Seyahat etmek ruhu dönüştürür mü sorusu cevabını içinde barındıran bir soru değil de nedir? Seyahat ruhu dönüştürmekle kalmaz, kirleri ve tortuları temizler, serin bir şelalenin altında yıkanmış gibi taptaze hissettirir insana kendini. Uzun zamandır ailemle sürekli hareket halinde bir yerden bir yere yolculuk ediyorum. Akrabalarımın bile neden bu kadar gezdiğimi sorguladıkları bir dönem oldu. Gezmek kelimesi bir eli yağda bir eli balda hissini verse de bizim gezilerimiz hiç ayak uzatıp egzotik içecekler içtiğimiz bir formatta olmadı. İçimdeki keşif ve öğrenme aşkı asla buna izin vermedi. Hep daha fazla oku, daha fazla araştır, git gör deneyimle dedi. Şimdi gerçekte neyi keşfetmeye çalıştığımı çok daha iyi anlıyorum. Bu yolculuklar içe doğru yapılan yolculuklardı. İlk başta gideceğim yerleri ben seçerken bir süre sonra gideceğim yerler beni çağırmaya başladı. Tüm süreç kendiliğinden oluşuyor sanki orada yaşamam gereken birşey olduğundan oraya doğru çekiliyordum. Her gittiğim yer bana nerede yanlış yaptığımı doğru yolun neresi olduğunu bulmama yardım ediyordu sanki. Çok değerli kişilerin yardımlarıyla en büyük farkındalıklarımdan birini Bali’de diğerini de Tayland’da yaşadım. Beni alıkoyan şeyin düşüncelerim olduğunu onlarla baş edemezsem onların beni ömrüm boyunca yöneteceğini gördüm. Geçmişten gelen yanlış inançlar, kendimi affedememe, başkalarını affedememe ve tabular vardı. Tüm bu negatif hislerle bir ömür geçirmişim ve varlıklarını fark bile etmemişim. Bu düğümleri teker teker çözmeye koyuldum ama kolay bir süreç değil çünkü halen üzerinde çalışıyorum. Gittiğimiz yerlerin enerjilerinin yaşam kalitemizin üzerinde çok fazla etkisi olduğunu düşünüyorum. Eğer yaşadığınız yerde çok fazla umutsuz ve bitkin insan varsa bu enerji girdabının içine girmemeniz imkansız. Ben doğadan uzakta kalabalığın içinde yaşadığım dönem içerisinde negatiflikten başka hiç birşey üretemediğimi fark ettiğim için gitmek bana hep iyi geldi. Bir ev içerisinde bile bir yakınınızın hayata bakış açısı öfke ve negatiflik içeriyorsa onun yanında durmak zor gelir. Doğaya kaçmak, kendimi doğanın akışına bırakmak yaralarımı sarmama hep yardımcı oldu. Doğanın içine girdiğinizde orada hep bir huzur vardır çünkü hiç bir çiçek ”ben diğerinden daha güzel kokacağım” diye hırs yapmaz, ya da bir kuş diğer bir kuştan daha güzel ötmek için yarışa girmez. Bir ceylan başka bir canlı tarafından saldırıya uğrasa da tehlike geçtiğinde olayı unutup otlanmaya, hayatını yaşamaya devam eder. Dağdan akan su akacağı yolu kontrol etmeye çalışmaz kendini yer çekimine bırakır. Bize gelince biz sürekli herşeyi kontrol etmeye ve daha iyisine sahip olmaya çalışıyoruz. Geleceğin daha iyi olacağına ve daha mutlu olacağımıza dair saplantılı bir inancımız var. Gelecek hep mutluluk vaad ederken şimdiyi yaşamak büyük bir işkenceye dönüşüyor. Atladığımız bir şey var. Gelecek hep mutluluk getiriyorsa, gelecek de birgün şimdi olmayacak mı?  Yani o büyük bir heyecanla beklediğiniz şey her ne ise şimdiye dönüştüğünde bir anda değerini yitirmeyecek mi? Gelecek tabi ki güzellikler getirsin ama şimdiyi yaşama sanatını bilmediğimiz için bir ömrü gelecekten gelecek mutluluğu beklemekle geçiriyoruz. Hep bir bekleme hali içerisinde yılları deviriyoruz.  ”Bunu yaparsam çok mutlu olacağım.”, ”Bunları satın alırsam çok mutlu olurum.”, ”Bunlara sahip oldum mu tamam çok mutlu olurum.” Şu anında mutluluğu bulamayanların gelecekte mutluluk bulma ihtimali maalesef yok! 

 

Provence, Fransa

 

Bir şeye sahip olma fikri ile ona sahip olunan zaman aralığı insana büyük bir keyif veriyor ta ki o çok arzu edilen şeye ulaşılana kadar. Çok mutlu olacağımızı sanarken aslında oldukça ortalama bir mutluluk yaşıyoruz. Arzulanan şeye sahip olduktan sonraki ilk zamanlar bir miktar mutluluk yaşanıyor ama dikkat ederseniz hayal ettiğiniz boyutta bir mutluluk gerçekleşmiyor. Daha sonra o çok istenilen çaba sarfedilen, günlerce uykusuz bırakan şey bir anda normale dönüşüyor. Dolayısıyla sahip olma hissi kısa vadeli mutluluk sağlarken, uzun vadede içinden çıkılması zor derin bir boşluğa mahkum ediyor.

 

Bagan, Myanmar

 

Peki mutluluk nerede ve onu nerede aramalıyız? Bence bu soru başlı başına yanlış bir soru çünkü 7/24 mutlu olunamayacağını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Araya kimi zaman üzüntü, öfke, düş kırıklıkları, hüzün kimi zaman huzur, dinginlik, heyecan, tatmin gibi farklı hisler giriyor. Salt mutluluk diye birşey yok sadece şimdiki zamanı kucaklama ve o anda var olan hissi yaşamamız gerekiyor. Kabullenerek ”Bu neden benim başıma geldi?” demeden bir duruma hiç üzüldünüz mü ya da acıya kucak açarak içinizden gelerek hüngür hüngür ağladınız mı bilmiyorum ama muazzam bir huzur barındıyor içinde. Sanmayın ki birisi daha başarılı diye, daha zengin diye ya da sizden daha bir şey diye sizin yaşadığınız çıkmazı yaşamıyor. Hele hele insanların instragramlarına bakıp harika bir hayat yaşadığını düşünüp iç geçiriyorsanız ve kendi yaşamınızla karşılaştırıyorsanız bu sizi çıkmaza sürükler. Öncelikle sosyal medyada insanların ben dahil hep güzel anlarını ve sadece güzel fotoğraflarını paylaştığını unutmayın. Kimse kötü bir anını koymadığı gibi tüm fotoğraflar güzel makinelerle çekiliyor. Ayrıca herkesin yaşam hikayesinin ve yolculuğunun farklı olduğunu unutmamak lazım. Hepimizin hayat hikayesi, yaşadıkları ve yaşayacakları farklı. Sizi özel kılan da bu değil mi zaten?

 

Reynisfjara, İzlanda

 

 

Seyahatler insanları eleştirmeyi ve önyargılı olmayı bırakmamı sağladı ama bende üzerinde çok uğraş verdim, veriyorum. Her kimi eleştiriyorsam artık biliyorum ki eleştirdiğim kişi karşımdaki değil, bizzat kendi kendimi eleştiriyorum!  Kendimizle bu kadar uğraşmayı bıraktığımız gün tüm hayallerimizin gerçekleşeceğini farkında olanlar hayallerini dolu dolu yaşıyor ve yaşamaya devam edecek. Kendinizi sevin ve kendinize şefkat gösterin. Şöyle geriye dönüp başarılarınızı ve ne durumlara göğüs gerdiğinize bir bakın. Kendinizi bugünlere gelebildiğiniz ve bunca acıya katlanabildiğiniz için kutlayın ve bedeninizin gevşemesine izin verin.

 

” Düşüncelerinde aramayı bıraktığında, cevabı sessizliğinde bulacaksın.” Gangaji

 

”Belirsizlik içerisinde konforu yaşayabilenler, hayatlarına sonsuz olasılık ihtimalini açarlar.” Eckhart Tolle

 

”Herşey olduğu gibidir. Geceleri yıldızlara baktığımızda doğru yıldız, yanlış yıldız diye karşılaştırma yapmayız ya da güzel veya kötü dizilmiş takımyıldızlar diye ayırmayız.” Alan Watts

 

”Kendinle ilgili ne düşündüğünü merak ediyorsan başkaları hakkında ne düşündüğünü kendine sor ve cevabı bul.” Jane Roberts/Seth

 

Gobi Çölü, Moğolistan