Mardin

Mardin

Mardin

Mardin-68Mardin

Mardin’in sahip olduğu sarı taş dokusu, sesler ve kokular insanın başka bir boyuta geçip zamanda yolculuk etmesine olanak sağlıyor. Mardin gittiğiniz bildiğiniz tüm şehirlerden ve ülkelerden farklı olarak bambaşka bir kültüre, bambaşka bir tarihe kapılarını aralıyor. Öyle bir kültüre sahip ki aklınızın hayalinizin almayacağı medeniyetler burada imparatorluk kurmuş, filmlerde izlediğiniz türden Persliler ve Romalıların arasında büyük savaşlara ev sahipliği yapmış. Kürtçe, Arapça, Süryanice ve Türkçe kelimeler çiçek kokan tertemiz havasında birbirine karışıyor. Farklılıklar karşıtlık yaratmak yerine uyum içinde hayatın karmaşasında yerini almış hatta bu farklı hayatlar aynı sokakta top oynamış, aynı ipte atlayarak büyümüşler. Bunu gördüğünüz zaman yüreğiniz gurur ve sevgi ile kabarıyor. Hayat görüşlerinin saygıyla karşılanması rengarenk bir mozaik gibi ruhunuzu okşuyor.

Şehir oldukça düzenli dolayısıyla gezilecek yerler birbirine oldukça yakın. Yürüyerek şehrin büyük bir kısmını keşfedebiliyorsunuz ki Mardin’in ünlü dar sokakları arasında kaybolup yerli halk ile etkileşimde olmak burada yapabileceğiniz en güzel şeylerden biri. Halk oldukça cana yakın ve sıcak. Hele çocuklar o kadar masum ve güzeller ki bu cümleyi yazarken bile içimden sıcacık bir hissin akmasına engel olamıyorum. Kızımız Ela burada doyasıya Mardin’li çocuklarla oyunlar oynadı, beraber papatyalardan taç yaptı, evlerine girip yavru kuzularla ve keçilerle zaman geçirdi. 23 Nisan tatilini fırsat bilip gittiğimiz Mardin’de hava muhteşemdi ve deniz diye baktığınız uçsuz bucaksız Mezopotamya ovaları neon yeşilden kır çiçekleriyle bezenmiş sarının binbir tonuna doğru gözlere oyunlar oynuyordu. Hele o kır çiçeklerinin kokusu ve ağaçtan koparılmış taze çağlanın tadı unutulacak gibi değildi. Bereketli topraklara sahip olan Dicle ve Fırat Nehirleri arasında kalan Mezopotamya insanoğlunun göçebelikten yerleşik hayata geçtiği Sümer, Babil, Asur gibi büyük medeniyetlerin bulunduğu topraklardır. Mardin’in de bulunduğu bu topraklarda medeniyet gelişmiş, yazı bulunmuş, günler haftaya çevrilerek takvimleştirilmiş ve ilk kez bir saat içinde 60 dakika sayılmış. Bu büyük gelişmelerin hepsi bu bereketli ve uçsuz bucaksız ovalarda gerçekleşmiş. Bu sebeptendir ki bu topraklara ayak bastığınızda sizi farklı bir enerji sarıveriyor ve keşfetme tutkusuyla yanıp tutuşuyorsunuz

 

Mardin’de gezilecek yerler;

Ulu Camii: Mardin’in simgesi uçsuz bucaksız ovalara tepeden bakan muhteşem güzel bir camii Ulu Camii. Hele ilkbaharın coşkusuyla yemyeşil bir ova ile kontrast oluşturuyorsa gözden kaçırmanız imkansız. 1176 yılında Artuklular zamanında inşa edilen yapı Mardin’in en eski camisidir. En güzel Ulu Camii manzarasını Zinciriye Medresesi’nden veya Seyr-i Merdin’in Cafe’nin terasından yakalayabilirsiniz.

Kasımiye Medresesi: Mutlaka günü batırırken gidilmesi gereken bir yer Kasımiye Medresesi. Dağların deniz gibi duran ovalarla birleştiği bir noktada sessizliğin içerisinde batan rengarenk ışık hüzmelerinin duvarlarını boyadığı Kasımiye Medresesi benim en çok etkilendiğim yapı oldu. İçerisinde oldukça büyük bir havuzun bulunduğu medresede zamanında bu havuzun etrafına toplanan öğrenciler geceleri suya vuran yıldızları çalıştıkları rivayet edilir. Ayrıca çeşmeden akan suyun insanoğlunun doğumuna, aktığı geniş bölüm bebeklik, çocukluk, gençlik çağına ve son olarak ince kısmının ise olgunluk ve yaşlılık dönemini temsil ettiği söylenir.

Zinciriye Medresesi: Kasımiye Medresesi ile aynı mimar tarafından 1395 senesinde yapılmış olan Zinciriye Medresesi, Artuklar döneminde yapılmıştır. Bu medrese yüksekte kurularak aynı zamanda rasathane olarakta kullanılmıştır. Şehrin kalbinde yer aldığından yürüyerek ulaşabilir ve en güzel Mardin manzaralarından birine bu noktadan dalabilirsiniz.

Deyrulzafaran Manastırı: İsmini safrandan alan Manastır, Mardin’e 3 kilometre uzaklıkta bulunan Süryani Ortodoks cemaatinin ilk yerleşim alanı sayılan Turabdin’de yer almaktadır. Deyrulzafaran Manastırı, M.Ö. 4000 yılından bugüne dek ayakta kalmış olmasına rağmen Mezopotamya’daki manastırların arasında en sağlam yapıya sahip olan binadır. Hala etkin şekilde ibadet mekanı olarak hizmet vermektedir. Deyrulzafaran içerisinde Mor Hananyo Kilisesi, Azizler Evi, Meryem Ana Kilisesi ve Güneş Tapınaklarını içinde barındırır. İlk Hristiyanlığı kabul eden Süryaniler için önemli dini merkezlerden biridir ve aktif olarak kullanılmaktadır. Bu güzel Manastır’ı gezdikten sonra çıkışta mutlaka bademli kurabiye eşliğinde ikram edilen safran çayından tatmayı unutmayın!

Dara Antik Kenti: Romalı İmparator Konstantinos’un 394 senesinde ele geçirip başkent olarak ilan ettiği bu antik kent çok değil sadece 7 sene önce keşfedildi ve kazı çalışmaları uzun yıllar sürecek gibi duruyor. Her gün yeni birşeylerin keşfedildiği Roma antik kentinde biz gittiğimizde savaşta ölen ve Romalı olduğu tahmin edilen 4000 kişinin kemiklerinin bulunduğu bir toplu mezar bulunmuş. Rehberin söylediğine göre kazı olduğu için görebildik normalde kapalı tutuyorlarmış. Bu bölgede Persliler ile Romalılar arasında büyük savaşlar olmuş ve sonunda Romalılar burayı terketmek zorunda kalmış. Buraya yakın zindan olarak geçen dev muntazam sütunların olduğu yerin altında bulunan bir yapı var. Gerek düşmandan kaçmak gerek depo alanı olarak kullanılmış olan zindandan aşağı indiğiniz zaman kendinizi ”Game of Thrones” dizisinin setinde hissetmeniz garanti.

Mardin Müzesi: 1. Cadde Cumhuriyet Meydanına bakan müze eskiden Süryani Katolik Patrikhanesi olarak yaptırılmıştır. Girnevaz Höyük kazılarında elde edilen tablet, silindir mühür, seramik, figürin ve takılar, Kuzey Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu kültürlerinin Eski Tunç, Asur, Urartu, Grek, Pers, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramik, mühür, kandil, sikke ve cam şişe örnekleri Arkeoloji Salonu’nda sergilenmektedir.

Tarihi 1. Cadde: Mardin’in en ünlü ve merkezi caddesi olan 1. Cadde’deki tüm yapıların dışları yenilenmiş ve aynı renk tabela kullanılarak görüntü kirlilğinden kurtulunmuş. Bir tek kaldırımlara park eden arabalardan yürümek oldukça zor olsa da büyük işler başarılmış. En ünlü restoranlar, cafeler, kuruyemişçiler, telkari ve sabun dükkanlarının hepsi bu caddede bulunmaktadır.

Mardin Müzesi: Mardin Müzesi şehrin kalbinde 1. Cadde’ye bakan eski sarı taşlardan yapılmış ihtişamlı bir yapıdır. Yürüyerek rahatlıkla ulaşabileceğiniz Mardin Müzesi’nde Kuzey Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu kültürlerinin Eski Tunç, Asur, Urartu, Grek, Pers, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramik, mühür, kandil, sikke ve cam şişe örnekleri Arkeoloji Salonu’nda sergilenmektedir. Ayrıca Midyat İlçesi’nde köklü bir geçmişi olan gümüş işçiliğinden örnekler, yöresel giysiler, kılıçlar, kahve (mırra) takımları, hamam takımları, tespihler, bakır eşyalar yer almaktadır.

Sabancı Kent Müzesi: Mardin’in merkezinde yer alan 2 katlı tarihi müze binası II. Abdülhamit döneminde Diyarbakır Valisi Hacı Hasan Paşa tarafından 1889 yılında süvari kışlası olarak inşa edilmiş, daha sonra askerlik şubesi ve vergi dairesi olarak da kullanılmıştır. İçinde Dilek Sabancı sanat galerisinin de bulunduğu müze görülmesi gereken yerler arasında yerini alıyor.

Mardin Ptt Binası: 1890 yılında Ermeni mimarbaşı Sarkoz Lole tarafından yapılan tarihi bina gerek ihtişamlı mimarisi gerek manzarasıyla görülmeye değer.

Kayseriye Çarşısı: Kayseriye Çarşısı Ulu Camii’nin kuzeyinde yer alan 1500 senesinde yapılmış Mardin’in ünlü çarşılarından biridir. Kuruyemişten, sabuna, sabundan bakırcılara kadar her türlü yöreye özgü ürünü bulabileceğiniz güzel bir pazardır.

Mardin-24Midyat 

Mor Gabriel Manastırı (Deyrulumur): Turabdin Platosu’nda bulunan dünyanın en eski Süryani Ortodoks Manastırıdır. 1600 yıllık olan ve halen aktif olarak kullanılan manastırın etrafını çevreleyen dev duvarlardan tutun, içinde yüksek sütunları bulunan umumi tuvaletine kadar tertemiz ve özenle korunmuştur. Hristiyan dünyası için büyük bir öneme sahip olan manastır, aynı zamanda Süryani Kilisesi’nin ilim merkeziydi. Ölen papazlar bu manastıra, Hz. İsa’nın geleceğine inandıkları doğu yönüne doğru oturur şekilde gömülüyormuş. Ayrıca burada Hz. İsa’nın konuştuğu dil olan Aramice’nin bir diyalekti kabul Süryanice ile ibadetin genç kuşaklara öğretildiği bir merkezdir.

Midyat Konuk Evi: Midyat’ta bulunan ve eski bir konak olan yapı, Sıla dizisinin burada çekilmesi ile oldukça ünlenmiş ve adı ”Sıla Evi” olarak kalmıştır. Şabo Şahho tarafından yapılmış olan eski Midyat usulü konak uzun yıllar Süryani bir aileye yuva olmuştur. Üst taraflarda bulunan ihtişamlı balkonu ve yoğun el işçiliği bulunan terası turistleri çekmektedir. En üstteki teras kısmına çıktığınızda ise oldukça keyifli bir Midyat Manzarası sizi bekliyor olacak.

Gelüşke Han: 1903 senesinde Sürani Musa Samas tarafından inşaa edilen han eskiden ticari ve konaklama amaçlı kullanıyormuş daha sonra pazar olarak kullanılan han, restorasyon çalışmalarından sonra turistlerin uğrak yerlerinden biri haline gelmiş.

Beyaz Su: Beyaz Su Çayı’nın geçtiği bir bölgede piknik alanı suyun içerisine yerleştirilmiş ve oturma alanlarıyla su kenarında mola vermek isteyenler için ferah bir yer yaratılmış. Su kenarında alabalık yemek isteyen veya piknik yapmak isteyenler için gidilebilecek bir mekan.

Mardin-35Hasankeyf 

Mardin’den iki saat, Midyat’tan ise bir saatlik bir araba yolculuğu ile tarihi Hasankeyf’e gelebilirsiniz. Burada sizi karşılayan ve rehberlik yapmaya çalışan çocukların dediği gibi, Mardin Hasankeyf sayesinde ünlü olmuş. Doğruluk payıda yok değil. Çünkü Hasankeyf neredeyse 10bin yıllık bir geçmişe sahip. Ağırlıklı olarak Artukluların eserlerini görebileceğiniz Hasankeyf’te Hilve kahvenizi yudumlarken manzaraya karşı keyif yapmak ayrı bir zevk. Tepeden tarihi El-Rızık camii ve minaresini kadraja alıp Dicle nehrini ve arkadaki düzlükleri boylu boyuna fotoğraflayabilirsiniz. Binlerce yıllık tarihi olan bu kent maalesef Ilısu barajının suları altında kalma tehlikesi ile yüz yüze. 2016 sonuna doğru minare aynı Halfeti’de olduğu gibi yarısına kadar sular altında kalabilirmiş. O yüzden Hasankeyf’i görmek için acele etseniz iyi edersiniz. Nehrin karşı tarafındaki Zeynel Abidin Türbesine uğramadan geçmeyin. Bizim gibi bahar aylarında giderseniz türbe etrafındaki çiçek ve gelincik tarlalarında fotoğraf çekmeyi unutmayın.

Mardin-10Mardin mutfağı, mezelerinden ana yemeklerine kadar oldukça renkli bir yolculuğa çıkaran lezzetli bir mutfağa sahip. Ben hayatımdaki en güzel çorbayı burada yedim mesela. Lebenniye çorbası içerisinde nohut, dövülmüş buğday ve kuzu etinin bulunduğu yoğurtlu bir çorba. Çilekli roka salatası, İkbebet (haşlanmış içli köfte), Sembusek (kapalı lahmacun), Kaburga dolması, Hariri tatlusu, Kıbbe, Dobo, Muhammara, Babagannuş say say bitmez. En güzel yemekleri tadabileceğiniz adreslere gelince;

Cercis Murat Konağı: Ebru Baykara’nın titizlikle işlettiği Cercis Murat Konağı hem merkezi konumu açısından, hem manzara açısından hem de yemekler açısından on numara bir yer. Ebru hanımla tanışıp muhabbet etme şansımız oldu, hatta oradayken bu mekana birden fazla geldiğimizi de itiraf etmeliyim. Kendisi her daim işinin başında ve takibinde olan oldukça bakımlı ve kültürlü bir bayan. Ortaya gelen bakırdan meze tabağı, gavurdağ salatası ve köpüklü ayran uçakta yediği sandviçle duran mideme bayram havası yaşattı diyebilirim. Akşamları fiks menü ve canlı müzik eşliğinde programları oluyor herkese tavsiye ederim.

Kebapçı Rıdo: Mardin’in en iyi kebapçılarından biri olan Rıdo 1. Cadde’de bulunmaktadır. Kebap severlerin mutlaka uğraması gereken bir mekan.

Yusuf Usta: Yusuf Usta fıstıklı cevizli ve değişik kebap türleriyle et severlerin ağzını sulandırıyor.

Sadık Künefe: 30 yıllık bir geçmişe sahip olan Sadık Künefe’de 1. Cadde’de bulunuyor. Buraya mutlaka künefe veya kadayıf yemek için zaman ayırmalı üzerine de güzel bir kahve içmelisiniz.

Seyr-i Merdin: Mardin’e gelip akşamları deniz gibi duran uçsuz bucaksız Mezopotamya’ya karşı güzel bir kahve içmeden dönmek olmaz. Seyr-i Mardin bu keyfi yapabileceğiniz en güzel kafelerden biri dileyen yemekte yiyebiliyor. Burası da 1. Cadde’de.

Mardin-15Mardin denince, incecik gümüş tellerin örülerek işlenmesi anlamına gelen Telkârî Sanatı akla gelir. M.Ö 3000 senesinde kadar dayanan bu özel işleme sanatından yapılmış kolyeler ve yüzükler alınacak en güzel hatıralardan biridir. Mardin kuruyemiş cenneti olduğundan fiyatı da oldukça uygun olan ceviz, badem, dut türevinden yemiş almanızı tavsiye ederim. Badem çok yetiştiğinden gerek mavi renkte şeker kaplı, gerek tarçın kaplı şekerlemelere rastlamanız mümkündür inanılmaz lezzetliler mutlaka tadına bakın. Bizim favorimiz tarçınlı olanları. Bıttım sabunu oldukça ünlüdür. 1. Cadde’de bulunan Dara Sabun dükkanından mis kokulu sabunlar alabilirsiniz. Artukbey markasına ait yeşil keselerde satılan Dibek Kahvesi ise kahve severlere alınacak en güzel hediyelerden. Mardin’de yemeklerin ve içeceklerin bakır tabaklarda ve bardaklarda ikram edilmesi çok hoşuma gittiğinden bakır ayran kapları ve yine bakırdan meze tabakları almayı ihmal etmedim. Bakırdan hoşlanıyorsanız evde geleneksel bir yemek yerken ayranları bakır kaplarda servis etmek isterseniz Kayseriye Çarşı’sına göz atmayı ihmal etmeyin. Şarap severler için ise birçok yerler rastlayabileceğiniz Süryani şarapları alınacak hediyelikler arasındadır.

Mardin

Kısa Kısa

  • Yazın çok sıcak olduğundan gözünüze evlerinde çatısında bulunan maviye boyanmış ranzalar çarpacaktır. Mavi rengin akrepleri uzak tuttuğuna inanıldığı için sarı taştan evlerin üzerinde bu ranzaları görmeniz olası.
  • Otellere gelirsek biz Midyat’ta bulunan Kasr-ı Nehroz’da ve 1. Cadde’de bulunan Tuğhan Otel’de kaldık. Kasr-ı Nehroz 1600 yıllık bir konağın restore edilmesi ile çok güzel bir otele dönüştürülmüş. Yemeklerin muhteşem olduğunu söylemeliyim. Lebenniye ve çilekli roka salatası benim favorilerimden. Tuğhan Otel’e gelirsek merkezi konumu ve Eda hanımın misafirperverliği sayesinde çok memnun kaldık. Odamızın manzarasının Mezopotamya’ya bakması ise sanırım bonus oldu.
  • Manastırları gezerken saatlere dikkat etmeniz oldukça önemli çünkü içeride dua olduğu zaman ziyaretçi alınmıyor. Pazar günleri ise manastırlar kapalı oluyor. Örnek vermem gerekirse Mor Gabriel Manastırı yalnızca 8:30-11:00 ve 13:00-16:30 saatleri arasında ziyarete açık. Bu saatler farklılık gösterebileceğinden gitmeden internet sitelerine bakmakta fayda var.

Kapadokya

Kapadokya

Kapadokya

Kapadokya-11

Kapadokya, Türkiye

Sırtınızda çanta, boynunuzda otantik bir şal eşliğinde dünyada görülebilecek en önemli yapıtları, şehirleri gezmiş de olsanız Kapadokya’ya ayak basar basmaz milyonlarca yıllık mistik kayaların ve antik medeniyetlerin bıraktığı enerjiye kapılmadan edemeyeceksiniz. Nemsiz, kuru havanın verdiği rahatlık ve yer yer esen rüzgarın ruhunuzda yarattığı ferahlığı yüzünüzde hissederken ‘’Dünyada acaba böyle iyi korunmuş doğal güzelliklere sahip kaç yer olabilir ki? ‘’ diye düşüneceksiniz.

Güzel atlar diyarı anlamına gelen Kapadokya, Farsça olan ”Katpatuka” isminden gelmektedir. Söylenene göre eski zamanlarda vahşi ama bir o kadar güzel atların özgürce koşturduğu bir yermiş Kapadokya. Milyonlarca yıl önce ihtişamlı Erciyes ve Hasan Dağı’nın püskürmeleri sonucu oluşan volkanik taşların rüzgar ve özellikle yağmurun aşındırmasıyla günümüzdeki hallerini almışlardır. Kayaların kolay oyulabilirliği ve içerisindeki ısıyı sabit tutabilmesi açısından birçok medeniyet bu toprakları kendine yuva edinmiştir. Kapadokya sırasıyla Hititlerin, Perslerin, Hıristiyanların, Büyük İskender’in, Bizans İmparatorluğu’nun ve Selçukluların ve Osmanlıların göz bebeği olmuştur. Kalan son Rumlar (Hıristiyanlar) ise 1924 yılında yapılan mübadeleyle ülkelerine gönderilmiştir, Rumeli’de yaşayan Türklerde buraya yerleştirilmiştir. Şimdilerde arkalarında bıraktıkları konaklar ve evler restore edilerek butik otellere dönüştürülmüştür.

Nevşehir’e bağlı olan Kapadokya’da görülecek en önemli yerler Ürgüp, Göreme, Ihlara Vadisi, Ortahisar, Uçhisar, Çavuşin, Mustafapaşa ve Paşabağı bölgelerinde toplanmıştır. En popüler olan Derinkuyu YeraltıŞehri ve diğer yeraltı şehirlerini de unutmamak gerekir tabiî ki. Otel tercih ederken kayaların içine oyulmuş zamanı durduran ve sizi tarihi bir atmosfere taşıyan bir otel seçmenizi tavsiye ederiz. En güzel zamanı ise kesinlikle bahar aylarına denk gelen aylar, Ekim ayındaki ısı bile zaman zaman zorladığına göre yaz sıcağı oldukça kavurucu olacaktır. Kışın karda tadını çıkarmak isterim derseniz soğuğa sevdalı olmalısınız. Karasal iklime sahip olduğu için kışlar çetin geçiyor söylediklerine göre geçen sene -27 dereceyi görmüşler, karar sizin.

Çok uçuk fiyatlı oteller olduğu gibi yine orta bütçeli ve çok kaliteli oteller bulabilmeniz mümkün. Hangi bölgede kalalım diye fikrimi sorarsanız kesinlikle Uçhisar’ın eteklerinde bulunan peribacası manzarasına sahip otantik bir otelde derim. Kapadokya’da kalınabilecek çok kaliteli ve güzel oteller olsa da Museum Hotel bizim için oldukça özel bir yere sahip gerek servisinden gerekse otelin ince düşünülmüş dekorasyonundan.

27-Kapadokya-CappadociaBenim için yapılacakların başında balona binmek geliyor. Göreme Bölgesinden kalkan balonlara binebilmek için yaklaşık 130 Euro’yu gözden çıkarmanız gerekiyor. Duyumlarıma göre daha uygun fiyata binilen balonlar eski olduğundan çok fazla yükseğe çıkamıyor ve turları kısa sürüyor. Ayrıca mutlaka güneşin doğuşu ile alacakaranlıkta binin. 2. sortiler daha ucuz oluyor fakat sabahın ilk ışıklarında yüzlerce balonla aynı anda yükselmenin keyfi anlatılamaz. En iyi balon firmaları Ürgüp Balon, Anatolian Balloon ve Royal Balloon.

Ayrıca Göreme Açık Hava Müzesi’ni, Paşa Bağı’nı, Çavuşin Açıkhava Müzesi’ni,Uçhisar ve Ortahisar Kalelerini, Ürgüp’teki Sinasos’u (Mustafapaşa), Asmalıkonağı, Şarap Üreticilerini, Derinkuyu ve Kaymaklı Yer altı Şehirlerini, Ihlaradaki (Selime Kilisesi, Ağaçaltı Kilisesi, Sümbüllü Kilisesi gibi)Kiliselerigezip vadide yürüyüş yaptınız mı tamamdır.
En iyi panaromik izleme alanlarını Güvercinlik Kayaları ve günbatımının izlendiği Ürgüp Panaromik Seyir Alanı (Sunset) olarak sıralayabiliriz. Gelişmiş bir şehri andıran Avanos’ta ise otantik bir şey bulamadık. Eğer zamanınız artarsa Hacıbektaş Veli Külliyesini ve Selçuklu mimarisine sahip olan 1231’de yapılmaya başlanan Ağzıkarahan Kervansarayı’nı ziyaret edebilirsiniz. (Müze kartına sahip olanlar birçok yere ücretsiz olarak girebilirler.)

İyi ve kaliteli yemek bulmak Kapadokya’da hiç zor değil. Lezzetleri ile ün yapmış restoranlar keyfinizi daha da bir yerine getirecektir. Akşamları en canlı noktası olan bol restoran çeşitleri ile Ürgüp oluyor. Ürgüp’ün en ünlü restoranları Muti ve Ziggy’s iken Mustafa Paşa’daki Old Greek House hem mekan hem de lezzet açısından oldukça başarılı. Uçhisar’daki Lil’a Restoran ise şimdiye kadar gittiğim en iyi restoranlardan biri olduğunu söyleyebilirim. Uçhisar’da bulunan Lil’a, Museum Otel’e bağlı ve içindeki sergilenen tüm halı ve çömlekler antika ve tarihi eser. Yemekler, sunum, garsonların ilgisi ve giysileri ile 10 üzerinden 10 verebilirim. Sacred House’un restoranı, Argos Otel’in içindeki Seki Restaurant diğer tavsiye edeceğim adreslerdir. Güzel restoranların çok olması tüm restoranların başarılı olduğu anlamına gelmiyor tabiî ki. Merkezde olup, fahiş fiyatlı olan fakat yemeklerin oldukça kötü olduğu bazı restoranlarda yemek yedik. İyice araştırmadan veya bilmeden herhangi bir restorana gitmektense, gözleme ayran yiyerek öğünü atlamanızı tavsiye ederim.

Aklıma ilk sütte kavrulmuş kabak çekirdekleri geliyor. Fiyat olarak hem çok uygun olan hem de çok lezzetli olan kabak çekirdeklerinden mutlaka almalısınız. Çekirdeğin yanı sıra çeşit çeşit kuruyemişleri, iğdeleri ve alıçları çok meşhur. Çömlek ve çömlek yapımı ile ilgileniyorsanız güveç kaplarından, bardaklara kadar birçok hediyelik bulabilir ayrıca kendiniz de çömlek yapımını deneyimleyebilirsiniz. Bağcılık ve şarap üretimi, kaliteli üzümlerin burada yetiştirilmesi ve fermantasyona uygun olan oyulmuş taş içlerinin ısıyı 4 mevsim sabit tutabilmesi açısından çok ünlüdür (Turasan ve Kocabağ gibi). Kilim ve halı dokuma, onyx ürünleri, oyuncak köylü bebekleri alınabilinecek diğer hediyeliklerdendir. Belirtmeden geçemeyeceğim bir yer ise Göreme Açık Hava Müzesinde bulunan Müze Kafe’de çok güzel kitaplar ve orijinal hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Zaten gerek kafenin dekorasyonu, gerek konsepti standartların üzerinde olmuş.

Kapadokya

Machu Picchu

Machu Picchu

Los Angeles

Los Angeles

Toskana

Toskana

Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Izlanda

Izlanda

Malta

Malta

Myanmar

Myanmar

Provence

Provence

Moğolistan

Moğolistan

Mardin

Mardin

Japonya

Japonya

Bali, Endonezya

Bali, Endonezya

Avusturya

Avusturya

Dubai

Dubai

Bled Gölü, Slovenya

Bled Gölü, Slovenya

Norveç

Norveç

Yucatan, Meksika

Yucatan, Meksika

Kadim Galeri

Kadim Galeri

Sokaklar Galeri

Sokaklar Galeri

Hayvanlar Galeri

Hayvanlar Galeri

Soyut Galeri

Soyut Galeri

Yemek Galeri

Yemek Galeri

Manzara Galeri

Manzara Galeri

Portre Galeri

Portre Galeri

Simgeler Galeri

Simgeler Galeri

Kudüs, İsrail

Kudüs, İsrail

Mahe, Seyşeller

Mahe, Seyşeller

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag, Danimarka

Stockholm, İsveç

Stockholm, İsveç

Endülüs, İspanya

Endülüs, İspanya

Sharm El Sheikh, Mısır

Sharm El Sheikh, Mısır

Londra, İngiltere

Londra, İngiltere

Edinburg, İskoçya

Edinburg, İskoçya

Bakü, Azerbaycan

Bakü, Azerbaycan

Kapadokya

Kapadokya

Pekin, Çin

Pekin, Çin

Beyrut, Lübnan

Beyrut, Lübnan

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Chiang Mai & Bangkok, Tayland

Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya

St.Petersburg, Rusya

St.Petersburg, Rusya

Helsinki, Finlandiya

Helsinki, Finlandiya

Petra, Ürdün

Petra, Ürdün

Zürih, İsviçre

Zürih, İsviçre

Kuveyt

Kuveyt

Cape Town, Güney Afrika

Cape Town, Güney Afrika

Zanzibar

Zanzibar

Safari, Tanzanya

Safari, Tanzanya

Santorini, Yunanistan

Santorini, Yunanistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

Agra Jaipur Udaipur, Hindistan

New York & Miami, ABD

New York & Miami, ABD

İtalya

İtalya

Maldivler

Maldivler

Karadağ

Karadağ

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag, Çek Cumhuriyeti

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Sarajevo & Mostar, Bosna Hersek

Dubrovnik, Hırvatistan

Dubrovnik, Hırvatistan