verdiği o büyülü hissi hayat boyu unutamam sanırım. İnsanlar oldukça güler yüzlü ve yardımseverler. Yaşadıkları coğrafyanın şartları zorlayıcı olsa da kimsenin bunu dert ettiği yok aksine sanat ve tasarım konularında oldukça başarılılar. Güneş saat 9’da doğarken, dışarıda hava buz gibi yağmur yağıyorken bu insanları sıcacık yataklarından nasıl bir motivasyonun kaldırdığını düşünmeden edemedim. Izlanda’ya gelip zamanınızın büyük bölümünü başkentte geçirip sizi bekleyen inanılmaz manzaraları kaçırmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Araba kiralayıp keşfetmek en doğru seçenek olsa da eğer böyle bir niyetiniz yoksa tur firmalarıyla bağlantıya geçmelisiniz. Park yeri bulma diye bir dert yok ayrıca park etmek her yerde akşam 4’ten sonra ücretsiz.

Izlanda’nın doğal taş yapısına benzeyen tasarımı ile Hallgrimskirkja Kilisesi’ni görüp tepesinden şehre kuş bakışı bakmak, alışverişin kalbinin attığı Laugavegur Caddesi‘nde yerel elde örme yün kazakları denemek, ve Loki Cafe’de güzel bir yemek yemek Reykjavik’te yapabileceğiniz en popüler aktivitelerdendir. Şehri farklı panaromik açıdan görmek isteyenler Perlan’ın dördüncü katına çıkabilirler. Tapas Barrin, Noodle Station ve Izlanda’nın en eski cafesi Prikid adres arayanlara tavsiye edebileceğim diğer isimlerden. Kolaportid bit pazarı zamanı olanlar için uğrayabilecekleri bir seçenek. Otel ismi isteyenler için Hotel Borg, 101 HoteI ve özellikle Ion Hotel’e bakmalarını öneririm.

İzlanda-1

Blue Lagoon

Blue Lagoon
Normal şartlarda havası oldukça serin olan, yazın bir kaç günden ibaret olduğu bir yere giderken yanınıza mayo almaya gerek duymayabilirsiniz belki ama söz konusu İzlanda ise mayo bavulunuzun olmazsa olmazıdır. Ülkede birçok kaplıca bulunduğu gibi en bilinen sıcak su kaplıcası Blue Lagoon yani Mavi Lagün’dür. Ülkeye ayak basar basmaz ilk gitmeniz gereken yerlerden biri olduğunu düşünüyoruz. Havalimanının dibinde bulunan kaplıca sabah 9 ile akşam 8 arası açık. Giriş için önceden internetten bilet almanız işleri kolaylaştıracaktır çünkü her mevsim oldukça rağbet görüyor ve kaplıcaya aynı anda sınırlı sayıda kişi alınıyor. Suyu cildiniz için oldukça yararlı olsa da aynı şeyi saçınız ve mayonuz için söyleyemeyiz. Bu arada istediğiniz kadar saçınızı suya sokmayın eninde sonunda ya buhardan etkileniyor ya da dayanamayıp kendinizi sıcacık akan şelalenin altına atıyorsunuz ve sonuç 10 gün boyunca bakım üzerine bakım yapılan ama düzelmeyen keçe gibi saçlar. Siz siz olun girişte tembih ettikleri gibi duş alırken saçınıza bol saç kremi sürüp öyle bırakın, bir de eski bir mayo getirin yoksa bir daha kullanamayabilirsiniz. Tüm bu tembihleri yerine getirdikten sonra dışarısı buz gibi iken, size sıcacık termal havuzda elinizde içeceğiniz yüzünüzde maskeniz ile anı yaşamak kalıyor. Bu arada burada satılan Blue Lagoon marka kremlerden ve maskelerden ister kaplıcadan ister havalimanından almanızı tavsiye ederiz.

 

Izlanda’da Golden Circle Turu

İzlanda-15

Gullfoss

Reykjavik’e en yakın duraklardan biri olan Golden Circle olarak adlandırılan Altın Çember 300 km’lik bir yolculuğu kapsar. Thingvellir Milli Parkı, Strokkur ve Geysir, Gullfoss Şelalesi, Kerid Krater Gölü gibi Izlanda’nın nefes kesici duraklarını kapsamaktadır. Bu durakların tamamını bir günde görmeniz mümkün ama tadını çıkara çıkara gezmek istiyorum derseniz iki gününüzü ayırabilirsiniz.

Thingvellir Milli Parkı
Bu parkın en büyük özelliği 930 senesinde dünyanın ilk parlamentosu olarak geçen Izlanda Parlamentosu’nun kurulduğu bölgedir. Burada aynı zamanda Kuzey Amerika ve Avrupa tektonik plakalarının birbirinden ayrıldığı ve yerin üzerinde bulunan dev yarığı görebilirsiniz. Burada Izlanda’nın bir çok yerinde olduğu gibi burada da Game of Thrones’un sahneleri çekilmiştir.

İzlanda-16

Strokkur Gayzer

Strokkur ve Geysir
Sadece Izlanda’da görebileceğiniz ve en çok keyif aldığımız noktalardan biri kesinlikle gayzerlerdi. Yerin altından aralıklarla kaynar su veya buhar püskürten kayalara Izlanda dilinde fışkırmak anlamına gelen ‘’Gayser’’ denilmekte. Eğer fışkıran bir gayser görmek istiyorsanız Strokkur Gayzer’inin etrafında 5-10 dakika beklemeniz yeterli. Biz günbatımı hakkımızı burada sülfür kokan ve 100 C ısı veren bu doğa harikasına ayırmıştık.

Gullfoss Şelalesi
Izlanda’nın en popüler noktalarından biri olan Gullfoss Şelalesi yani Altın Şelale büyüklüğü ilk görüşte kocaman bir çığlık atmanıza sebep olabilir.
Yaklaştıkça ıslanma ve rüzgardan tokat yeme ihtimalinizin yüksek olduğu şelaleyi hangi açıdan çekerseniz çekin güzel çıkacaktır hele ki üzerinde oluşan kocaman gökkuşağına denk gelirseniz değmeyin keyfinize. Şelaleyi farklı açılardan görebileceğiniz seyir teraslarına soğuk veya ıslanırım diye gitmemeyi düşünmeyin sonradan pişman olabilirsiniz.

İzlanda25

Kerid Krater Gölü

Kerid Krater Gölü
Golden Circle’da bulunan 3000 yıllık Kerid volkanik krater gölü masmavi rengi ile oldukça ilginç bir manzara oluşturmakta. Gölde daha önceden salın üzerinde konser verilmiş böyle bir ortamda müzik dinlemek müthiş bir deneyim olsa gerek. Etrafını dolaştıktan sonra aşağı inip bankta oturup her gün denk gelmediğiniz bu manzaranın tadını çıkarmayı unutmayın.

 

İzlanda-18Güney İzlanda

Asıl maceraya hazırsanız izninizle Izlanda’nın en dramatik manzaralarına sahip, dünyaca ünlü Hollywood filmlerine ev sahipliği yapmış ülkenin en ruhani noktalarına doğru ilerliyoruz. Bu kadar uzaklara gelmişken aşağıda listelenmiş tüm yerleri atlamadan görmenizi tavsiye ederiz aksi takdirde daha sonra çok üzülebilirsiniz. Tüm bunları görebilmeniz için en az 2 güne ihtiyacınız olduğunu belirtmekte fayda görüyorum.

 

İzlanda-36

Seljelandfoss Şelalesi

Seljelandfoss Şelalesi

Izlanda’nın sembollerinden biri olan Seljelandfoss Şelalesi’ni gözden kaçırmanız imkansız çünkü yolda giderken solda gürül gürül akan kadifemsi şelale tüm çekiciliği ile size göz kırpacak. Bu şelaleyi diğerlerinden ayıran en büyük özelliği arkasından dolaşabilmeniz. Çok farklı açılardan çekilebilen şelale gündoğumu veya günbatımı hakkınızı fazlasıyla hak ediyor. Sırılsıklam olma ihtimalimiz yüksek olduğundan su geçirmeyen kıyafet giyerek arkasından geçmenizi öneririm.

Skogafoss Şelalesi
Ben hangi şelale favorimdi diye düşünüp isimleri birbirine karıştırsamda 60m yükseklikten tonlarca suyun dibimde akmasını karıştırmamın imkanı olmadığını fark ettim. Skogafoss’u tanımla deseler masal diyarı ile rüya arasında bir yeri betimlerdim sanırım. 2010 senesinde patlayan Eyjafjallajökul’a çok yakın olan şelalenin kaynağı iki farklı buzuldan gelmektedir.

 

İzlanda-34Solheimasandur Uçak Enkazı
Dur durak bilmeyen maceralı yolculuğumuzun en şok etkisi yaratacak, hayatınızla ilgili en az iki karar almadan dönmeyeceğiniz elfler diyarına gelelim.
Solheimasandur bizim hızımızı alamayıp iki kez gittiğimiz ve fotoğraf çekmeye doyamadığımız bir yer. Nedenine gelirsek göz alabildiğine simsiyah bir kumsalın ortasına 1974 senesinde buzlanma yüzünden acil iniş yapmak zorunda kalan bir Amerikan askeri kargo uçağının enkazının bulunması. Merak etmeyin ölen kimse olmamış. Burayı bulmak zor gibi dursa da Skogafoss Şelalesi’nden Vik Kasabası’na doğru yol alırken size doğru yanan kocaman sarı ışıkları bulun. Daha sonra solda Sólheimajökull Glacier tabelasını gördükten sonra 2 km daha gidin ve  sağınızda belli belirsiz bulunan geçidi bulun. Bu arada kapı kapalı olsa bile açıp içeri girebiliyorsunuz. Buraya girdikten sonra bıkmadan sıkılmadan sahile doğru ilerleyin uçağı göreceksiniz.

İzlanda-44

Dyrhólaey

Dyrhólaey & Reynisfjara Sahilleri
Simsiyah kumsalların beyaz köpüklü dev dalgalarla buluştuğu bölgeye gelmiş bulunmaktasınız. Şiirleri kıskandıracak güzellik bir atmosfere sahip olan bu iki sahil birbiriyle bağlantılı. İlk durak olan Dyrhólaey’deki kumsala dev dalgalardan dolayı ayak basmanız zor olsa da kuşbakışı manzarayı içinize çekebileceğiniz bir kaç nokta bulunuyor. Burayı bol bol fotoğrafladıysanız geldiğiniz yoldan geri dönüp ana yola çıkarak Reynisfjara kumsalına devam edebilirsiniz. Kumsalın dibinde otopark ve güzel yemekler sunan bedava wi-fi hizmeti bulunan The Black Beach Restaurant olduğundan buraya uzun bir zaman ayırabilirsiniz. Bu arada burada yoğun dalgalardan dolayı çok fazla turist hayatını kaybetmiş dalgaların şakası yok dikkatli olmakta fayda var.

Vik Kasabası
Bizim iki gece konakladığımız ıssız ve sessiz Vik kasabası İzlanda’nın en güney noktasında bulunan tek kasabadır.
Şimdiye kadar tarihte en çok lav püskürten Katla Dağı’nın dibinde bulunan kasabada yapılacak hiçbir şey yok diyebiliriz. Sağolsun arabadaki navigasyonun gece yarısı anlatmaya başladığı bir hikayeye göre elfler en çok burada görülüyormuş. Neyse ki hiç bir insan görmeden check in yaptığımız otelimizde konaklarken hiç ama hiç korkmadım.

İzlanda-1

Svartifoss Şelalesi

Svartifoss Şelalesi
Şelale sarhoşu olmuş, artık görülecek daha güzel şelale kalmamıştır herhalde diye düşünerek geldiğimiz bir şelaleydi Svartifoss
. Telefonumun şarjı bittiğinden ve hangi şelaleyi görmeye geldiğimizi kestiremediğimden önce 1,5 km tırmanmasak mı diye düşünürken kendimizi bir anda tırmanırken bulduk. Şimdi iyi ki de tırmanmışız diyorum. Bu şelalenin en büyük özelliği suyun aktığı noktadaki elle çizilmiş gibi duran taşlar. Zor olur diye buraya gelmemezlik yapmayın derim.

İzlanda-45

Skaftafell Buz Mağarası

Skaftafell Ulusal Parkı
Buraya kadar gelip buzul yürüyüşü yapamayıp, buzdan mağaraları göremediğimiz için içimiz biraz burkulmuş olabilir.
Eğer zamanınız varsa basit, orta ve zor olarak ayrılmış olan buzul yürüyüşlerini veya buz mağarası ekspedisyonlarını kaçırmayın derim. Yürüyüşler ekim sonu ve kasım başı itibari ile yapılmaya başlıyor.

İzlanda-2

Svinafellsjökull Buzulu

Svinafellsjökull Buzulu
Interstellar filminin afişi için kullanılan bu dev buzulu bir Interstellar hayranı olarak görmek durumundaydık.
Buraya ulaşmak oldukça pratik olduğundan yarım saatinizi ayırmanız yeterli olacaktır. Elinizde kahvenizle tepeden kuşbakışı çatırdayan dev buzulları izlemek sıradan günde yapabileceğiniz birşey değil lütfen tadını çıkarın. 

İzlanda-7

Jökülsarlon Buzul Gölü

Jökülsarlon Buzul Gölü
Şu anda muhtemelen kafanızda burayı görmek için bu kadar uzağa gitmeye değip değmeyeceğini tartıyorsunuz.
Fazlasıyla değdiğini belirtmemizde fayda var. Gündoğumu hakkımızı kullandığımız Jökülsarlon bir buzul gölü. Vatnajökul Buzulu’nun bir ayağı olan buzul her geçen gün eriyerek okyanusa karışıyor. Binlerce yıllık kış uykusundan uyanmış, elmas parçaları gibi duran buzulları izlerken, kulağınıza gelen tıkırtılar ruhunuza adeta şiir gibi işlenecek. Burayı gördükten sonra siyah kumsala vuran devasa buz parçalarını görmeden kesinlikle ayrılmayın. Gölün okyanus ile birleştiği noktayı takip ederseniz siyah kumsala vurmuş buzulları görebilirsiniz. Dev buzulların arasında amfibi bir tekne ile tur yapmalı mısınız? Kesinlikle yapmalısınız!

 

Geysir-Lettİzlanda’da alışverişin çok çeşitli olmadığını ve satın alabileceğiniz ürünlerin aynılarının ülkemizdeki fiyatlarından çok daha pahalı olduğunu söyleyebiliriz. En çok karşınıza çıkacak ürünler elde örme yün kazaklar diyebiliriz. Ülkede renk renk örülmüş kazakları sokakta yürüyen en az 5 kişiden 1’inde görmeniz mümkün. Ben yün giyemiyorum ama giyebilseydim bile bir kazağa 300 Euro vermezdim diye düşünüyorum. İzlanda’ya ait 66 North diye oldukça güzel ürünleri bulunan bir outdoor markaları var ama fiyatlar bildiğiniz en iyi outdoor markasından neredeyse daha pahalı. Geysir isminde dramatik reklamlara sahip yerel bir markaları var çok keyifli tasarımları var belki göz atmak isteyebilirsiniz. Blue Lagoon’a ait olan kremler ve kozmetiklerin İzlanda seyahatim boyunca deneme fırsatım olduğundan inanılmaz memnun kaldım ve havalimanından temin ettim. Ürünlerin içinde bu bölgeden elde edilen termal deniz suyu, yosun ve silika içerdiğinden kullandığınızda cildinizin pırıl pırıl parladığını göreceksiniz. Siyah tuz hiç görmüş müydünüz bilemiyorum ama burada yemeklere koymanız için oldukça orjinal olan siyah tuz satılıyor.

İzlanda

Kısa Kısa

  • Hız sınırı 90km fakat bu hız sınırıyla gitseydik çok az yer görürdük. Cezayı polis kesiyor ve genelde yaz aylarında daha çok insanların peşine düştüğünden biz hiç polis görmedik. İzlanda’da araba kiralamadan gezmeniz için özel tur şirketleri ile anlaşmanız gerekiyor, aksi taktirde toplu ulaşım yok gibi.
  • Burnunuza çürük yumurta gibi gelen koku lağım değil sülfürün ta kendisidir. Termal havuzlardan, çeşme suyuna kadar her yer sülfür koktuğundan bundan kaçmanın pek bir yolu yok. Çeşme suyu dünyadaki en temiz içme suyu olarak anılsa da bir kaç kez burnumu tıkayarak içmeye çalışmama rağmen çareyi pet şişede bulduk.
  • İzlanda’da hiç ağaç göremezseniz şaşırmayın çünkü Vikingler zamanında hem tekne yapımı hem de ısınma ihtiyacı için hepsinin kesildiği söyleniyor.
  • Güney İzlanda’yı gezerken genelde Route 1’i takip ettik.
  • Aslında İzlandalılarda bizdeki gibi soyad kavramı yok. Kızlar babalarının isminin sonuna -dottir eki alırken erkeklerde babalarının isimlerinin sonuna -son eki alıyor.
  • İzlanda’ya has bir kuş olan Puffin’i güney sahillerinde görmeniz olası etrafa iyice bakmayı unutmayın.
  • Vik’te Dyrholaey ve Reynisfjara kumsallarını gezerken dalgaları hafife almayın. Her sene gelgitlere ve dalgalara kapılan birkaç turist maalesef Atlantik’in soğuk sularında kayboluyormuş.
  • İzlanda özellikle son döviz artışlarından sonra inanılmaz pahalı geldi hatta birçok sefer ”yok daha neler” dedirtecek kadar en pahalı şehirler listemizin birinci sırasına geçti.
  • Hava buz gibi olsa da dondurma her zaman popüler olduğu için dışarılara kadar taşan dondurma kuyrukları sizi şaşırtmasın.
  • Halkın yarısı elflere ciddi olarak inanıyor. İlk başta buna bende çok gülmüş olsam da in cin’in top oynadığı yerlerde konaklayınca neden olduğunu tahmin etmek çokta zor değil.
  • Ada’da jeotermal enerjiden neredeyse %100 oranında yararlanıldığından tüm enerji kaynağı yenilenebilir enerjiden elde ediliyor ve bununla haklı olarak oldukça gurur duyuyorlar.
  • Ülke’ye ait herhangi bir ordu bulumuyor, arkalarını Norveç kolluyor.
  • İzlanda insanoğlunun en son ayak bastığı topraklardan biridir ve buraya ayak basanlar haliyle Vikinglerdir.
  • Buraya gelmeden önce History Channel’in ”The Vikings” dizisini izlerseniz taşlar yerine daha güzel oturacaktır.
  • Açık market gördüğünüz takdirde kendinize mutlaka yolluk yapın çünkü yemek yiyecek bir yer bulmanız şansa kalmış. Bir de başka benzinlik vardır diye düşünüp benzini bitmesine yakın almayın benzinlik her zaman bulunmuyor.
  • İzlandaca, Vikingce’ye oldukça yakın diyebileceğimiz kadar eski bir dildir. Söylediklerine göre binlerce yıllık sagaları yani hikayeleri okuduklarında halen anlayabiliyorlarmış.
  • Sagalar ve uzun karanlık günler sayesinde dünyada en çok kitap yazılan ve en çok kitap okunan ülke İzlandadır.
Namibya

Namibya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan

Malta

Malta

Malta

IMG_90u95Malta

Malta’yı daha önce duymuş ve fotoğraflarına bakmış olmama rağmen bir türlü gitmek için harekete geçememiştim ta ki bu seneye kadar. Akdeniz’in ortasında kalmış İtalya’dan kopmuş minicik bir ada ülkesinde ne olabilirdi ki?  Ne kadar çok şey kaçırmışız aslında diye düşünmeden edemiyorum. Neyse ki en güzel ve turistin az olduğu bir zamanda tadını keyifle çıkardık. Ada yüzölçümü olarak küçük olsa da gidecek ve keşfedecek inanılmaz yönleri var. Beni fazlasıyla doyuracak kadar tarih, manzara, yemek ve kültür buldum hatta biraz daha iddialı bir şey söylemem gerekirse gördüğüm birçok Avrupa ülkesinden daha çok heyecanlandırdı diyebilirim. Bir ada düşünün 400 bin kişilik nüfusun çoğunluğu Katolik Hristiyan fakat dil Arapçaya çok yakın ve yapılar inanılmaz derecede Arap kültürünü yansıtıyor. İnsanların görünüşlerine gelince onlarda oldukça karışık ve çeşit çeşit. Aslında bunun sebebi oldukça basit. Ada konumu itibariyle oldukça değerli bir noktada bulunuyor. Adaya hakim olan bir nevi tüm Akdeniz’e hakim oluyor. Dolayısıyla şimdiye kadar gelmiş geçmiş tüm milletler adaya saldırmış ve ele geçirmeye çalışmış. Sırasıyla Romalılar, Araplar, St.John Şövalyeleri, Fransızlar ve İngilizler hakimiyet kurmuşlardır. Osmanlı Donanmasının 1565 senesinde yaptığı kuşatma ise tarih boyunca yaşanan en kanlı ve şiddetli savaşlardan biri olarak anılıyor. Turgut Reis, Akdeniz sularını kontrol altına almak amaçlı Malta’ya sefer düzenler. Aylarca süren kuşatmanın sonunda yenilgiye uğrayan Osmanlı Donanması 25 binden fazla kayıp verir. Hayatını kaybeden askerler için Malta’da bir şehitlik bulunmaktadır.

Malta-19Karın yağmadığı Malta’da sene boyunca ılıman bir iklim hakimdir. Ülke de ne bir dağ ne de bir akarsu bulunmaktadır. Sene boyunca az yağış aldığından tatlı suyu pahalı bir yöntem olan denizden arıtarak elde etmektedirler. Ülkenin en büyük geliri turizmden gelmektedir bir de çok fazla İngilizce eğitim veren kurum olduğundan ikinci gelir okullardan elde edilmektedir. Malta’da neden İngilizce eğitim verilen bu kadar okul var diye merak edenlerdenseniz İngiliz sömürgesinden sonra tüm halk İngilizce konuştuğu gibi trafikte soldan akmaktadır. Resmi dillerinden biri İngilizce olan adada herkes gerçekten İngilizce biliyor ya da en kötü kendi dillerini konuşurken araya bir kaç İngilizce kelime mutlaka sıkıştırıyorlar. Maltaca dili ise kulağa Arapça gibi aksanlı bir şekilde geliyor. Dediklerine göre sayıların tamamı Arapçaymış ve çok fazla Arapça kelime içeriyormuş. ”Merhba” bizdeki Merhabayla aynı, hayır Arapçadaki ”le”, teşekkür ederim ise İtalyancadaki ”gratzi” kelimesinden geliyor. Dil adaya ayak basan medeniyetlerden etkilenerek ortaya karışık bir hal almış.

Avrupa Birliğine üye olan Malta, Güneyinde Libya ve Tunus, kuzeyinde ise Sicilya’nın bulunduğu 3 büyük adadan oluşur. En büyüğü Malta, bir küçüğü Gozo ve üzerinde sadece 3 ailenin yaşadığı Comino Adası’ndan oluşmaktadır. Adalar küçük gibi dursa da görülecek yerler oldukça dağınık olduğundan ve ulaşım biraz zor olduğundan nereleri görmek istediğinize önceden karar vermeniz doğru olacaktır. Ulaşımın neden sıkıntılı olduğuna gelirsek, taksi indi bindi ortalama 20 Euro tutuyor yani otelden çıkıp bir yeri görmeye gidip gelmeniz 40 Euro’nuzu alacaktır ki bu 1 haftanın sonunda oldukça büyük bir rakam etmektedir, kaldı ki her istediğinizde taksi bulamıyorsunuz. (ECABS denilen taksi firmasının numarasını ve uygulamasını indirmenizde fayda var.)  Otobüs kesinlikle en mantıklı seçenek çünkü her yere yarım saatte bir otobüs bulunuyor fakat bir yere gidip gelmek için bir kaç otobüs değiştirmek ve beklemek çok fazla zamanınızı aldığından zamanınız kısıtlıysa her yeri görmenizi zorlaştırır. Eğer soldan akan trafikte araba kullanabiliyorsanız hiç düşünmeden hemen araba kiralayın.

Malta-24Rengarenk tahta cumbalı taş evleriyle ünlü Malta’da kesinlikle zamanda kaybolacaksınız. Her sokak mı güzel olur diye düşünmeden edemeyeceksiniz. Arap esintili binaların arasında bolca bulunan kiliseler ise tezat oluştururken hayal gücünüz gördüklerinizden oldukça fazla etkilenecek. Bizim zamanımız kısıtlı olduğundan ağırlığı nefes kesen manzaralara ve berrak sulara verdik. Malta’da kalacağımız süreyi ikiye bölerek bir kısmında Gozo Adası’nda, bir kısmında ise en kalabalık ve canlı bölgelerinden biri olan St. Julian’s Bölgesine kalacak şekilde ayırdık. St. Julian’s Bölgesi’nde kalırken şehre yakın yerleri gezip Gozo’dayken ise plaj ağırlıklı gezdik. Eylül ayının son haftasında gitmiş olmamıza rağmen hava fenalık geçirtecek derecede sıcak ve nemliydi. Sonradan öğrendiğime göre sıcaklar kimi zaman Aralık ayına kadar böyle gidebiliyormuş.

Neler yapılır?

Malta küçük olmasına rağmen hem tarihi ile hem de berrak suları ile giden herkesin gönlünde taht kuracak derecede güzel bir ada ülkesidir. Görülecek yerler oldukça dağınık olduğundan bir günde sadece bir bölgeye gidebilmeniz mümkün. Aşağı yazdığım rotaların hepsini görmek zorunda değilsiniz ilgi alanınıza ve kalacağınız zamana göre rotaları belirlemenizi tavsiye ederim.

Malta-17Malta

  • Hagar Qim, Blue Grotto, Marsaxlokk birbirine yakın rotalar. Bir gün içinde hepsini görme şansınız oldukça yüksek. Hagar Qim Unesco Dünya Mirasları Listesinde bulunan M.Ö 3200 senesinde yapılmış olan eski bir tapınaktır. Blue Grotto denizin üzerinde bulunan ve zamanla aşınmış olan oldukça güzel bir kayalık alandır. Rüzgarın olmadığı zamanlarda teknelerle burada bulunan mağaraları gezebilirsiniz. Marsaxlokk ise küçücük ama oldukça şirin bir balıkçı kasabasıdır. Buraya geldiğinizde denize bakan bir balık restoranında deniz mahsullü bir öğün yemeden dönmeyin, denk gelirseniz pazar günleri balık pazarı bulunmaktadır. (3sisters tavsiye edilir.) St.Peter’s Havuzu’nun bu bölgeye yakın olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Fotoğraf açısından ve yüzme açısından ön plana çıkan bu yer ilgi alanınıza göre ziyaret edilebilir.
  • Mdina ve Rabat bence şehrin en güzel ve etkileyici noktaları. Buraya en az yarım gün ayırmanızı tavsiye ederim. Eğer zamanınız kalırsa Ta Qali’deki el sanatları köyüne uğrayın.
  • Malta Adası’nın en güzel plajları adanın kuzeybatısında bulunmaktadır. Tüm plajları bir günde görmeniz oldukça zordur. Golden Bay ve Ghanj Tuffieha plajları birbirine yürüme mesafesindedir. Dolayısıyla tavsiyem ilk olarak bu ikisini görmenizdir. Eğer zamanınız varsa buraya yakın olan Unesco Koruması altındaki Ta’ Hagrat Tapınakları ve deniz kenarındaki Ghar Lapsi ziyaret edilebilir.
  • Temel Reis filminin çekildiği bölgeyi eğlence parkına çevirmesiyle ortaya çıkan Temel Reis’in köyünü yani Popeye Village’ı isteyen ziyaret edebilir.
  • Mellieha’daki plaj ile Paradise Bay birbirine yakın sayıldığından bu iki kumsalı bir arada ziyaret etmeniz mümkündür.
  • Gece hayatı için Pacheville ve etrafı oldukça kalabalık ve canlı oluyor. Bizim kaldığımız otel bu bölgede olduğu için Ela’yı alıp kalabalığın arasında yürüyüp daha sonra da güzel bir yemek yemiştik.
  • Bu arada dalış meraklıları için Gozo ve Comino adası tam bir cennet. Burada denizaltı yaşam oldukça güzel olsa da en keyiflisi batıklara dalmak olsa gerek. divedeepblue.com bu konuda oldukça yol gösterici diye düşünüyorum.

Malta-8Gozo Adası

Gelelim benim en favori yerime. Gozo Adası bence Malta’da kalabileceğiniz en güzel yer çünkü hem şehre göre daha sakin hemde görülecek çok güzel yerlere sahip ve Comino Adası’na geçmek oldukça kolay. Dwejra Koyu’nda bulunan Azure Window’u görmeden Malta’dan ayrılmamanızı tavsiye ederim. Denizin üzerinde açılmış bir pencere gibi duran dev kayalık Game Of Thrones dizisine bile ev sahipliği yapacak derecede nefes kesicidir. Günü mutlaka batırın ve eğer dalgalar yoksa doğal havuzlarda mutlaka serinleyin. Merkez olan Victoria’da mutlaka güzel bir yemek yiyin veya kahve için. Fungus Rock ve Inland Sea Dalış Noktası burada bulunmaktadır. Xlendi (Şlendi), Kantra Bay, Ramla Bay, Mgar İx-xini görülecek diğer yerlerdendir.

 

Malta-5Comino Adası

Adaların en küçüğü olan Comino Adası, üzerinde birkaç ailenin yaşadığı ve birkaç otelin bulunduğu oldukça bakir bir adadır. Maldivlerdeki gibi kuma sahip Blue Lagoon yani Mavi Lagün’e sahip adaya gitmek için ya Cirkewwa’dan kalkan ya da Mgar Limanından kalkan teknelere binmeniz gerekir. Yaklaşık 20 dakika süren bu yolculuk gidiş dönüş 10 Euro kadardır. Adada doğru düzgün restoran veya yerleşim olmadığından havlunuza kadar birçok şeyi yanınızda getirmelisiniz. Hot dog ve hamburger türevinden fast-food yiyecek satılıyor olsa da yanınızda nakit bulundurmanızsanız aç kalabilirsiniz. Blue Lagoon’un sol tarafına doğru yürürseniz Crystal Lagoon denilen yeri görürsünüz. Fotoğraflara aldanıp büyük bir kumsal beklemeyin. Bu bölgede genelde her yer kayalık olduğundan kumsalı oldukça miniktir.

Oteller

St Julian’s Bölgesinde kaldığımız otel Marina Corinthia Hotel konum olarak çok güzeldi fakat yüksek fiyatına göre daha iyi bir servisi olabilirdi. Turizm ülkenin bir numaralı gelir kapısıyken güzel otellerin olmaması insanı şaşırtmıyor değil. Fakat Gozo’da 2 gece kaldığımız Kempinski San Lawrenz herşeyiyle oldukça güzeldi hatta mükemmeldi kesinlikle tavsiye ederim. Eğer merkezi bir yerde kalayım denize yakın olsun oradan adayı gezerim derseniz St.Julian’s ve Sliema bölgeleri bunun için biçilmiş kaftan. Ama otel benim için önemli güzel bir isim ver derseniz sessiz şehir Mdina’daki Xara Palace Otel’de kalmanızı şiddetle öneririm. Denize yakın olmasa da Orta Çağ surlarının içinde yer alan 17. yy’da yapılmış inanılmaz güzel bir binada yer alıyor.

Malta’da genelde İtalyan mutfağı yendiği için çok güzel pizzalar ve ravyoliler yemeniz olası. Adada en çok tüketilen etin tavşan eti olduğunu duyduğumda oldukça şaşırmıştım balığın bile önüne geçmiş durumda. Her restoranda ve her menüde mutlaka tavşanın olduğu bir yemek görmeniz oldukça normal. Pastizzi deniz kabuğuna benzeyen içi bezelyeli oldukça lezzetli bir börek türü. Salyangoz yemekleri yine çok sık gözünüze çarpacaktır. İtalyanların bruschettasını andıran bir başka ünlü yiyecekleri olan Hobz biz zejt kızarmış ekmeğe salça sürülerek yada domates sürülerek üzerine tercihe göre zeytinyağı, capari, zeytin, balık konularak yenen bir tür atıştırmalıktır. Medina’nın içindeki The Mdina, St.Julian’s daki Barracuda, Marsaxlokk’taki 3 Sisters restoranlarını tavsiye ederim.

Malta’dan yiyecek anlamında alınacak çok fazla şey var diyebilirim. Su sıkıntısı olmasına rağmen tarımın geliştiği Malta’dan capari ve kurutulmuş domates almadan dönmeyin. Keçi peyniri, bal, zeytin, zeytinyağı, reçeller, elde işleme danteller, camdan yapılmış objeler alınabilecek diğer yerel ürünlerdendir. Adada çok fazla kendinden çıkmış dev kaktüsler bulunmakta ve bu kaktüslerin meyvelerinden ünlü bir likör yapılmakta. Bu bahsettiklerimin birçoğu havalimanında bulunsa da küçük mağazalarda yarı fiyatına bulmanız olası. Ben Akdeniz salatasını çok sevdiğim için bol capari ve kurutulmuş domates aldım tavsiye ederim.

Malta

Kısa Kısa

  • Game of Thrones, Troy ve Gladiator gibi filmlerin sahneleri Malta’da çekilmiştir.
  • Malta sularının etrafında en az 10 adet batık gemi olduğu tahmin ediliyor.
  • Valetta Avrupa’nın ilk planlanan şehirlerinden biridir.
  • Küçük bir ada olması sizi yanıltmasın Wagamama’dan tutun Hard Rock Cafe’ye kadar her türlü yabancı isme rastlamak mümkün. Tabi ki en büyük sebebi AB’ye üye olması.
  • En iyi fotoğraf çekebileceğiniz yerleri Mdina, Blue Lagoon, Azure Window ve yanı başındaki Fungus Rock, Marsaxlokk, Blue Grotto, olarak sıralayabiliriz.
  • Okurken yardımcı olması açısından Marsaxlokk – Marsaşlok, Xlendi – Şlendi, Mdina – İmdina 
  • Ada genelde taşlık olduğundan yukarılara tırmanmak için yanınızda konforlu bir outdoor ayakkabı bulundurmanızı tavsiye ederim. Mesela Azure Window’u ve Fungus Taşı’nı gezerken bir spor ayakkabım olsaydı tepelere kolaylıkla çıkıp inanılmaz açılar yakalayabilirdim.
Namibya

Namibya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan

Provence

Provence

Provence

Provence_48Provence

Etrafında güllerin açtığı ferforje masa takımında elinizde taze demlenmiş çay ve fırından yeni çıkmış kruvasanlar eşliğinde güzel bir Fransız kahvaltısına uyandığınızı düşünün. Mutlu mutlu uçan kelebeklerin arasında kocaman açmış mor lavantalar meltemin etkisiyle nazlı nazlı salınıyor. Tepelere konuşlanmış küçük ama tarihi dokusuyla nefes kesen köyler insanın ruhunu okşuyor. Hele bir çılgınlık yapıp lavanta zamanında geldiyseniz ve tamamı açmış uçsuz bucaksız bir lavanta tarlası bulmuşsanız piyango vurmuşçasına seviniyorsunuz. Van Gogh ve Cezanne gibi dünyaca ünlü Empresyonist ressamlar buranın büyülü doğasından ilham alıp ölümsüz eserler vermişken bizim etkilenmeme şansımız oldukça düşüktü. Hala gözlerimi kapattığımda rüzgarın burnuma çaldığı taze lavanta kokusu ve o müthiş günbatımını görüyorum.

Son zamanlarda seyahat ederken nokta atışı yaparak doğru zamanda doğru noktada olmak bizim için oldukça önem taşımaya başladı. Bir ülke her zaman ziyaret edilir fakat en güzel zamanında gitmişseniz keyfiniz katlanır. Elbette lavantalar olmasa da keyifli olurdu ama eşsiz lavanta tarlaları güney Fransa anılarımızı perçinleyerek ölümsüzleştirdi. Planı çok dikkatli yapmalıydık çünkü lavantaların erken açması veya açıp toplanması gibi riskler söz konusuydu. Gördüğümüz kadarıyla en garanti zaman lavanta festivalinin gerçekleştiği temmuzun ilk haftaları. Belirli noktalarda bulunan turizm ofislerine gittiğiniz zaman hangi bölgede hangi tarlaların açtığı bilgisi sizinle paylaşılıyor. Bu gezimizde Ela ile Marsilya’ya uçup oradan araba kiralayarak Provence bölgesini keyifle gezip, Provence tarzı butik otellerde kalarak gezimizi en son Nice’de noktaladık.

Provence_26Biz Provence maceramıza Marsilya’dan başladık. Marsilya’da zaman kaybetmeden kuzeye Fransa’nın en çok ziyaret edilen köylerinden Les-Baux-de-Provence’a doğru yol aldık. Les-Baux, Fransa’nın en güzel köylerinden biri olarak görülüyor ve her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor. Bu güzel köyde kalenin en üst noktasına çıkarak panoramik bir fotoğraf çekebilir yada labirenti andıran ufak sokaklarını keşfedip lavanta kokulu sabunlar satan butik mağazalar uğrayabilirsiniz. Les Baux’tan sonra konaklamamızı Saint-Remy-de-Provence kasabasındaki Mas Valentine otelinde yaptık. Muhteşem gül bahçesi ve Fransız tarzı mimarisi ile Mas Valentine gerçek bir Provence oteli. Saint Remy’de çok fazla görülecek bir şey olmasa da konum olarak birçok noktaya yakınlığından dolayı konaklama için tercih edilebilir. Ünlü Hollandalı ressam Van Gogh, hayatının bir bölümünü Provence bölgesinde geçirmiş ve ünlü eserlerinde ‘’Starry Night’’ Saint Remy gecelerini tasvir ettiği bir tablosu bulunmaktadır. Van Gogh için Provence’e yerleştikten sonra güneşi buldu derler. Tablolarındaki yoğun gün ışığı ve ve parlak renkler Arles kentinde yaşadığı Güney Fransa yıllarında daha da artıyor. Saint Remy’nin kuzeyinde Provence’in en büyük ve ünlü şehirlerinden Avignon bulunuyor. Rhône Nehrinin kenarına kurulan bu şehir papalık sarayı ile de biliniyor. Unesco dünya mirası listesindeki papalık sarayını ve yarım bırakılmış Avignon köprüsünü görmeyi unutmayın. Avignon’dan sonra Luberon milli parkının içinde bulunan Gordes kasabasına doğru yola koyulduk. Gordes, Provence’in en ünlü manastırlarından Abbaya Notre Dame de Senanque’ye ev sahipliği yapıyor. Önünde muhteşem bir lavanta tarlası bulunan manastır 12. Yüzyıldan kalma. Manastırın bahçesinde, özellikle Temmuz sonu ve Ağustos başı lavantaların açması ile muhteşem bir manzara yakalayabilirsiniz. Gordes, Luberon milli parkı içinde bulanan onlarca minik köyden biri. Buradaki Mes De La Baume otelini tavsiye edebiliriz. Yerel kahvaltısı ve harika bahçesi ile gerçek bir Provence deneyimi yaşatıyor. Bu ve birçok otelde gece saat 8’den sonra resepsiyonda kimse olmayabiliyor, dolayısı ile otele geç check-in yapacak iseniz mutlaka önceden bildirin. Luberon bölgesinde birçok otel mevcut. Gordes’ten Sault’a araba ile tek tek köyleri gezebilir, ara ara gördüğünüz lavanta tarlalarında yada şarap bağlarında durabilirsiniz. Yolda karşınıza devamlı orta yaşta bisikletçiler çıkacak. Bir köyden diğerine pedal çeviren bu sporcuları gördükçe özeneceğinize eminim çünkü yaşlarına aldırmadan, o rampaları nasıl tırmandıklarına inanamayacaksınız. Fransa’da herkes ya bisiklet, ya yamaç paraşütü, yada rafting gibi outdoor sporları ile uğraşıyor, bizde yol boyunca bunlardan birçoğu ile karşılaştık. Luberon bölgesinde bir uğramanız gereken yer de Roussilion köyü. Roussilion’u diğer Fransız köylerinden ayıran ise köyün çevresinde Ochre adı verilen ve terekota kırmızısına yakın çok hoş bir tonu olan toprak diyebiliriz. Bu toprak rengi köydeki tüm evlerin sıvalarına ve dış görünüşlerine rengini vermiş. Fransız köylerinde rastladığınız taş dış cepheler burada kendini bu harika bir renge bırakıyor. Fotoğrafçılar için özellikle akşam gün batımında çok hoş bir ambiyan sunuyor. Roussilion’da ayrıca birçok iyi restoran ve hediyeli eşya dükanı da mevcut.

Provence_35Provence’de şüphesiz en iyi ve en uçsuz bucaksız lavanta tarlalarını Valensole’de görebilirsiniz. Monasque kasabası ve Verdon Kanyonu arasında kalan Valensole kasabasının çevresi muhteşem lavanta tarlaları ile dolu. Size tavsiyemiz buraya yarım gün ve mutlaka gün batımını ayırıp arabayla bir keşfe çıkmanız. Toprak yollara ve tarlaların arkasındaki patikavari dar yollara girmeye kesinlikle çekinmeyin çünkü en iyi açıları kimsenin ayak basmadığı bu bölgelerde yakalayacaksınız. Valensole’de lavantalar Temmuz başı ve ortasında full-bloom yani tam olarak açıyor ve genelde Temmuz sonu ve Ağustos başı gibi toplanıyor. Sault bölgesinde ise tam tersi Temmuz’da lavantalar çok ihtişamlı olmuyor ancak Ağustos başında çiçek veriyor. Tarlaların bulunduğu bölge ve rakım lavantaların ne zaman açıp ne zaman toplanacağını şekillendiriyor. Dolayısı ile Temmuz ve Ağustos’ta yapacağınız bir seyahatte bir bölgede olmazsa bir diğer bölgede mutlaka lavanta tarlalarına rastlayabilirsiniz. Size tek tavsiyemiz gitmeden önce hava durumunu kontrol edip rezervasyonlarınızı esnek yapmanız çünkü bu aylarda çok fazla yağmur olabiliyor. Valensole’den sonraki durağımız ise Gorges Du Verdon yani Verdon kanyonu oldu. Verdon Ulusal Parkı içinde yer alan kanyon Fransızların rafting ve kano yaptığı gerçek bir doğa harikası. Özellikle bahar aylarında daha da coşkulu olan nehirler lavanta mevsimi olan Temmuz ve Ağustos’ta maalesef büyük oranda çekiliyor. Dolayısı ile sırf Verdon vadisini görebilmek ve turkuaz yeşili sularında zaman geçirebilmek için bir başka seyahate değer. Biz Provence turumuzu ağırlıklı olarak küçük köyler ve taşra içinde yapmayı ve lavanta tarlaları arasında kaybolmayı tercih ettik. Fakat dileyenler Aix-En-Provence, Arles, Avignon ve hatta Marsilya’da da vakit geçirebilir ve bu şehirlerde gezilecek ve görülecek birçok tarihi yapı ve müzeyi ziyaret edebilirler. Ayrıca lavanta mevsiminde yine Provence’e çok yakın olan Cannes, St.Tropez, Nice ve Monte Carlo gibi dünyaca ünlü tatil şehirlerini gezebilir, güneşin ve denizinde tadını çıkarabilirsiniz. Bon Voyage!

Provence_3Fransız Mutfağı en favori mutfak olmasa da yenebilecek güzel şeyler bulmak mümkün. Başta en sevdiklerimiz tereyağlı çeşit çeşit kurabiyeleri, kruvasanları, ekmekleri ve tatlıları diyebiliriz. Bunların haricinde Daube Provençale denenebilir. Bu bölgeye özgü olan ve her menüde karşınıza çıkacak bir başka isim ise Bouillabaisse. Şarap severler için şarabın anavatanına geldiğinizden istemediğiniz kadar çeşit şarap bulmanız mümkün.

Marsilya’ya özgü olan bu balık çorbasının içeriği Akdeniz’den gelmekte ve safran baskın olmak üzere içerisinde balıktan midyeye birçok deniz ürünü bulunmaktadır. Eski zamanlarda fakir çorbası olarak bilinirken şimdi oldukça ünlenmiş bir çorbadır. Yine Provence Bölgesine has olan Calisson tatlılarından bulursanız denemeden geçmeyin derim.

Provence_1Güney Fransa’da alınacak en güzel şey lavantadan binbir çeşit hediyeliklerden satın almaktır. Ben lavantalara ve esans yağlarına olan yoğun ilgimden dolayı burada biraz kendimden geçmiş olabilirim ama iyi ki geçmişim kendimden. Sadece bu bölgede bulacağınız lavanta esansı var ki görüntüde sıvı gibi duruyor fakat gerçekte lavantaların damıtılmasıyla elde edilmiş bir yağ. Oldukça yoğun kokuyor ve birazcık kullandığınızda bile her yer lavanta kokuyor. Bu esanslar 500 ml veya 1 lt gibi satılmakta mutlaka alınız. Bunların haricinde içerisinde lavanta taneleri bulunan mor sabunlar inanılmaz güzeller. Provence tarzı tabaklar veya kahvaltılıklar, zeytinyağı alınacakların başında geliyor. Bal sevenler mutlaka arıların lavantalardan yaptığı baldan almalarını tavsiye ederim. Yerken bile lavantanın nefis kokusunu alabiliyorsunuz. Tavsiyem plastik kaplı olanlarından değil cam olanlarından almanız aksi takdirde bizim başımıza geldiği gibi eve geldiğinizde tüm bavulunuzu bala bulanmış bulabilirsiniz.

 

Namibya

Namibya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan

Avusturya

Avusturya

Avusturya

Avusturya_6Avusturya

Uzun zamandır Avusturya’ya gidip Hallstatt ve Salzburg’u görmek istiyorduk fakat bir türlü zaman bulamamıştık. Başkentleri ve büyük şehirleri sevsek de küçük ölçekli şehirler şu sıralar daha ilgimizi çekiyor. Yılbaşı tatilinin bu sene güzel bir zamana denk gelmesi ile yılbaşını Avusturya’da geçirmeye karar verdik. Şu an direk uçuş olmadığı için Münih’in dibinde olan Salzburg’a Münih’e uçup havalimanı üzerinden araba kiralayarak geçtik. Sınır olmadığı için sanki aynı ülkedeymişsiniz gibi rahatlıkla ülke değiştirebiliyorsunuz. Uçaktan iner inmez bizi lapa lapa yağan bir kar karşıladı. Yoğun kardan dolayı biraz trafik olsa da rahatlıkla Salzburg’a kadar geldik. Planımızda hem Hallstatt’ı hem de Salzburg’u görüp yakınlardaki Milli Park’ta bulunan birkaç şelaleyi ziyaret etmek vardı. İki şehir de oldukça küçük dolayısıyla Hallstatt’ı görmek için 1 gün yeterliyken, Salzburg 2 günde çok rahat keşfedilir.


Hallstatt

Gezimizin en güzel kısmını merak ediyorsanız cevabımız ”Hallstatt’ta usul usul yağan karların altında kasabayı minik kızımızla keşfederkendi” diyebiliriz. Kartpostallardan çıkmış şirin bir kasabanın etrafını saran lacivert gölü ile Hallstatt oldukça davetkardı. Buraya gelmek için -11 C’lerde yoğun yağan bir kar eşiliğinde yer yer tek şeride düşen bir orman yolundan geçmek durumunda kaldık. Tüm ağaçlar bembeyaz, kar o kadar yoğun yağıyordu ki gökyüzüne bakamadan yürüyüp, soğuktan titremeye başlıyordunuz. Sakın burada mahsur kalmayı düşünmeyin çünkü doğru düzgün otel bile yok hele biz gittiğimizde in cin top oynuyordu. Burada yapılacak en güzel şey kiliseyi arkanıza alacak şekilde 500 metre kadar yürüyüp daha sonra arkanızda kalan muhteşem manzaranın tadını çıkarmak diyebiliriz. Şirin evlerin arasından yürürken Marktplatz Meydanını görmeden geçmeyin. Zamanınız varsa tam sağ köşede bulunan Cafe Derbl Konditorei Restoran‘da süt danasından yapılan Schnitzel’i deneyin. Teleferikle tepeye çıkıp nefes kesici manzarayı içinize çekin ve zamanınız kaldıysa eskiden kalma bir tuz madenini (Salt Welten) gezin.

Salzburg

Hallstatt’a göre büyük kalsa da Salzburg da diğer Avrupa şehirlerine göre oldukça küçük bir şehir. Bu romantik şehri yürüyerek gezmek oldukça kolay ve eğlenceli. Eski şehir ile yeni şehri birbirine bağlayan köprüden geçtikten sonra tepede gözünüze çarpan Avrupa’nın en iyi korunmuş kalesi olan Hohensalzburg Kalesi ve etrafı saran sisli dağlar şehre aşık olmanızı hatta duygusal olarak bağlanmanıza yol açıyor. Bahsettiğim Makartsteg Köprüsü’nde 2014’ten 2015 senesine büyük bir kalabalık ve her yerde patlayan havai fişekler eşliğinde ailecek girdik. Gerçekten unutulmaz bir andı ve içimizden iyi ki gelmişiz demeden edemedik. Aşıklar köprüsü olarak geçen bu köprüye kilit takmadan dönmemek gerektiğinden bizde bir kilit takmayı ihmal etmedik. Bu şehrin en önemli özelliklerinden biri ise Mozart’ın bu şehirde doğup yine unutulmaz eserlerini bu şehirde üretmiş olması.(Mozartkugel top çikolatalarından yemeyi ihmal etmeyin.) Şehrin en büyük geçim kaynağı aslında Mozart diyebiliriz. Üzerinde Mozart yazan çikolatalardan, cafelere her yerde Mozart ismini görmeniz olası. Salzburg’da başlıca gezilmesi gereken yerler;

 

  • Mirabell Bahçeleri
  • Hohensalzburg Kalesi (teleferik ile çıkıyorsunuz)
  • Mozart’ın doğduğu ev (Mozarts Geburthaus)
  • Hellbrunn Sarayı
  • Salzburg Katedrali
  • Getreidegasse Sokağı (en ünlü sokağı)
  • Altstadt yani Eski Şehir (Unesco Korumasında)
  • Christmas Marketleri (Kasım-Aralık ayında gelirseniz)
  • Salzburg Festivali’nde klasik müzik dinleyin (Temmuz)

Avusturya’ya geldiyseniz güzel bir schnitzel yemeden dönmemek gerekir. Restaurant Herzl schintzel yemek için mükemmel bir nokta. Avusturya’lı Red Bull’un sahibinin işlettiği Afro Coffee ilginç tasarımı ve mis gibi kahveleriyle ve çaylarıyla uğranması gereken bir yer. Cafe Fürst, ünlü Hotel Sacher’in Restoran’ı ve Stein Otel’in şehrin muhteşem manzarasına bakan terasında bir şeyler içmeyi unutmayın

Hem Hallstatt hem Salzburg küçük şehirler oldukları için alışveriş oldukça zayıf. Avusturya’dan alabileceğiniz en güzel şey Mozartkugel çikolataları diyebilirim.

Austria

Kısa Kısa

  • Hangi otelde kalalım diye sorarsanız şahsi tavsiyem Hotel Sacher veya tarihi Hotel Goldener Hirsch olacaktır.
     
  • Buraya kadar gelmişken Salzburg’a arabayla 20 dakika mesafede bulunan Gollinger Şelalesini ziyaret etmeyi unutmayın. Burada bir kaç tane şelale olduğundan doğada güzel zaman geçirebilirsiniz. Yoğun kardan dolayı gidemediğimiz Red Canyon’a (google’a red canyon salzburg yazmanız yeterli) giderseniz fotoğrafını bize göndermeyi unutmayın!
Namibya

Namibya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan