Los Angeles

Los Angeles

Los Angeles

Los Angeles

İlk Amerika’ya taşınıp Los Angeles ve etrafını keşfetmeye başladığım zamanları anımsıyorum. Melekler Şehri bana hem çok büyük hem de biraz korkutucu gelmişti. Acaba bir gün tüm şehri kavrayıp navigasyon olmadan araba kullanabilir miyim diye içten içe endişe ediyordum. Bir yere turist olarak gitmek ayrıydı, hayatının önemli bölümünü geçireceğin yerleri çözüp özümsemek apayrıydı. Buraya taşınalı koskoca bir sene olacak ve şimdi görüyorum ki endişelerim oldukça yersizmiş çünkü cüzdanımda California ehliyeti yardım almadan istediğim yeri bulabiliyorum. Los Angeles dünyaca ünlü Hollywood yıldızlarının yaşadığı, geniş plajlarıyla ve tüm yıl boyu sıcacık güneşli bahar havasıyla gönüllerde derin izler bırakacak güzellikte bir şehir. Nefes kesici doğal bir güzelligi yok belki ama her sokakta boy gösteren uzun gövdeli palmiyeler Los Angeles’in ikonu haline gelmis.. Şehir oldukça büyük ve toplu taşıma çok yaygın değil. Eğer Amerika’da araba kullanmaya alışıksanız buraya geldiğinizde araba kiralayabilirsiniz ya da akıllı telefonlardan ulaşabileceğiniz, yaygın olarak kullanılan Uber ve Lyft gibi uygulamaları kullanabilirsiniz. Araba kiralamak kuralları bilenler için pratik olsa da İstanbul’u aratmayan yoğun trafiği ve 20 dolara kadar çıkabilen park ücretleri keyfinizi biraz kaçırabilir.

LA’in en sevdiğim yanlarından biri havanın hep bahar tadında olması. Ne Aralıkta tir tir titretir ne de Ağustos’ta çok terletir. Genellikle senenin büyük bölümü hava açık, kuru ve güneşlidir. Güneş hangi mevsimde çıkarsa çıksın hemen içinizi ısıtır, sizi yaz gelmiş gibi havaya sokar ta ki batana kadar. Geceleri yaz bile olsa üşütür. Deniz tatili yapmak isteyenler için sayısız plajı bulunsa bile okyanus suyu hem serin hem de dalgalıdır.

Los Angeles’ı hakkıyla gezmek için bence en az 3-4 gün ayırmak gerekiyor. Şehrin büyük ve trafiğin sıkışık olması zaman kaybına yol açarken Universal Stüdyoları veya Disneyland gibi bir parka gitmek koca bir gününüzü alacaktır. Şehri doya doya keşfedebilesiniz diye oldukça kapsamlı ve yararlı bulacağınızı düşündüğüm bir rehber hazırladım. Los Angeles’ı Downtown LA, Hollywood, Beverly Hills, Santa Monica, Venice, Melrose Avenue ve Malibu diye görülmeye değer noktaları ve popüler mekanları pratik bir şekilde anlattım. Kalacağınız gün sayısına ve ilgi alanınıza göre aralarından seçim yapabilirsiniz çünkü yazdıklarımın tamamını kısa bir sürede görmeniz mümkün olmayabilir. Los Angeles’da ister Hollywood yıldızlarının izini takip edin, ister hip ve trendy sokaklarında dolaşın, ister sörfçülerle günü batırın burada her türden zevke hitap eden ve beklentileri fazlasıyla karşılayan bir LA bulacaksınız.

Beverly Hills

Dünyanın en pahalı emlak pazarı olarak ünlenen ve Hollywood yıldızlarının evlerinin bulunduğu bölge olan Beverly Hills sıra sıra dizilmiş palmiyelerin arasından göze çarpan lüks vitrinleri ile Rodeo Drive’a ev sahipliği yapmaktadır. Birçok ünlünün evi burada olduğu için Star Maps denilen haritalara rastlayabilirsiniz. Eğer ilginiz varsa ünlülerin evlerini gösterdikleri bir tura da katılabilirsiniz. Ağırlıklı olarak lüks alışveriş yapabileceğiniz, dev palmiyelerle fotoğraf çektirebileceğiniz Beverly Hills bölgesinde mola vermek isterseniz rengarenk gülleri ile ünlü Ivy ve Uzak Doğu yemekleri servis eden Mr. Chow (akşam yemeği) Los Angeles’ın ünlü aşçısı Wolfgang Puck’ın sahip olduğu Spago ve yine Uzakdoğu yemekleri sunan dünyaca ünlü Nobu’yu (akşam yemeği) tercih edebilirsiniz. Yemek seçiminde zorlanıyorsanız pizzaları ile ünlü California Pizza Kitchen’ı ve yine California’ya özgü olan özgün tabldot yemekler bulabileceğiniz Lemonade’i tercih edebilirsiniz. Marilyn Monroe gibi ünlülerin kalmış olduğu ve şehrin en popüler oteli olan Beverly Hills Hotel’in içinde bulunan Fountain Coffee Room’da keyifli bir brunch yapabilirsiniz. Tipik güneşli bir Los Angeles gününde Beverly Hills’de gül şeklinde hazırlanan Amorino dondurması ise gezinizin en keyifli kısmını oluşturacak. Şehrin en şık ve pahalı otelleri olan, Julia Roberts’ın Pretty Woman filminin çekildiği Beverly Wilshire Four Seasons, Beverly Hills Hotel, L’Ermitage Viceroy’un bu bölgede olduğunu söylememe gerek yok sanırım. 1920’li yıllarda California’nın sokaklarını aydınlatmış sokak lambaları olan Urban Lights ve Rain Room ile ünlü olan LACMA Müzesi Beverly Hills’e yakınlığından dolayı ziyaret edilebilir. Dünyanın en eski fosillerinin ve Buzul çağından kalma eserlerin sunulduğu La Brea Tar Pitts Müzesi müze severlerin listesine eklenmeli.

Hollywood

Los Angeles dendiği zaman ilk akla gelen bölge olan Hollywood için dünyanın eğlence başkenti demek doğru olur. 50 yıldır her sene kaldırımlarına yıldızların eklendiği Walk of Fame, Madame Tussauds Hollywood, Chinese Theatre, Oscar ödüllerinin verildiği Dolby Theatre bölgenin en ünlü noktalarıdır ve tüm turistleri kendine çeker. Şehrin simgesi haline gelmiş olan ikonik Hollywood tabelası 1923 senesinde bir emlak şirketinin reklam vermesiyle Lee Dağı’nın tepesine yerleştirilmiş. İlk hali Hollywoodland olsa da zamanla Hollywood olarak kalmış. Tabelayı görmek için tepede bulunan Griffith Gözlemevi’ne çıkabilir Los Angeles’ı gün batımında ünlü pembe rengine bürünürken izleyebilirsiniz. Eğer yürüyüş yapmak isterseniz Griffith’e çıkarken göreceğiniz Runyon Canyon’e  gidebilirsiniz. Griffith bir Gözlemevi olduğundan içindeki Planetarium’ a da mutlaka uğrayın. LA Zoo ise çocuklu aileler için bir alternatif olabilir. Hollywood’un içinde bulunan Universal Stüdyoları Orlando’dakine kıyasla küçük olsa da bir gününüzü ayırmayı hak ediyor. California’nın en iyi burgerlerini yapan Hollywood’daki In-n Out Burger ve en leziz pizzaları ile California Pizza Kitchen yemek için güzel bir alternatif olabilir.

Santa Monica

Okyanusa doğru bakan Santa Monica sahip olduğu şehir enerjisi, huzur veren plaj atmosferi ve deniz kenarına dizilmiş şirin otelleri ile benim en favori duraklarımdan biridir. Buraya geldiğinizde ister Pier’de yani iskelede bulunan Pacific Park açık eğlence merkezinde zaman geçirebilir, ister sahilde bisiklet kiralayıp Venice Beach’e kadar gidebilir, ister alışveriş sonrası güzel bir yemek yiyebilirsiniz. Alışveriş, restoranlar ve dev bir sahili olduğundan genellikle turistlerin ilk geldikleri yerlerden biri olan Santa Monica’da otopark sorunu hemen hemen hiç yok. Alışveriş ve gezmek için ise sadece yayalara açık olan Third Street Promenade caddesi ve Santa Monica Place Avm her zaman kalabalık ve canlıdır. Amerikan mutfağı için Ivy by the Shore, Cheesecake Factory, Bubba Gump , Lemonade, uzakdoğu yemekleri için Benihana ve Cassia, Pizza için Milo and Olive tercih edilebilir. Meksika yemekleri isteyenler daha çok fast food bir tarzı olan uygun fiyatlı Chipotle’yi deneyebilir.

Venice Beach & Abbot Kinney

Venice, Los Angeles’da en sevdiğim bölgelerin başında geliyor. Santa Monica’nın plajıyla kesiştiği ve komşusu olduğu Venice 1905 senesinde yazlık otel kasabası olarak Abbot Kinney tarafından kurulmuş. Kanalları ile ünlü Venice zamanımızda Los Angeles’ın en popüler noktalarından biridir. Burada denize girebilir, ünlü Boardwalk’ta bisiklete binebilir veya Amerika’nın en tarz caddelerinden biri olan Abbot Kinney’e kısa bir yürüyüş yaparak ulaşabilirsiniz. Venice’in plaj tarafında sağlıklı ve vegan yiyecekler seviyorsanız Cafe Gratitude veya Amazebowls’dan birşeyler atıştırabilirsiniz. (Los Angeles’da vejeteryan, vegan ve sağlıklı yiyecekler servis eden mekanlar oldukça popüler ve büyük bir kitle tarafından tercih ediliyor.) Abbot Kinney Caddesi bir sürü tarz kıyafet ve ürünlerin satıldığı, harika restoranların bulunduğu, tüm duvarların rengarenk grafitilerle süslenmiş oldukça popüler noktalardan biri. Restoran olarak odun fırını pizzaları ile Gjelina, ismiyle çelişen fakat oldukça lezzetli vejeteryan yemeklerin sunulduğu Butcher’s Daughter’ı iç rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Sabah saatlerine denk gelirseniz Greenleaf’te güzel bir kahvaltı edebilirsiniz. Yemekten sonra ise deniz tuzu ile yapılan dondurmaları ile ünlü Salt&Straw’a mutlaka uğrayın. Eğer donut seviyorsanız Blue Star Doughnut mutlaka denenmeli. Bizim gibi her öğünü güzel bir kahveyle tamamlamayı sevenlerdenseniz kuyruk beklemenin muhtemel olduğu Intelligentsia veya Blue Bottle’da bir kahve molası verebilirsiniz. Kendi kokunuzu kendiniz yapabildiğiniz parfümcü The Labo, İtalyan gozluk markasi IIlesteva mağazalarına göz atabilirsiniz. Kıyafet alışverişi anlamında ise Iro, Rag&Bone ve Current Elliot Abbot Kinney’nin en popüler mağazalarıdır.

 

West Hollywood & Melrose

Los Angeles’ın bir diğer cool ve ünlü caddesi olan Melrose Bulvarı’nı keşfetmeden Melekler Şehrini keşfetmiş sayılmazsınız. 90’lı yılların ünlü dizisi Melrose Place’in çekildiği yer olan Melrose Caddesi şık ve sosyetiklerin kesiştiği Santa Monica Bulvarından başlıyor. En güzel yemeklerin, en gurme kahvelerin ve Los Angeles’ın gerçek tarz sahibi yerlileri ile karşılaşacağınız Melrose’da her pazar günü Fairfax Lisesi’nin bahçesinde gezmekten büyük keyif alacağınız bir bit pazarı (Fairfax Flee Market) kuruluyor. Oldukça uygun fiyatlara gözlük, giyim ve ev eşyası türünden ürünler bulabilirsiniz. Pembe duvar üzerine çizilmiş olan melek kanatları bu pazarın tam karşı caddesinde bulunmaktadır. Paul Smith’in ünlü pembe duvarı ve Cisco Home’un ‘’Made in LA’’ duvar yazısı da bu cadde üzerinde bulunmaktadır.

Yemek için popüler mekanlar olan Zinque ve Urth Caffe, ünlülerin sıkça tercih ettiği vejeteryan Meksika yemekleri ile ünlü Gracias Madre tercih edilebilir. Ünlü belgesel Chef’s Table’a çıkan pizzaları ve Italyan lezzetleri ile dillere destan Osteria Mozza’dan bahsetmeden olmaz. Kahve için Verve Coffee, çay için ise şirin pembe fayanslarıyla fotoğraflık Alfred Tea’de günün yorgunluğunu atabilirsiniz. Beverly Bulvarında bulunan Milk içleri rengarenk dondurmalı dev makaronları ile şehir efsanesi olmuş durumda. Reality yıldızları Kardashian kardeşlerin sahip olduğu DASH mağazası da Melrose’da bulunmaktadır. Akşam yemeği için tüm LA’lilerin ilgi gösterdiği deniz ürünlerinin servis edildiği Catch’e rezervasyon yaptırabilirsiniz. Paris’in ünlü antrikotçusu L’Entricote ‘un LA şubesinin Melrose’da olduğunu duyunca şaşırabilirsiniz. Haftanın her gunu sabah 2’ye kadar acık olan Amerikan mutfagı servis edilen Ysabel hem yemek hem de birseyler icmek icin tercih edilebilir.

Stahl House Hollywood Tepelerinde bulunan Los Angeles’ın 20.yy’daki modern mimarisinin en iyi örneklerinden biridir. Şimdi müze olan bu etkileyici mimariyi internetten bilet alarak gezebilirsiniz.

Downtown LA

Los Angeles’ın en kalabalık, en keşmekeş ve en yüksek binalarına ev sahipliği yapan Downtown günümüzde eğlencenin ve kültürün adresi olarak bilinse de özellikle bazı bölgelerinde sayısı oldukça yüksek olan evsizler insanı şaşırtabiliyor. Kendi içinde ayrıca Art District, Fashion District, South Park, Little Tokyo, Chinatown ve Financial District olarak ayrılmakta. Duvarları graffitilerle dolu olan ve Downtown’un en sevimli bölgesi olan Art District’e gelip Collette Miller’ın ünlü melek kanatları başta olmak üzere çok özgün grafitilere rastlayabilirsiniz. Yemek için rezervasyonla girebileceğiniz Bestia’yı tercih edebilirken, gurme kahve için Stumptown Coffee Roasters’da cold brew bir kahve ile serinleyebilirsiniz. 130 sene önce kurulmuş olan Little Tokyo’da The Geffen Contemporary, Japanese American National Müzesi gezilebilirken, ramenleri ile ünlü Daikokuya ve mochi dondurmaları ile ünlü Fugetsu-do Bakery’e uğranmalı. Downtown’da şehrin en cool müzesi olan The Broad ve MOCA Müzesi’nde etkileyici eserleri gezebilir veya LA’in en büyük spor arenası olan Staples Center’da bir Lakers maçı izleyebilirsiniz. The Broad Müzesi’nin hemen yanında bulunan nefes kesici tasarımı ile Disney Concert Hall’da bir gösteri izleyebilirsiniz. Los Angeles’ın en ünlü makaroncusu olan Bottega Louie’de hem yemek yenebiliyor hem tatlılar eşliğinde bir kahve molası verilebiliyor. Eğer şehri tepeden görmek, 70. katta dışarıda bulunan cam kaydıraktan aşağı kaymak isterseniz Skyspace’in bulunduğu QUE binasını ziyaret edebilirsiniz. Son olarak kitap severlerin kaçırmaması gereken tarihi bir binada bulunan kütüphane The Last Bookstore listenize eklenmeli. The Standard Oteli’nin roof top’ı Downtown manzarasına karşı bir şeyler içip mola vermek isteyenlerin keyif alacağı bir yer.

Malibu

İsmi bile kulağa egzotik gelen Malibu dünyaca ünlü yıldızların kumsalda bulunan yazlık evleri ve plajları ile ünlüdür. Pasifik Okyanusu ve Catalina Adasına bakan Malibu’ya, Santa Monica’dan 21 mil boyunca süren sahil şeridini takip ettiğinizde ulasabilirsiniz. Los Angeles’dan trafik olmadığı zamanlarda yarım saat sürse de genelde trafik olduğundan Malibu’ya ulaşmanız ortalama bir saati bulacaktır. Malibu Pier en çok ziyaret edilen noktasıdır. Pier’de bulunan Malibu Farm House’dan  biri başta biri sonda olmak üzere iki adet bulunmaktadır. İskele tarafındaki rezervasyon isteyebilirken deniz tarafındakine sıraya girmeniz yeterli olacaktır. Robert de Niro’nun da ortak olduğu asya mutfağı sunan dillere destan Nobu hem yemekleri hem de manzarası ile bence Los Angeles’ın en güzel restoranı. Japon mutfağı sevmiyorsanız bile bir şeyler içmeye mutlaka gelmeli. Zuma Plajı, Point Dume ve benim favorim olan El Matador State Plajı en ünlü plajlarıdır. Eğer zamanınız olursa Los Angeles’a geçerken bir zamanlar Paul Getty’nin evi olan şimdi müzeye çevrilmiş The Getty Villası’nı gezebilirsiniz. Ayrica dileyenler zebraların eşlik ettiği Malibu Wine Safari’ye katılıp yerel tadımlar yapabilir.

Los Angeles ve çevresi çok sayıda eğlence ve temalı park barındırdığından zevkinize göre seçeceğiniz bir yere bir gününüzü ayırabilirsiniz. Özellikle yaz aylarında parkların çok kalabalıklaştığını belirtmem lazım. Eğer yaz ayları ve Christmas gibi yüksek sezonda geliyorsanız pahalı da olsa Front Line (Universal), Fast Pass (Disneyland) alın ki doya doya parkların tadını çıkarın. Düşük sezonda gelirseniz zaten parkların çoğu boş oluyor. Parklar pahalı gibi dursa da California’da yaşıyorsanız bir giriş ücreti ödeyerek tüm sene istediğiniz kadar bedavaya giriş yapabiliyorsunuz. Merkeze yakınlığından dolayı Hollywood’da bulunan Universal Stüdyoları en çok rağbet gören park. Düşük sezonda güneş batmadan tüm atraksiyonların tadını çıkarabilirsiniz tabi film stüdyolarını gezmek de dahil. Bir sonraki tercih edilen park tabi ki Disneyland Parkları. Disneyland Park ve Disneyland California Adventure Park olarak ikiye ayrılıyor ve parklar oldukça büyük. Yüksek sezonda bekleme süresi güneşin altında 60 dakikaya çıkabiliyor. California Adventure Parkı her zaman diğerine göre daha boş oluyor ve parkın içinde bulunan Boudin’in taze pişmiş ekmeğin içinde gelen çorbaları inanılmaz lezzetli. Bunun haricinde parklardaki restoranların çoğu Amerikan tarzı fastfoodlardan oluşuyor, yanınıza sağlıklı sandviçler ve yiyecekler alırsanız fastfood yemek zorunda kalmazsınız. Tüm parkların akıllı telefon uygulamaları olduğundan parkların uygulamalarını telefonunuza indirirseniz tüm bekleme sürelerini, showları, fotoğraf çektirmek için karakterlerin yerlerini ve hatta çektirdiğiniz fotoğrafları buradan satın alabilirsiniz. Bu arada Disneyland’dan alışveriş elbette yapabilirsiniz fakat Disney Store’lara oranla daha pahalı olduğunu söylemeliyim dolayısıyla hediye alacaksanız Los Angeles’ta bir Disney Store’dan alışveriş yapmanızı tavsiye ederim. Disneyland Los Angeles’dan arabayla yaklaşık 1 saat sürmektedir. Six Flags heyecandan ve Roller Coaster’lardan hoşlananlar için mükemmel bir park. İçerisinde derecelerine göre çeşitli hız trenleri bulunuyor ve Los Angeles’a yaklaşık 45 dakika uzaklıkta. Daha çok çocuklu ailelerin tercihi olan Knots Berry Farm ise çocukların oldukça ilgisini çekiyor ve Disneyland ile aynı bölgede yer aldığından Los Angeles’dan ulaşım yaklaşık 1 saat sürüyor.

San Diego’daki parklara gelince, San Diego Los Angeles’a 2 saat uzaklıkta bulunsa da bence zamanı olan herkesin mutlaka gidip görmesi gereken bir yer. Meksika ile sınırı olan San Diego Legoland, Seaworld ve dünyanın en iyi hayvanat bahçelerinden biri olarak geçen San Diego Zoo’ya ev sahipliği yapmaktadır. Kızım Ela hayvanları çok sevdiği için bizim hayvanat bahçesine yıllık giriş kartımız bulunmakta ayda bir gidip hem San Diego’nun tadını çıkarıp hem de panda, kutup ayısı ve penguenler gibi nadir bulunan hayvanları gözlemleme fırsatı buluyoruz.

Alışveriş cenneti olan Amerika’ya geldiğinizde her keseye ve zevke göre mağaza bulmak mümkün fakat doların artışı ile ucuz alışveriş imkanı eskiye gore azaldı diyebiliriz. Yılbaşı, Paskalya, Sevgililer Günü gibi özel günlerde %50, %70’lere varan indirimlerin başladığı zamanlarda alışveriş yaparsanız oldukça karlı çıkarsınız. Eğer Amerika’da bir tanıdığınız varsa internetten alışveriş yapıp tanıdığınızın evine ürünleri yollayıp daha sonra teslim alabilirsiniz. Amerika’da nüfusun büyük çoğunluğu alışverişi internetten yapıyor dolayısıyla internetten alışveriş ileri düzeyde gelişmiş. Hırsızlık çok olmadığı için ürünler direk kapıya bırakılıyor. Ben ilk geldiğimde internetten alışveriş yapmaktan hoşlanmadığımı aldığım şeyi görmem gerektiğimi söylesem de kocaman mağazalara gidip gelmek eziyet haline gelmeye başlamıştı. Artık ben bile Amazonun tek tuşla alışverişine ayak uydurdum.

Los Angeles’da nerelerden alışveriş yapabileceğiniz konusunda gelelim. Lüks ürünler almak isteyenler öncelikli olarak Beverly Hills’da bulunan  Rodeo Dr, Two Rodeo Dr. ve paralel sokaklarında bulunan caddelerini gezmeli. The Grove, Beverly Center, Santa Monica Place ve Glendale Galleria Los Angeles’ın içinde bulabileceğiniz önde gelen alışveriş merkezleridir. Santa Monica’da bulunan üzeri açık ve her daim canlı olan Third Street Promenade Caddesi’nde Amerikan markaları başta olmak üzere tüm markaları bulabilirsiniz. Tam karşısında ise yukarıda bahsettiğim üzeri açık Santa Monica Place Avm’si bulunmakta.

Ucuz alışveriş denilince akla ilk gelen ve hepsinin aynı firmaya ait olduğu Ross, TJ Maxx, Marshalls ve ev ürünlerinin satıldığı Homegoods’da çok uygun fiyatlara çok kaliteli ürünler bulmanız mümkün. Size tavsiyem en önce bu mağazalara bakın ve sonra pişman olmayın. Bu firmanın belirli mağazalarında Rodeo Drive’da satılan markaların ürünlerini indirimli olarak bile bulabiliyorsunuz.

Ağırlıklı organik ve katkısız yiyeceklerin satıldığı Wholefoods marketlerinden çok orijinal ürünler alabilirsiniz. Bu kadar çok çeşidi ve ürünü bir arada gördüğünüz için hayretler içinde kalabilirsiniz. Çocuklar için organik şekerlerden, doğal kozmetiklere ve yüksek kaliteli vitaminlere her türlü özel ürünü burada bulmanız an meselesi. Organik agave veya akçaağaç şurubu (maple), pekan cevizi, sağlıklı çerezler, özel soslar, çocuklar için organik şekerler, eve götürmek için alınabilir. Eğer organik ve sağlıklı bir yemek yemek isterseniz Wholefoods’un içinde bulunan açık büfe bölümünden krem rengi kutulardan kapıp içini leziz yiyeceklerle doldurmanızı tavsiye ederim.

Türkiye’de çok pahalıya satılan orjinal ilaç, kozmetik, vitamin, şampuan ve aklınıza gelmeyecek türden ürünlerin satıldığı CVS ve Walgreens’i mutlaka bir kenara yazın. Elektronik eşya almak isteyenler Best Buy mağazalarına uğrayabilir.

Tarz ve farklı türde alışveriş yapmak isteyenler Melrose’a ve Abbot Kinney’e bakmalı. Abbot Kinney’de Iro, Rag&Bone ve Current Elliot gibi markalara ev sahipliği yaparken benim şahsi olarak sevdiğim Free People ve Antropologie mağazalarına (bayan mağazaları) bakmadan dönüş uçağına binmeyin derim.

Outletlere gelirsek benim şimdiye kadar gördüğüm en kapsamlı outlet olan Cabazon Premium Outlets Los Angeles’a 2,5 saat uzaklıkta bulunuyor. Eğer alışveriş odaklı bir seyahat planlıyorsanız buraya bir gününüzü ayırıp sabahın erken saatlerinde yola çıkmanızı tavsiye ederim. Tüm gününüzü outlete ayırmak istemiyorsanız gezinizi Palm Springs’le birleştirip (Coachella festivali burada düzenleniyor) rüzgar türbinlerini veya kaktüsleri ile ünlü Joshua Tree Milli Parkı’na gidebilirsiniz. Cabazon’un hemen yakınında bulunan California’nın en ünlü burgercisi olan In-n Out’ta harika bir burger yiyebilirsiniz. Citadel Outlets, Camarillo Premium Outlets ve Outlets at Orange Los Angeles’a en yakın olan diğer outletlerdir. Amerika’da tüketici hakları çok ileri bir noktada olduğundan aldığınız ürünü açıp kullansanız bile sorgu sual olmadan hatta bazı durumlarda fişi olmadığında bile hem değişim hem de para iadesi yapılıyor.

Los Angeles

Kısa Kısa

  • Los Angeles’a bir saat uzaklıkta bulunan Laguna Beach ve Newport Beach bence Los Angeles’a yakın en güzel sahil kasabalarıdır. Fazladan bir günü olanların bu plajlarla birlikte San Diego’yu birleştirmelerini tavsiye ederim. San Diego’nun deniz aslanları ile dolu olan La Jolla Plajı (la hoya), San Diego Zoo, Seaworld ve Legoland şehrin en ünlü noktalarıdır. San Diego Los Angeles’a arabayla 2 saat uzaklıkta bulunmaktadır.
  • Bahşiş verme kültürü bizimkinden oldukça farklı. Bahşiş oranları yüksektir en az %10, ortalama %15 bahşiş vermeniz beklenir, vermemek hos karsilanmiyor. Sistem şu şekilde işliyor; hesap siz istemeden masaya bırakılıyor (bu her yerde bu şekilde olduğundan kişisel olarak algılamayın.) siz kartla ödeme yaparsınız, garson kocaman bir gülümsemeyle size kartınızı geri getirir ve hesaba baktığınızda bahşiş kısmının boş olduğunu görürsünüz. O kısma vermek istediğiniz bahşişi rakamla yazdığınız takdirde sadece oraya yazdığınız sayı kartınızdan bahşiş olarak çekilir. Yada o kısmı boş bırakıp direk toplam rakamı da yazabilirsiniz. Karışık gibi dursa da her yerde karşınıza çıkacağından bahşiş sistemini anlamak önemli.
  • Hollywood ve etrafı beklediğiniz kadar şaşalı olmayabilir hatta fazlasıyla eski gelebilir. Kişisel fikrim Hollywood’da ve Beverly Hills’te çok fazla zaman geçirmemeniz. Melrose, Santa Monica ve Abbot Kinney’de gerçek Los Angeles’ı yaşayacağınızı garanti edebilirim.
  • Los Angeles’a gelirken en şık ve en lüks kıyafetlerinizi bence dolabınızda bırakın. Bir iki yer haricinde genellikle herkes basic ve spor giyinmeye alışık olduğundan giydikleriniz fazla kaçabilir. Bu kıyafetlerle en lüks mağazaya bile girseniz gülen yüzlerle karşılaşırsınız. California’nın yırtık kot şort, spor ayakkabı ya da parmak arası diye bir gerçeği var.
  • Los Angeles, California’nın en kalabalık şehri olsa da kalabalık insan gruplarına rastlamanız düşük bir ihtimal. Tüm şehrin toplandığı en hareketli bölge olan Santa Monica ve turistlerin doldurduğu Hollywood Bulvarı’nın kalabalık olduğunu söyleyebilirim. Turistlik yerlerde herhangi bir güvenlik sorunu yok. Sokakta gördüğünüz homeless denilen dilenciler ise tamamen zararsızlar. Çeteler ve suç ile ünlü mahalleler genelde şehrin dışında ve oralara gitme ihtimaliniz çok düşük. Sadece turistik yerlerde yine de sırt çantanıza ve arabada bıraktığınız eşyalara dikkat edin.
  • In-n Out Burger arabaya servisi ile ünlenmiş 70 yıllık bir burger markası. California ile özdeşleşmiş bir marka ve çok uygun fiyata, taze ve kaliteli bir öğün yiyebilirsiniz. Patatesleri farklı olsa da alışınca bağımlısı oluyorsunuz. Mutlaka Animal Fries’ı deneyin. Milk Shake leri ile de ünlü olan In-n Out Burger gerçek bir Güney California klasiği. Farklı hamburger seçenekleri isterseniz Ruby’s, Five Guys, Johnny Rockets, Umami Burger şehrin diğer iyileri.
Namibya

Namibya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Meksika

Meksika-13Yucatan, Meksika

Yucatan Yarımadasının neden Meksika’nın yükselen yıldızı olduğunu anlamak o kadar da zor değil. Kimileri turkuaz suların yumuşacık beyaz kumları taradığı plajları için, kimi dünyanın 7 harikasından biri sayılan Chichen İtza ve kadim Maya uygarlığı için, kimi ise sahip olduğu el değmemiş (henüz) vahşi doğası ve yer altı mağaraları için geliyor.

Yarımada’da hem deniz tatili yapıp hem de Mayaların etkileyici tarihine geride bıraktıkları etkileyici yapıları gezerek şahit olabilirsiniz. Yucatan Yarımadası üç Latin Amerika ülkesi olan Belize, Guetamala ve Meksika tarafından paylaşılmaktadır. Yarımada çoğunlukla, yer altı mağaraları ve nehirlerin oluşmasına sebep olan kireçtaşından meydana gelmektedir. Yarımada’da su dolu mağara anlamına gelen Cenote adı verilen yaklaşık 2600 adet tatlı su göleti bulunmaktadır. İnsan kurban ederek dini törenler düzenledikleri ve önemli bir içme suyu kaynağı olan bu göletler, Maya Uygarlığının Yucatan bölgesinde kurulmasının en büyük sebebidir dolayısıyla Mayalar kentlerini ve dinsel merkezlerini onların etrafında kurmuştur. Yani bir nevi Mayaları ‘’cenotelere’’ borçluyuz diyebiliriz. Dünyanın 7 harikasından biri olan en önemli Maya kalıntılarının bulunduğu Chichen İtza’nın yakınlarında Cenotelerden bolca bulunuyor. Bölgenin her yerinde rastlayabileceğiniz tatlı su göletlerine dünyanın pek az yerinde rastlanabiliyor. Yaşamları yağmur suyuyla beslenen tarım ürünlere bağlı olan Mayalar için en önemli tanrı yağmur tanrısı Chac’tı. Chac’ın evi olarak geçen bu doğal kuyulara özellikle ağır kuraklıklarda genç yaşlardaki kız ve erkeklerin kurban verilmesinin yanı sıra altın ve yeşim gibi değerli taşlarında atıldığı arkeolog ve bilim adamları tarafından belgelenmiştir. Mayalar Mezoamerika bölgesinde İspanyollar 16.yy’da kıtalarına gelip onları sömürgeleştirmeden önce 1200 sene boyunca Orta Amerika’ya hükmetmişlerdir. Güçlerinin doruk noktasında metre kareye 1500 Mayalı düşerken bir anda nüfus dramatik bir şekilde azalmaya başlayarak en sert düşüş olarak tarihe geçmiş. Peki bu kadar gelişmiş bir uygarlık ne oldu da bir anda çöküşe uğradı? Bilim adamlarına göre ‘’kendileri ettiler Meksika-40kendileri buldular’’. Dev tapınaklarını ısıtabilmek için ağaçları yaktılar, kalabalık nüfusun karnını doyurabilmek için etraflarındaki ağaçların hepsini kesip mısır ektiler. Azalan ağaçlar ısıyı arttırarak yağmurun az yağmasına sebep oldu ve sonuç ağır bir kuraklıkla gelen yok oluş. İspanya adına Meksika’yı fetheden Cortes, Yucatan Yarımadası’na ayak bastıklarında yok olmaya başlayan bir uygarlıkla karşı karşıya kaldı. Terk edilmiş olan bazı Maya kentleri yıkıntıya dönüşmüştü. Ama Chichén ItzáUxmal ve Tulum gibi kentlerde hala küçük Maya toplulukları yaşıyordu. Geldiklerinde Mayalıların dinlerini değiştirip, İspanyol kültürünü aşılamaya çalışmışlar ve Maya Kültürünü tamamıyla ortadan kaldırmak
için her yolu denemişler. 1537 senesinde Rahip Diego De Landa isimli rahip el yazması tüm Maya kitapların yakılması emrini vererek Maya kültürünü tarihten silme noktasına getirdi. Kitaplardan sadece 3 tanesinin korunabilmiş olması iç sızlatacak derecede üzücüdür. Günümüzde Orta Amerika’da antik Mayalılarla direk akraba olan yaklaşık olarak 7 milyon insanın yaşadığı tahmin edilmektedir. Yucatan kültürü diğer Meksika şehirlerine göre daha özgündür. Meksika’da suç oranları çok yüksek olsa da Yucatan’da suç oranları oldukça düşük ve güvenlidir.

 

Meksika Gezi Rehberi için tıklayın!

 

Los Cabos, Meksika ; Kaliforniya’nın Arka Bahçesi yazısı için tıklayın!

TulumHer tarz seyahat ihtiyacına cevap verebilen Riviera Maya’da ister berrak suların tadını çıkarabilir ister biraz şehir dışına çıkarak Maya tarihinin derinliklerinde kaybolabilirsiniz. Riviera Maya, Playa del Carmen’den başlayıp Tulum’a kadar ilerleyen turistik otellerin bulunduğu bir sahil şerididir. Buradaki plajların gerçekten muhteşem olduğunu şimdiden söylemeliyim. Tulum Plajı, Isla Mujeres, Playa Delfines, Playa del Carmen’deki Plaja Mamitas ön plana çıkan plajlardır. Bu plajlara gidemeseniz bile herhangi bir yerden denize girebilirsiniz çünkü Yucatan baştan aşağı cennet plajlarla çevrili ve tertemiz. Mayakoba bölgesinde şehrin en şık ve lüks otellerini bulabilirken, Tulum’da bohem ve salaş bir tarzla karşılarsınız. Mayakoba, biyologların, mimarların ve tasarımcıların bir araya gelip bölgenin etkileyici florasına, faunasına ve odaların etrafını saran tatlı su lagününe zarar vermeden ortaya çıkardıkları oldukça etkileyici bir bölgedir. Fairmont, Rosewood ve Banyan Tree Otellerinden birinde kalınmayacaksa bile en azından bir öğlen yemeğini buradaki restoranlardan birine ayrılmalı diye düşünüyorum. Tulum birkaç sene önce sessiz sakin bir kasabayken şu anda küçük ölçekli şık ve bohem otellerin yan yana konuşlandığı oldukça turistik bir yerdir. Yer altı mağaraları ile ünlü Yucatan’da çok sayıda Cenote’ler (kireçtaşının çökerek altındaki yer altı suyunu açıkta bırakmasıyla oluşan mağaralar.) var ve en ünlüsü ‘’Cenote İk Kil’’. Bu kadar güzellikte ki bir cenoteyi başka bir yerde görmek o kadar da kolay değil hem de cüzi bir para vererek içinde yüzebiliyorsunuz. (Havlu, kilitli dolap ve can yeleğini oradan temin edebilirsiniz.) İkinci en ünlü cenote ise ‘’Dos Ojos’’ diğeri gibi ünlü değil ve belirli bir profesyonellik ve cesaret gerektiriyor. Klostrofobisi olanların yapabileceği dalışlar değil. İster çocuk olun ister büyük olun Xcaret’i görmemezlik etmeyin. Disneyland’ın Meksika temalısı ve oldukça başarılı bir oyun parkı. Burada yok yok, hayatınızda hiç görmediğiniz Güney Amerika’ya has hayvanlar, rengârenk kelebekler, papağanlar, yüzebileceğiniz buz gibi yeraltı nehirleri hatta içerisinden Mayaların kalıntılarını gezebileceğiniz bir alan bile mevcut. Maceracılar için yapılmış Xplor ve Xelha adında iki adet daha park var. Bu parkları internetten inceleyerek ilgi alanınıza en çok gireni seçebilirsiniz. Mayaların antik harabelerine gelirsek Valladolid ve Mérida arasında yer alan dünyanın 7 harikasından biri olan antik Chichén Itzá

Kenti ilk görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Burada en öne çıkan iki yapıdan biri Kukulcan Piramidi (veya El Castillo) ve 21 Aralık 2012’de dünyanın sonu geldi diye medyada günlerce çıkan Maya Kehanetin vuku bulduğu Carakol Gözlemevidir. Tulum ve Uxmal Antik Maya Kentleri Mayaları yakından tanımak isteyenler için önemli noktalardandır fakat zamanınız yoksa ve birini seçmeniz gerekirse bu kesinlikle Chichén Itzá olmalıdır. İspanyol Koloniyal tarzında yapıları ile Valladolid Kasabası, bu kasabaya yakın Ek Balam Maya Kenti ve denizaltı zenginliği ile ünlü Cozumel Adası keşfetmeye zamanı olanlar için öne çıkıyor.

Meksika-22Playa del Carmen’deki ‘’5th Avenue’’ her türlü mağazanın bulunduğu renkli bir alışveriş caddesi. Erkekler için Fidel Castro’nun severek giydiği ‘’guayabera’’ gömlekleri ve kadınların giydikleri ‘’huipil’’ elbiseleri ve tunikleri alınacakların başında geliyor. Her yerde gözünüze çarpacak olan hafif hamaklar, renkli kocaman şapkalar, Antik Mayalarının el işi seramikten yapılmış seramik kaplar, tahtadan oyma maskeler, ölüler gününün simgesi renkli kurukafalar (Dia de Muertos) alınacak diğer hediyeliklerdendir. Dünya markalarından alışveriş yapmak isterseniz Meksika’nın ünlü departman store’u olan Liverpool’un şubelerini bulabilirsiniz. Türkiye’de inanılmaz pahalı olan fakat Meksika’da çok ucuz olan pikan cevizini marketlerden temin edebilirsiniz. Özel bir hediye almak istiyorsanız bizim kızımıza yaptırdığımız üzerinde Maya dilinde ismi ve doğduğu gün olan ve duvara asılan takvim oldukça orijinal.

Meksika-2Mayalılar domates, acı biber, çikolata, mısır, vanilya, avacado, papaya gibi yiyecekleri 1500’lü yıllarda dünyayla tanıştırarak bundan sonraki tüm nesillerin yeme alışkanlığını sonsuza dek değiştirmiştir. Bunlar olmadan nasıl yaşanırdı Türk mutfağı nasıl olurdu bilemiyorum tek bildiğim Fatih Sultan Mehmet’in hiçbir zaman domates yememiş olduğudur.

Tortilla: Undan yapılma bir çeşit pide türü

Tortilla Chip: Mısırdan yapılmış bir çeşit cips

Tortilla Enchilada: Mısırdan yapılmış acı soslu tortillanın içine et, peynir, fasulye veya sebzenin katıldığı bir yiyecek.

Taco: Mısırdan yapılmış sandviç şeklindeki cipsin farklı et, sebze, peynir, fasulye gibi içerikler katılmış hali.

Frijoles: Meksikalı bir aile gün içinde mutlaka fasulye tüketir. Yucatan bölgesindeki siyah bir fasulye olan frijoles her yerde karşınıza çıkacaktır.

Guacamole: Tortilla cipsiyle birlikte servis edilen bir tür avakado sosudur.

Pollo Pibil: Yucatan yarımadasında sık yenen limonlu ekşi bir tavuk yemeği.

En sevdiğimiz restoranlar: El Puerto Restaurant Fairmont Hotel, Yaxche (Fifth Avenue), Punto Bonita Rosewood Mayakoba Hotel, Hartwood Tulum, Posada Margherita Tulum ve Ziggy’s Tulum

Meksika

Kısa Kısa

  • 65 milyon yıl önce dinozorların soyunun tükenmesine sebep olan göktaşının Alvarez Hipotezine göre Yucatan Yarımadası’na düşmüş olması. (bkz: Chicxulub (çikşalub) krateri
  • Biz de sokaklarda kedi köpek nasılsa burada da her yerde devasa boyutlarda iguanalar var. Genelde insanlardan kaçsalar da aralarında saldırganların olduğuna şahit oldum.
  • Gitmeden önce Mel Gibson’ın Maya Uygarlığı hakkında çektiği Apocalypto filmini mutlaka izleyin.
  • Senenin çoğu güneşli ve sıcak geçiyor, yağmurlu mevsimleri Nisan-Temmuz arası.
  • Antik kentlerin etrafındaki satıcıların sattıkları el emeği maskelere 1 dolar dediklerini duyarsanız şaşırmayın. Bu sizi çekmek için yapılan bir tür kandırmaca çünkü yanlarına gidip alışveriş yaptıktan sonra 1 dolar indirimi var diyorlar. Seyyar satıcılara çok fazla güvenmeyin biz ordayken bir turistin 100 dolarını bozdurmaya gitmiş bir daha da geri gelmemiş.
  • Mayalılar M.S 600 senesinde henüz daha dünyaya yayılmamışken kakao bitkisini yetiştiriyorlarmış. Bu bitkiyi daha sonra dövüp suyla karıştırarak içecek elde ediyorlarmış fakat bu içeceği ancak kalburüstü Mayalılar içebiliyormuş.
  • Mesafeler birbirine uzak olduğundan ve benzin fiyatları uygun olduğundan araba kiralamak yarımadada yapılacak en iyi seçeneklerden biridir.
  • Biz Meksika tatilimiz boyunca Mayakoba’daki Fairmont Otel’de kaldık ve her yere kiraladığımız arabayla otelden günü birlik olarak gidip geldik. Kızımızı da yanımızda götürdüğümüzden kaldığımız otel bizim için önem taşıyordu. Otel kesinlikle çocuk dostu ve ödenen ücretinde üzerinde servis sunan bir oteldi.
Namibya

Namibya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

New York & Miami

NY_Miami-23New York & Miami, ABD

Sonunda bavullar toplandı taksiye binildi ve Atatürk Havalimanına doğru yol almaya başladık. Yeni bir macera daha başlıyordu yine kalbim küt küt atmaya başladı. THY’nin direk New York seferi ile 11 saat süren zorlu bir yolculuk süreci başlamış oldu. Tam heyecan doruktayken yanımızdaki boş koltuğa 150 kilodan daha fazla olan zenci bir Amerikalı bayan oturmaz mı? Kadıncağız bizi rahatsız falan etmedi gerçi ama zor oturup zor kalktığından bende psikolojik olarak tuvalete gidip gelme takıntısı baş gösterdi. Neyse ki 3 film 5 kitap ! okuduktan sonra New York’a uçak inebildi. Her şey yolunda pasaport kontrolüne girdik, Talha’ya beni takip edin demez mi polis pasaportunu alıp. Dakika 1 gol 1… Oda küçücük, bir sürü insan bekliyor. Biz de beklemeye başladık. Bekledik, bekledik, bekledik… Tüm polisler sürekli muhabbet edip kahve içiyorlar kahkahalar eşliğinde. Aklımıza National Geographic’de yayınlanan ”Kabusa Dönen Yolculuklar”programı geldi. İlk başta gülüyorduk sonra kimsenin yerinden kıpırdamadığını görünce yüzümüz düşmeye başladı, neyse 2 saat sonunda ismimizi söylediler. Bir sürü sorular sordular neden geldin, nerede kalacaksın, işin ne, kimle geldi? Tahminimce Talha’nın pasaportundaki Arap ülkelerinden kıllandılar çünkü sonunda tamamen rastgele yani ”random”olduğunu söyledi pek sevimli polis. Benim başım tuttu, zaten zor bir yolculuk geçirmişiz birde bu olay gerdi bizi resmen.

Neyse 5. caddedeki Doubletree otelimize yerleştik. Hilton’a ait güzel bir otel, temiz ama lüks sayılmaz. New York’ta kaldığımız otelin yeri oldukça merkezi olduğu için çok rahat ettik dibinde metro vardı.(Tüm seyahatimiz boyunca Doubletree Otellerinde kaldık.) Çok acıkmış olduğumuzdan direk ”Bubba Gump’a” girdik. Burada sadece kızarmış karides ürünleri vardı ben pek yiyemedim porsiyonlar zaten çok fazla olduğundan salatayla yetindim. Amerikalı garsonlar gerçekten çok ilgili ve güler yüzlüler. Sipariş verir vermez hemen getirdiler. Hava tahmin ettiğim gibi soğuktu ama dayanılabilinirdi. Caddelerde biraz dolaştıktan sonra M&M’in devasa binasına girdik, kilolarca çikolata aldık. Ayakta duramamaya başladık zaten başımın ağrısı tam geçmediğinden direk yatağa yığılıp sızdık…

1.Gün

Sabah erkenden kalkıp Talha için hazine değerinde olan B&H elektronik mağazasına uğradık. Söylediğine göre Amerika’nın en büyüklerinden biriymiş. Kendini fotoğraf makinaları ve lensleri görünce kaybetti. Benimde ilgimi çeken birkaç mağazayı gezdikten sonra American Natural History Museum’a gittik. İnanılmaz güzel bir müzeydi, keşke bizim de bu tarz bilgilendirici müzelerimiz olsa… Planetarium muhteşemdi! Türkçe’de ”planeteryum” ve ya ”gökevi” olarak geçiyor. Kocaman bir sinema odasını düşünün fakat tüm tavan ekran dolayısıyla, kafanızı yukarı kaldırıp izliyorsunuz. Burada dünyanın oluşumunu, yıldızları, gezengenleri belgesel niteliğinde izliyorsunuz. Sanki gerçekten uzaydaymışsınız gibi yaşıyorsunuz. Daha sonra beni inanılmaz etkileyen ”Butterfly Conservatory” yani ”Kelebek Serası” diye adlandırabileceğimiz camlı bir odaya girdik. Sanki kutsal bir dans sergiliyorlardı, o an herşeyi unuttum ve hipnotize oldum. Oldukça nemli binbir çeşit bitkinin ikamet ettiği, rengarenk uçuşan kelebeklerle dolu bir oda… Hayatımda hiç bu kadar güzel kelebeği bir arada görmemiştim. Talha ise durmadan resimlerini çekiyordu. Görecek öyle çok sergi vardı ki. İnsan vücudundan, özel taş sergisine kadar … Diğer görülesi sergilerden biri taş sergisiydi. Tam da taşlara merak sarmışken bin bir çeşitte safirler, ametistler, quartzlar, yakutlar, işlenmemiş altınlar ve daha ismini bilmediğim birçok görkemli taş vardı.

Buradan çıkıp muhteşem yükseklikteki Rockefellar Centerin tepesindeki ”Top of The Rock’a” çıktık. Empire State binası yerine burayı tercih etmemizin sebebi Empire State binasının ışık yanmış halini fotoğraflayabilmekti. 1 saatten fazla şehri izledik, New York’u konuştuk, yaşanır mı yaşanmaz mı diye, sonuç yaşanmaz çıktı… Çok fazla insan eli değmiş hatta doğayı yerle bir etmiş, göz boyamak için birkaç park konulmuş, kasvet verici, kışın buz, yazın yapış yapış ve sürekli rüzgar alan bir şehir. Arada gelmek gezmek çok iyi geliyor ama ben doğanın hakim olduğu bir yerde yaşamak istemişimdir hep. Her neyse karnımız acıktığından kendimizi otele çok yakın olan İtalyan mutfağı sunan ”Olive Greene” atıverdik.

Yemekler pek İtalyan gibi değildi. Risotto bile yoktu. Yediğim ravioli oldukça vasattı. Yarım porsiyon istememe rağmen gelen yemek yine kocamandı. Bu adamların hayatlarındaki herşey large, hatta Xlarge. Nasıl obez olmasınlar ki çılgınlar gibi herşeyi tüketiyorlar, yemekleri, benzinleri, elektiriği. İnanın biz aç yaşıyoruz Amerikalıların yanında. Yemekten sonra bilimum ilaçların ve her türlü kozmetiğin satıldığı ”Walgreene” giriyoruz. Bayılıyorum Amerikan buluşlarını binbir çeşit ilaç ve yeni icat kozmetikler var. Mesela ağızdan hava yoluyla alınan vitaminler var, vitamini hava halinde üretmeyi başarmışlar, bir pıs ve günlük vitaminler vücutta. Coca Cola’nın bile kiraz ve limon aromalısı var, çeşit çılgınlığı böyle birşey olsa gerek. Günün yorgunluğu kendini göstermeye başladı zaten havada inanılmaz soğudu, kendimizi sıcacık odamıza attık.

2.Gün

Her sabah yediğimiz gibi Starbucks’dan Bagel and Cream Cheese yedik. Bu Amerikalıların Starbucks ve Dunkin Donuts aşklarını anlayana aşk olsun. 100 metre’de bir açılm, hepsi tıklım tıkış. Tabi oradaki Starbucks’lar bizdeki gibi lüks değil gayet dökülüyorlar. Muhteşem kahvaltımızı yaptıktan sonra metroya atlayıp Brooklyn Köprüsünün resmini çekmek üzere yola koyulduk.  Brooklyn Köprüsünü doyasıya fotoğrafını çektik, sonra köprüden yürüdük yine güzel resimler çektik. Daha sonra Wall Street’in önünden geçip Charging Bull heykelinin önünde resim çektirdik. Özgürlük Anıtına gideceğimizden bulunduğumuz yere yakın olan eski ikiz kulelerin bulunduğu bölgeye yani meşhur 9/11 terorist saldırısının gerçekleştiği yere gittik. İkiz kulelerinde yerinde yeller esiyordu fakat hummalı bir çalışma vardı. Meğer buraya yeni bir bina inşa edip 2 kulenin bulunduğu yere içe doğru akan havuzlar yapıyorlarmış… Çok kişi hayatını kaybettiğinden bu konuda inanılmaz hassaslar zaten bu güvenlik çılgınlığı 9/11′den sonra had safhaya ulaşmadı mı? Neyse 9/11 için düzenledikleri sergiyi gezdik, NYPD t-shirtleri aldık ve Özgürlük Anıtına götürecek olan gemiye doğru yürümeye devam ettik. Didik didik arandıktan sonra titreye titreye gemiye bindik. Özgürlük Anıtının bulunduğu adaya geldik gelmesine ama tepesine çıkmak için herhangi bir resimli kimlik istiyorlardı ki bende maalesef yoktu. Neyse bir şekilde ikna ettik ve anıtın tacının olduğu kısma doğru tırmanmaya başladık. Daracık omuzlarımızın zor sığdığı bir merdivenden yukarı 334 basamak çıkmayı başardık başarmasına ama resmen ayaklarımız maf oldu. Tepeye çıktığımızda da anıtın tacındaki pencerelerden çok birşey göremedik çünkü hem pencereler dardı hem de inanılmaz sallanıyordu, Özgürlük Anıtını çok güzel pazarladıklarını düşünerek aşağı inip bir sonraki gemiye koşarak bindik ama 2 gün kendimize gelemedik. Neymiş Statue of Liberty’nin tepesine tırmandık, tebrikler bize!

Gemi daha sonra ”Ellis Adasında” durdu. Burası eski zamanlarda New Yorka geçen göçmenlerin geldiği ve transit geçtikleri bir adaymış. Terliyken soğuk rüzgar yedik ve direk bünyeler zayıf düştü, ne yapsak otele gidip dinlensek mi derken kendimizi Soho’da bulduk. Burası Yunan, İtalyan, Çin ve Fransız lokantalarının bulunduğu eski göçmen yerleşim alanı aynı zamanda alışveriş imkanının bulunduğu popüler birçok markanın bulunduğu caddelerle doluydu. Mağazaları gezdik, birkaç bir şey aldık daha sonra Fransız mutfağı olan Balthazar Restoranına mı yoksa İtalyan Lombardi’s Pizzaya gidip pizza ziyafeti mi çeksek diye düşünürken ayaklarımız Lombardi’s Pizza’ya doğru ilerledi. Kamyon tekerleği boyutunda bir pizza ısmarlayıp, bu güzel yemeğin tadını çıkardık. Biraz acele etmemiz gerekiyordu çünkü Broadway’deki ”Wicked” showuna Talha aylar öncesinden rezervasyon yaptırmıştı. Apar topar gösteriye gittik. Jetlagimize rağmen gözümüzü kırpmadan muhteşem bir gösteri izlemiş olduk. Wicked’den çıkıp otelimize doğru ilerlerken soğuğun şiddetini arttırdığını çok net bir şekilde hissettik. Bir anda soğuktan gözlerimden yaşlar inmeye başladı ve havayı ciğerlerime çekerken zorlandığımı hissettim. Hemen depar ataraktan otele koştuk. Allahım yarın Miami’ye uçuyoruz düşüncesi bile iliklerimi ısıtmaya yetiyor.

3.Gün

Saat 7′de kalktık kalın montlarımızı giyip express check-out yaptık. Lobideki self servis Starbucks’dan klasik kahvaltımızı aldık. Hayatımda hiç Starbucks’ın mutfağına girmediğimden bagelımı kızartırken ellerimi yaktım sonrada ekmeği yaktım. Bir türlü alışamadım self servis olayına. American Airlines’ı iç hattında bile check-in ve bagaj bırakmak selfservis. Zaten 3 bavula 85 $ verdik çok anlamsız gerçekten check in işlemi yapan kadın bile bu ülkede artık hiç birşey bedava değil dedi. Cık cık deyip uçağa bindik. Şu anda uçakta yazıyorum ve iğrenç bir kahvenin haricinde hiçbir şey ikram etmediler. Çok istiyorsan para verip alıyorsun. THY’nin gözünün yağını yiyeyim, nerde o çifte kavrulmuş fındıklar ve ardı kesilmeyen ikramlar! Miami’ye büyük uçakla uçuyoruz ekranları var zaman çabuk geçeceğe benziyor. NTV’nin ”Bisküvi’yi Çaya Yan Bandırın” kitabını bitirdim ve çok açım… 3 saatlik yolculuk bitmek üzere inişe geçtik kaptan pilotumuz konuştu çok heyecanlıyım, sıcacık bir yere iniş yapıyoruz çocuklar gibi şenim. Avis’e gidip mavi üzeri açık bir Ford Mustang kiralayıp üzerini açtıktan sonra, Miami’de gezmeye başlıyoruz. İnsan idrak edemiyor nerde dün akşam ki soğuk nerde insanın içini hoş eden meltem. İçim mutlulukla doluyor işte diyorum gerçek Amerika burası. Birbirinden güzel arabaların kol gezdiği, güzel insanların parmak arası terliklerle dolaştığı… Havayı içime çekiyorum ve ılık rüzgarı yüzümde hissediyorum. Yaşamak çok güzel diyorum ve tekrar bu mutluluğu bana sunan yaradanıma teşekkürlerimi minnetlerimi sunuyorum.

Yanımıza hiç yazlık kıyafet almadığımızdan yazlık kıyafet alışverişi yapıp otelimize yerleştik. Yazlık cicilerimizi ve flip flopları ayağımıza geçirip kendimizi sahile attık. Cheesecake Factory’de süper yemekler ve cheesecake’ler yiyip Lincoln Drive’da yürüyüşe çıktık. Yürüyüşümüz sırasında Acun’u gördük, dünya küçük deyip yürüyüşümüze devam ettik. Saatler akşam 9′u gösterdiğinde jetlag dayanılmaz bir hale geliyor, gözler kırpışmaya, ağırlık çökmeye başlıyor… Ne de olsa kendi ülkemizde saat sabahın 4′ü. Odamıza çekilip ZzzZzZzZz…

4.Gün

Miami’yi çok seviyorum. İnsanlar, böyle yerler varken neden New York’ta yaşamak isterler bilemiyorum. Bizde sabah 8′de kalkıp yeni yazlık kıyafetlerimizi giyip kendimizi sokağa attık.Deniz kenarında yosun kokusunun ve ılık bir meltemin eşliğinde yürüyüş yaptık. Herkes spor mu yapar? Ocean Drive’daki New Cafe’ye Amerikan usulü bir kahvaltı etmek üzere varıyoruz. Cafe tıklım tıklım. Sanki kimse çalışmıyor herkes geziyor. Bikiniler giyilmiş, herkes fit vücudunu ve silikonlarını gösterme yarışında sanki.Bu arada bize bir şeyler oldu, sürekli yemek düşünür ve yer olduk.Yediğimiz M&M’lerin hesabı yok, kızartılmış yemek yemekten sıkıldım ama canım yine de istiyor.Zaten bir porsiyonlarıyla bizde çok rahat dört kişilik aile doyuracak cinsten o yüzden yemekleri sürekli paylaşıyoruz.İçecekler zaten maksimum boyutta ve ağzına kadar buzla dolu.Bir an kafamı çeviriyorum bir de ne göreyim herkes havluları almış kumsala gidiyor, bizde kumsala gidiyoruz ve deniz resmen bizi çağırıyor… Dayanamıyoruz ve çocuklar gibi dalgalarla oyun oynuyoruz. İşte tatil diye buna derim. Tüm negatif enerjimi okyanusun derinliklerine gönderiyorum…

Otelde duş alıp check-out yapıyoruz ve üstü açık çivit mavisi Mustang’imize atlayıp kendimizi Aventura Alışveriş Merkezine atıyoruz. Burası oldukça büyük bir yer aradığımız çoğu marka burada mevcuttu. Bu kadar Miami yeter artık Orlando’ya geçme vakti geldi.4 saat süren yorucu bir araba yolculuğunun ardından Orlando’ya varıyoruz. Ama o da ne, ayağımızda flip-floplarla arabadan iner inmez buz gibi bir hava bizi karşılıyor. Zaten arabadaki ısı göstergesi bir anda 30 C’den 15 C’ye düştü. Biraz moraller bozuldu ama olsun yarın sabah erkenden Universal Stüdyolarına gidiyoruz hiçbir şey keyfimizi kaçıramaz…

5.Gün

Sabah biraz dayak yemiş gibi kalkıyoruz, boğazlar hafif şiş ne giyeceğiz şimdi çık isin içinden çıkabilirsen. Halbuki yazlık kıyafetler almıştık burada giymek için. Ben ya parmak arası terlik ya da tüylü bot arasında gidip geldim ve sonunda bot giydim çünkü dışarısı ciddi çok soğuktu. Yine Amerikan usulü bir kahvaltı ediyoruz. Bu arada bu ülkede ikram mantığı pek gelişmemiş. Kahvaltı odaya dahil değil ve sonuç çırpılmış yumurta, kızarmış patates ve kahveye hatırı sayılır bir para verip çıkıyoruz. Tüm seyahatimiz boyunca Hilton Doubletree Otellerinde ikamet ettik ve oldukça memnun kaldık. Lüks denilemez ama temiz,büyük ve merkeziler. Bizi eğlence parkına götürecek olan shuttle’a binip Universal Studios’a gidiyoruz! Allahım, Amerika’yı çok özlemişim, Florida’da yaşarken ne çok gelirdik ailecek Universal Stüdyolarına… Life Saver şekerlerini yiyince kendimi yine o küçük kıza dönüşüverdim. Hemen express passlerimizi alıp, Macera Adasına yani Adventure Island’a girdik. Çocuklar gibi bir trenden ötekine, bir atraksiyondan diğerine koşup durduk. Tüm yoğunluk Harry Potter bölümündeydi Jurassic Park, Marvel kahramanları derken akşam oldu. Canımız otele dönmek istemiyor napsak napsak diye düşünürken, güzel bir Çin yemeği yiyip James Cameron’un son filmi ”Sanctum’u ” IMAX’te 3D gözlüklerle izledik. Oldukça güzel vakit geçirdik . Çıktığımızda saat 11′di,odamıza çekilip güzelcene dinlendik.

6.Gün

Tüm gün Universal Stüdyolarını karış karış gezdik. Çılgın roller coasterlara bindik, Simpsonlarla resim çektirdik ve bol bol ”junk food” yedik. Bugün hava neyse ki güneşliydi de iliklerimizi ısındı. Bugün son gün o yüzden tadını sonuna kadar çıkarmalıydık. Günün atraksiyonu olan ”Blueman Show’a” gittik. Oldukça renkli ve hareketliydi fakat gözlerim kapanmaya başladı, zor tuttum kendimi uyumamak için.Otele gidip o yorgunlukla bavullara giriştik.

7.Gün

Tatilin yorgunluğu üzerimize çöktü resmen.8. günün tamamı yolda geçecek, geri dönüş yolculuğumuz başlıyor. Pazar sabahı hareket edip pazartesi öğlen Türkiye’de oluyoruz. Dönüş rotası Orlando’dan New York’a 3 saat oradan da İstanbul’a 8,30 saat süren bir yolculukla sona eriyor.2 saatte limanlarda beklememizi sayarsak 14 saate yakın yol gittik. Uçaktan bulutlarla kaplı İstanbul’u selamlıyorum o da karşılık veriyor, sanırım birbirimizi çok özlemişiz.

New York

Miami

Namibya

Namibya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan